1980’li yıllara kadar tüm ülkelerde Telekomünikasyon hizmetleri PTT adı altında devlet tarafından “Tekel” olarak verilmekteydi. Telekomünikasyon alt yapısının gerçekleşmesi için gerekli olan sermayenin devlet tarafından daha kolay sağlanacağı, haberleşmenin askeri ve ulusal güvenlik alanında stratejik öneminin olduğuna inanılması, ülkenin her tarafına hizmet götürülmesini içeren sosyal devlet anlayışı, çevre, sağlık gibi hizmetlerin etkin sunulması, makro ekonomik yaklaşımlar ile para ve maliye politikalarının yönlendirilmesi gibi amaçlar Telekomünikasyon hizmetlerinin “Tekel” olarak devlet tarafından sunulmasının gerekçelerini oluşturuyordu.
Ancak; 1980 ve takip eden yıllarda bilgisayar ve telekomünikasyon sektöründeki teknolojik gelişmeler son derece hızlanmış, sektör oldukça karlı bir alana dönüşmüş ve bunun yanında telekomünikasyon teçhizatında meydana gelen maliyet düşüşleri, ekonomik gereksinimlere paralel olarak artan haberleşme ihtiyaçları bu sektörün karlı ve cazip bir alan olması sonuçlarını doğurmuştur.
Bu gelişmelere paralel olarak tekelci anlayışın gelişen şartlara uyum sağlayamaması sonucu ABD, Japonya, İngiltere gibi sermaye birikimi yüksek ülkelerde telekomünikasyon sektörü özelleşmeye ve ardından da serbestleşmeye açılmıştır.
Özelleşmenin başladığı 1980’li yıllarda bu alandaki etkin görüş; ulusal telekomünikasyon şirketlerinin önce özelleştirilmesi ve ardından serbestleşmesi şeklinde algılanmış ve bu şekilde gerçekleşmiş iken, 1990’lı yılların sonunda ve 2000’li yıllarda bu anlayış ulusal telekomünikasyon şirketlerinin önce serbestleşmesi, ardından özelleşmesi şeklinde değişmiştir.
Ülkemizde de özellikle 1990’lı yılların ortalarında buna paralel görüşler çerçevesinde Türk Telekom’un önce özelleşmesi, ardından serbestleşmesi planlanmış ise de ülkedeki özelleştirmeye ilişkin yasal düzenlemelerin yetersizliği ve bazı muhalif kesimlerin bu boşluktan yararlanarak özelleştirmeye ilişkin işlemler için Anayasa Mahkemesinde açılan iptal davaları sonucunda özelleşmenin gerçekleşmediği gibi serbestleşme yönünde de önemli adımlar atılmamıştır.
Serbestleşme başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere dünyadaki diğer ülkelerde de hemen gerçekleşmemiş uzun yıllar almıştır. Nitekim Avrupa Birliği Komisyonu Birliğe üye ülkelerin telekomünikasyon alt yapılarının rekabete açılması için tarih olarak 1998 yılını belirlemiştir. Avrupa Birliği ülkelerinin alt yapılarını rekabete açmalarının ardından gelişmeler takip edilmiş ve rekabetin ivme kazanmasına paralel olarak sektör 2002 yılında 2002/21/EC sayılı Avrupa Birliği Direktifi ile Telekomünikasyon piyasası yeniden düzenlenmiştir.
Bu gelişmeler göstermektedir ki, telekomünikasyon piyasasında serbestleşmeyi sağlamak kısa vadede gerçekleşecek bir husus değildir. Serbestleşmenin gerçekleşmesinin uzun ve meşakkatli bir sürece ihtiyacı olduğu görülmektedir.
