Kahramanmaraş ve Siverek’te yaşanan okul facialarının ardından refleks yine aynı oldu: Fail bulunmadan önce suçlu bulundu. Suçlu : “Telegram”, “oyunlar”, “sosyal medya” yani kısaca Teknoloji.
Sanki fiziksel hayatta hiç şiddet yok, dolandırıcılık yok. Sanki hayatımızdaki tüm sorunları sadece dijital hayat yaratıyormuş gibi, son yıllarda her olayda hemen “teknoloji” ve özellikle de “şiddet içeren oyunlar” suçlu ilan ediliveriyor.
Ama bu yaklaşım yanlış ve tehlikeli. Çünkü sorunu basitleştirir, çözümü geciktirir ve sorumluluğu yanlış yere koyar. Suçluyu bulmuş olma rahatlatması yüzünden asıl nedenleri farkına varamayız. Asıl sorunlarla yüzleşmeyi erteler. O nedenle soralım : Gerçekten tek sorun teknoloji mi?
Yanısıra Kahraman Maraş’ta bir detay, bu kolay açıklamanın diğer bir yönünü daha bozuyor: Failin ailesi “tipik risk profili”ne uymuyor. Anne öğretmen, baba emniyet amiri. Yani ne yoksulluk var ne eğitimsizlik. Bu tablo, alıştığımız açıklamayı da çökertiyor. Ve bizi daha rahatsız edici bir gerçekle yüzleştiriyor. Sorun sandığımızdan çok daha derinde.
Bu nedenle 12 öğrenci ve 1 öğretmenin öldüğü, 21 öğrencinin yaralandığı 1999 tarihli ABD / Columbine Lisesi katillerinden birinin annesinin kendisi ile hesaplaşmasını izleyelim. Bu tür olayların nasıl oluştuğuna dair bir fikir veriyor.
Teknoloji Neden mi? Araç mı? Teknolojiyi suçlamak neden bu kadar kolay?
Teknolojiyi suçlamak kolay. Çünkü halk açısından bakılırsa, teknolojinin nasıl çalıştığını anlamak çaba gerektiriyor. Anlaşılması zor bir alan. Suçu atmak bu nedenle kolay. İnsanların anlamadıkları bir alana, tüm suçu atarsanız, nasıl suçlu olduğunu ya da olmadığını anlamazlar ve olduğu gibi kabul ederler ve başka suçlu aramaya gerek kalmaz.
Daha da detaylandıralım. “Telegram bir araçtır”. Tıpkı telefon gibi. Tıpkı araba gibi. Arabayla bir yere de gidebilirsiniz. İnsanları da ezebilirsiniz.
“Şiddet içeren ya da içermeyen oyunlar bir içeriktir”. Tıpkı şiddet içeren ya da içermeyen filmler ve diziler gibi. Bu teknolojik araçlar ve içerikler, bazı durumlarda iletişimi kolaylaştırır, içerik yayılımını hızlandırır, taklit davranışları tetikleyebilir. Ama hala hiçbir araştırma “Bu araçlar tek başına şiddet üretir” diyemiyor.
Aksi doğru olsaydı, milyonlarca telegram ya da online oyun kullanıcıları arasından neden sadece birkaç kişi bu tür eylemlere yöneliyor?
Cevap basit: Çünkü sorun araçta değil, zeminde. Asıl mesele, kırılgan bir zemin olması. Bugünün ya da dünün gençliği sadece bir olayın değil, bir dönemin ürünüdür. Bugünün gençliğini etkileyen koşulları sayarsak, ekonomik belirsizlik, hukukun geldiği nokta, işsizlik ve NEET artışı, gelecek kaygısı, sosyal izolasyon, küresel kriz atmosferi.
Bunlar bir araya geldiğinde ortaya çıkan şey sadece bireysel sorun değil, bir toplumsal ruh halidir. Bir genç için artık “bugün ne yapsam?” Sorusu yok, “bu hayatın bir anlamı var mı? Bir yere varacak mı?” gibi soruları ortaya çıkmış durumda. Bu soru cevapsız kaldığında, risk başlıyor.
