Türkiye’de 6 yıldan bu yana yönetimde olan AKP iktidarı, ekonomide politikasını “liberal ekonomi”yi tercih ettiği şeklinde vurgulamaktadır. Bu tercihini de bir çok sektörde yaptığı özelleştirme ve serbestleştirme uygulamaları ile sürdürmektedir. Ancak telekomünikasyon alanındaki uygulamalarının bu politikaya taban tabana ters düşmekte olduğu eleştirildiği uzun zamandır gündemde.
Ülkemizde Türk Telekom, iktidarın siyasi kararı ile özelleştirilmiştir. Ancak Ulaştırma Bakanlığınca, AKP Hükümetin uygulanmakta olan ekonomik politikasına tersine olarak, Türk Telekom’u koruma ve kollama yönünde yani telekomünikasyon alanında serbestleşmeyi ve rekabeti engelleyici bir çaba mevcut olduğu, pek çok sektör mensubu tarafından 3-4 yıldan beri eleştirilmekte ve artık bugünlerde herkes tarafından açıkça dile de getirilmektedir.
Biraz geriye dönecek olursak, serbestleşmenin 2000 yılında başladığını ve 2004 başında tüm tekel haklarının resmen sona erdiğini hepimiz biliyoruz. 2004 yılında serbestleşmenin önünde hiçbir yasal engel kalmamasına rağmen, siyasetin o dönemde serbestleşmeye destek vermemesi Türk Telekom’un özelleştirilecek olmasına bağlanmıştı. 2005 yılında ihalesi yapılarak %55 hissesi Öger Telekom’a satılan bu özelleştirme öncesinde, siyasetin Türk Telekom’un yüksek fiyatla satılmasını sağlamak için serbestleşmeyi geciktirdiği konuşuluyordu. Nitekim AKP Milletvekili Reha Denemeç de özelleştirme sonrası katıldığı bir panelde bunu açık bir şekilde ifade etmişti. Ancak bu politikanın sadece o dönemi ya da bu nedeni kapsamadığı, özelleştirme sonrasında da sürdürülmesi ile anlaşıldı.
Bir ara, siyasetin “Oger Telekom’un hisselerini satmasına kadar serbestleşmenin yapılmayacağı sözü verdiği” gibi komplo teorileri de ortaya atıldı. Sonra Öger Telekom, hisselerinin önemli bir bölümünü Saudi Telekom’a sattı ama siyasetin serbestleşmeyi engelleyici tutumunda bir değişiklik hala olmadı.
Son olarak, Türk Telekom hisselerinin halka arz edilmesinde “yüksek fiyat elde etmek” gerekçesiyle serbestleşmenin geciktirildiği teorileri konuşuldu ama ne yazık ki bu düşüncenin doğru olmadığı hem “halka arz fiyatının düşük tutulması” hem de Ulaştırma Bakanlığı’nın, TBMM’ye sunulan “Elektronik Haberleşme Kanunu” konusundaki tutumuyla kısa süre içinde belli oldu.
Siyasetin 2004 yılından bu yana sürdürmekte olduğu ve sektörde Türk “Telekom’u koruma ve kollama planı” olarak yorumlanan politikanın ana hatlarını şöyle özetleyebiliriz;
Öncelikle, telekomünikasyon alanındaki düzenlemelerin, siyasetten bağımsız olarak gerçekleştirilmesi amacıyla ve “ÖZERK KURUL” tanımlaması ile AB düzenlemelerine uygun olarak idari ve mali yönden bağımsız olarak kurulan Telekomünikasyon Kurumu, siyasetin etkisi altına alındı. Tüm Kurul üyeleri hatta Sanayi Bakanlığı ya da sektör tarafından önerilmesi gereken kurul üyeleri bile bizzat Ulaştırma Bakanı tarafından atandı, işini yaparak serbestleşmenin gerçekleşmesi için çalışanlar, kritik konumlardan uzaklaştırıldı, rekabetin gerçekleşmesi için gerekenler göz ardı edilerek, Türk Telekom’un korunması ve kollanması yönünde düzenlemeler yapılması sağlandı.
Bunun sonucunda, bir yandan düzenlemeler ya da ilan edilen uygulamalarla serbestleşme yapılmış izlenimi verildi ama telefon ve genişbant internet alanlarında Türk Telekom’un tekel konumu devam ettirildi. Nitekim ADSL’de uzun süre hiçbir Internet Servis Sağlayıcıya kendi altyapısı ile ADSL hizmet verme şansı tanınmadı. ISS’ler bugünlerde ancak hizmet vermeye başladılar. Ama bugün hala şehiriçi telefonlar alternatif telekomculara kapalı.
Türk Telekom’un, işlerinin yürütülmesi için her konuda Telekomünikasyon Kurumu yerine Ulaştırma Bakanlığı’nı muhatap almaya başladığı görüldü. Bu durum Türk Telekom’a öyle bir güven verdi ki, Türk Telekom, GSM işletmecilerine karşı savaş başlatmaktan çekinmedi.
Yine aynı şekilde, Ulaştırma Bakanı ve diğer bakanlar (mesela Milli Eğitim Bakanı) her türlü e-devlet uygulaması ya da bakanlıkların telekomla ilgili projelerinde sadece Türk Telekom’u muhatap aldılar. Bunu açık açık anons etmekten de çekinmediler. Üstelik “Evrensel Hizmet Fonu” adı verilen ve özelleştirilmiş şirketlerin yer alacağı bir serbest ekonomide kar düzeyi düşük bölgelere telekom hizmetlerinin götürülmesini hedefleyen ama bizzat bütün telekom firmalarının katkısıyla oluşturulan fonda biriken paralarla yapılan projeler bile ihalesiz bir şekilde Türk Telekom’a aktarıldı. Türk Telekom’un sosyal hizmet olarak açtığı ilan edilen okul, internet evi gibi projelerde katılan bakanlar Türk Telekom’u hala bir devlet şirketi gibi anons ettiler.
Diğer yandan, Türk Telekom için tehdit oluşturan en önemli altyapı olan Kablo TV şebekesinin kullanılması engellendi. Önce 2005 yılında bu konudaki lisansların verilmesi Ulaştırma Bakanlığı tarafından bir yıl süreyle geciktirildi. Ardından Bakanlığa bağlı bir kuruluş olan Türksat tarafından yargı süreci başlatılarak Kablo şebekesi kullanılmaz hale getirildi. Bunun sonucunda geniş bant internet alanında kablo internetin 2002 yılında %92 olan Pazar payının 2007 sonunda %1’e düştü. Yani ADSL’in gelişmesi için kablo şebekesi de atıl halde bırakıldı.
Ulaştırma Bakanı tarafından 2005 yılında 2 milyar dolar olarak ifade edilen Kablo TV şebekemizin özelleştirilmeyerek hızla değer kaybetmesine göz yumulması, konunun mali boyutları hakkında daha iyi bir fikir verebilir.
Makalenin devamında Elektronik Haberleşme Yasa Tasarısı Konusundaki Görüşleri Pazartesi okuyacaksınız.



Kaynak : 