Bu açıdan ülkemizin önünde başta Avrupa Birliği ve OECD ülkelerindeki özelleştirme ve serbestleştirme uygulamalarının örnek teşkil edeceği dikkate alınarak önemli avantajlarının olduğu, buna karşılık ülkemizde Avrupa Birliği ülkelerindeki gibi piyasaların gelişmiş olmadığı ve insan kaynaklarımızın oldukça genç ve dinamik olmasına karşın eğitimsiz olmasının serbestleşmenin önünde önemli engeller teşkil edeceği düşünülmektedir. Keza toplumun büyük bir kesimi serbestleşmenin fiyatları indireceği, bilgi toplumu olma yolunda katkılar sağlayacağı ve bunun da ülkemizdeki refah seviyesini arttıracağının farkında olmadıkları, bazı kesimlerin Türk Telekom’un özelleştirmenin ülkenin milli kaynaklarının yabancı şirketlere peşkeş çekildiği şeklinde yorumlandığı, kısacası özelleşmenin ve ardından kuralları iyi işletilmek şartıyla gerçekleşebilecek olan serbestleşmenin etkilerini kavramaktan uzak oldukları görülmektedir. Bu durumun serbestleşmenin önündeki en önemli engellerden biri olduğu düşünülmektedir.
Bu gün ülkemizde telekomünikasyon alanında telekomünikasyon hizmeti sunmak üzere lisans almış işletmeciler ve bunların bağlı olduğu Sivil Toplum Kuruluşları basında sık sık serbestleşmenin yavaş ilerlediğini, Türk Telekom’un hizmet sunumunda ve tarife düzenlemelerinde insaflı davranmadığını, son olarak ADSL tarifesinin son derece kötü olduğunu belirterek özelleşme ve serbestleşmeye son derece yavaş ilerlediğine ilişkin eleştiri ve görüşlerini dile getirdikleri görülmektedir.
Biraz önce de işaret edildiği üzere; ülkemizin önünde AB ve OECD ülkelerindeki özelleştirme ve serbestleşme ile ilgili deneyimler olmasına rağmen ülkemizde telekomünikasyon sektöründe özelleşmenin hemen akabinde serbestleşmenin beklenilmemesi gerektiği açık bir gerçektir.
Özellikle; Türk Telekom’un yıllar önce maliyet muhasebesi sistemini uygulamak için girişimlerde bulunmasına rağmen bu güne kadar bu konuda mesafe kaydedilememiş olması ve özellikle taşradaki personelin hesap ayrımı ve maliyet muhasebesi sistemini bilmekten uzak olması gerek personelin yetişmesinin ve gerekse de maliyet muhasebesi sisteminin yerleşmesinin uzun zaman alacağı gibi hesaplanan maliyetlerin tam ve güvenli olmaması gibi faktörler önemli derecede engel teşkil edecektir. Çünkü, bu hususlar gerçekleşmeden alt yapının kullanıma açılmış olmasının ve toptan hizmet sunumlarında fiyatların belirlenmesi sırasında maliyet esaslarının sağlıklı olarak hesaplanamayacağı dikkate alındığında bu görüşlerimizin haklılık kazanacağı görülecektir.
Başka bir hususun ise gerekli düzenlemelerdeki eksiklikler giderilmiş olsa dahi Türk Telekom tarafından sunulacak alt yapı ve toptan satış işlerinde, tesislerin müşterek kullanımında rekabetçi firmalara hizmetin çok kısa sürede sunulması olasılığının zayıf olacağı düşünülmektedir. Çünkü; Türk Telekom’un bu günkü idari yapısının ve kısa sürede önemli ölçüde yenilemesi mümkün olmayan mevcut personelinin bürokrasiden gelen alışkanlıklarını bir çırpıda silip atmasının, çalışanların kısa sürede rekabetçi piyasalardaki gibi özel sektör anlayışı ile hareket etmelerinin mümkün olmadığı düşünülmektedir.
Birde buna Türk Telekom’un kendisine rakip şirketlere rekabeti kendi lehine kullanmak için başvurabileceği geciktirme metotlarını uygulaması halinde kısa sürede Telekomünikasyon piyasasında serbestleşmenin kısa zamanda gerçekleşmeyeceğinin bilinmesinde yarar görülmektedir.



Kaynak : 