Telegram Nedir, Ne Yapar?
Whatsapp benzeri bir uygulama olan Telegram, kapalı gruplar (private channels), davet linkleri ve hızlı içerik paylaşımı için kullanılabiliyor. Bu tür olaylarda rolü genelde planlama değil, iletişim ve içerik dolaşımı oluyor. Uçtan uca şifreli sohbetler ve kapalı grup olması, takip, denetim ve müdaheleyi zorlaştırıyor. Bu nedenle de, mesela Rusya-Ukrayna savaşında veya Ortadoğu çatışmalarında, aşırı grupların iletişiminde kullanılıyor.
Bazı durumlarda şiddet içerikleri, radikal söylemler, taklit davranışları aynı platform içinde dolaşabiliyor. Bu tür olaylarda ilham verici ya da kopyalama etkisi (copycat effect) yaratabiliyor. Ama şiddet yaratmada ana sebep bu mudur? Yoksa gencin bireysel psikolojisi, sosyal izolasyonu, ideolojik etkiler, yerel dinamikler midir?
Özetle “Sorun platform değil, platformu nasıl ve hangi motivasyonla kullandığını bilemediğimiz insanlardır”. Bu noktada sosyal medyanın henüz çok popüler olmadığı 2011 yılındaki Norveç saldırısını gerçekleştiren Anders Behring Breviik’i hatırlayalım. Online ortamda değil, fiziksel ortamda kişilerle ilişki kurmuş ve Progress Party isimli bir siyasal oluşumda radikalleşmişti. Dolayısıyla tekrarlayalım, Telegram bir araçtır, içeriği yayabilir ama bu tür radikalleşmelerin organizasyon merkezi demek aşırıya kaçar.
Medya ve kültür: Şiddetin estetiği
Bugünün gençliği sadece ekonomik değil, varoluşsal bir kriz yaşıyor. “Bu hayatta yerim ne?”, “Ne için uğraşıyorum?”, “Bir yere varabilecek miyim?”. Bu sorular cevapsız kaldığında, boşluk oluşur. Ve insan bu boşluğu doldurmak ister. Dijital dünya burada devreye giriyor. İşte teknoloji tam bu noktada önem kazanıyor. Teknoloji sebep değildir, ama boşluğu dolduracak alan sunar. Yani teknoloji, bu birey için, bir araç değil, bir “anlam alanı” haline gelir.
Bu noktada kültürel boyuta yani Medya ve dizilere bakalım. Adeta gücün yeniden tanımını izliyoruz. Hayatımızın kahramanı bir mafia lideri. Hukukun ya da kolluk gücünün kendisi yerine adalet ya da para desteğine ihtiyacı olanların açık açık yardım istediği figür haline dönüşüyor. Mafya dizileri yani hukukun zayıf, bireyin güçlü olduğu anlatılar, gencecik beyinlere kazınıyor. Suç adeta estetikleşiyor.
Mafya karakterleri güçlü, zengin, karizmatik, dokunulmaz vs olarak sunuluyor. Adeta rol modeli haline gelebiliyor. Türkiye’de bu tür dizilerin etkisi daha güçlü çünkü alternatif rol modeli az. Başarı hikayeleri yerine “güç hikayeleri” öne çıkıyor. Bu diziler doğrudan suç üretmeyebilir. Ama “Güç, kurallarla değil, kuralsızlıkla da elde edilebilir” algısını oturtuyor. Adeta “kültürel kodlama” yapıyor.
Dizilerde çoğu zaman, devlet zayıf (etkisiz), hukuk etkisiz, adalet “kişisel intikam” ile sağlanır fikri veriliyor. Bu çok kritik çünkü kurumsal güveni yani Devlete saygı ve güveni aşındırıyor.
Bu da uzun vadede normları değiştiriyor, bizi hukuksuzluğa alıştırıyor, normalleştiriyor. Ortam zaten çok ağır. Bugünün gençleri sadece kendi hayatını yaşamıyor. Aynı anda, savaş, kriz, eşitsizlik görüyor ve sürekli suç ve şiddet içeren kötü haber akışına maruz kalıyor. Bu da “dünya zaten kötüye gidiyor” duygusu yaratıyor. Bu duygu, bireyi ya pasifleştirir ya da radikalleştirir.
Sosyal medyada bir kabahat varsa, bu tabloyu büyütebilir. Çünkü algoritmalar uç içerikleri öne çıkarıyor, şiddet sahneleri viral oluyor, karakterler idol haline geliyor. Ama önce bu içeriklerin var olması lazım.
NEET gerçeği: Görünmeyen kriz
Ne eğitimde ne istihdamda olan gençler — yani NEET grubu — bu tablonun en kritik parçası durumunda. Eğitim alsa da iş bulamayan, ekonomik güce sahip olamayan, ailesinden ayrılamayan, bağımsız yaşayamayan bu gençler, sistemin dışında kalmış, temsil edilmediğini hisseden, hayatı ertelenmiş bir kuşağa dönüşüyor. Burada en tehlikeli nokta şu, uzun süre dışarıda kalan birey, zamanla sistemle bağını kaybeder. Bu bağ koptuğunda, geriye kalan şey çoğu zaman, öfke, ilgisizlik, kopuş olur. Üstelik bu kopuş, izole kalmaz. Bir ülkenin en büyük sorunu gençlerin fakirleşmesi değildir. Asıl büyük sorun, gençlerin geleceğe olan inancını kaybetmesidir.
Anne Babalara, Öğretmenlere, STK’lara ve Tabii ki Devlete Düşen Görevler
Bu süreçte, Devlete düşen önemli görevler var. Gençlerin durumunu anlamak, gerçek sorunları tespit etmek gerekli. Aile Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ne işe yarıyor?
Diğer yandan anne-babaların da, çocukları ile ilişkilerini güçlendirmeleri ve aynı zamanda şiddet içeren oyun, Telegram, sosyal medya vs konusunda inisiyatifi ele almalarının, kendi farkındalıklarını yükseltmenin zamanıdır. Nasıl çocuklar oyun oynamak için park, bahçe, sokağa çıktığında kontrol ediliyorsa, internet üzerinde de kontrol gerekir. Buna ait “parental control” başlığı altında pek çok uygulama mevcut. Günümüzün anne-babalarının ve öğretmenlerinin bu konularda kendilerini eğitmeleri önemli.
Öğretmenlerin de aynı şekilde, farkındalıklarını ve dijital okur yazarlıklarını arttırmaları gerekli.
Ama bu noktada Sivil Toplum kuruluşlarına da görev düşüyor. Onların da toplumun bu noktasında daha özenli olmaları önemlidir.
Çözüm nerede?
Telegram’ı kapatmak kolaydır. Ama bir gencin geleceğe olan inancını yeniden kurmak zordur. İşte bu yüzden teknolojiyi suçlamak, çoğu zaman yanlış hedefe ateş etmektir.
Çözüm Telegram’ı yasaklamakta değil. Oyunları suçlamakta da değil. Çözüm, gençlerle gerçek iletişim kurmakta, eğitim ile hayat arasındaki bağı yeniden işler hale getirmekte, liyakat duygusunu güçlendirmekte, psikolojik destek mekanizmalarını yaygınlaştırmakta, dijital okuryazarlığı artırmakta ve en önemlisi, gençlere yeniden bir gelecek duygusu verebilmekte.
Kahramanmaraş ve Siverek’te yaşananlar bize sorunun sandığımız kadar basit olmadığını söylüyor. Teknoloji bu hikâyenin bir parçası olabilir. Ama hikâyenin kendisi değildir. Asıl mesele görünmeyen kopuşlar ve kaybolan gelecek duygusu.
Ve biz bu gerçeği görmezden geldikçe, her olaydan sonra aynı yanlış soruyu sormaya devam edeceğiz. “Hangi platform suçlu?” Oysa doğru soru şu: “Bu genç neden koptu?”



Kaynak : 