Türk Telekom’un hisselerinin % 55’nin özelleşme sonucu Oger Telekom’a devredilmesinin ardından Şirketin Organizasyon yapısı ve İnsan Kaynakları politikası ile ilgili düzenlemelerin bu güne kadar gerçekleşmemiş olması dolayısıyla Şirket personelinin kaygılı bir bekleyiş içinde olduğunu daha önceki yazılarımda belirtmiştim. Bu bekleyişte personelin haklı kaygılarının olduğunu, ancak, Şirket açısında da 50.000 ini aşkın personelin çalıştığı bir kuruluşta yapılacak düzenlemenin çok kolay olmadığına işaret etmiştim.
Türk Telekom’da organizasyon yapısı ve insan kaynakları politikalarıyla ilgili yazıları yazmaya başladığım günlerden bu güne kadar, özellikle Türk Telekom personelinden çok sayıda mail aldım. Bu maillerin hemen hepsinin ortak özelliği “Türk Telekom özelleşti, şimdi biz ne olacağız” sorularına cevap aramaları.
Bu mailleri gönderenler içinde kapsam içi, kapsam dışı ve sözleşmeli personel ile sakat ve eski hükümlülerin mailleri bulunmaktadır. Mail gönderen bu okuyucularıma gerek özelleştirme, gerek Türk Telekom’un ve ülkemizin yürürlükteki mevzuatı çerçevesinde bilgi vermeye çalıştım. Ancak, hiç kimseye bilgimin yeterli olmadığı veya mevzuatta yer almayan hususlara dayanarak cevap vermemeye son derece özen gösterdim.
Bu olayları yaşarken de Türk Telekom personelinin içine düştüğü en büyük sorunun özellikle nakle tabi personel açısından “kendilerine göre” son derece bilgili ve performanslarına güvenen kişilerin dahi Şirkette kalmak istemeleri halinde kendilerini neler beklediğini bilmediklerini ve ciddi sıkıntıları olduğunu anladım.
Bu personelin; nakil haklarından vazgeçmeleri halinde Şirketin kendilerini kısa sürede işten çıkarabileceği ve bu kadar yüksek maaşlarla personel çalıştırmayacağı yönünde endişeler taşıdıklarını gördüm.
Tersine, bu personel içinde çok sayıda bulunduğuna yürekten inandığım çalışkan, dürüst, bilgili, performansına güvenen insanların duydukları güvensizlik sonucunda naklen başka bir kuruma gitmeleri halinde Telekom’da edindikleri bilginin o kurumlarda bir anlam ifade etmeyeceğini ve o kuruluşlarda bilgilerini değerlendirip işe yarayacak birer personel olmalarının önünde engeller olduğunu ve bu nedenle de gidecekleri kurumlarda işe yaramaz, bankamatik memuru olabileceklerini, bunların da kendilerini mutsuz edeceğini belirtmiştim.
Şu anda bana ulaşan bilgilere göre, nakle tabi personelin Şirkete olan güvensizlikleri devam ediyor. Daha önce 16 Ocak 2006 tarihinde başka kurum ve kuruluşlara naklen gitmek için yoğun şekilde dilekçe verileceğinin altını çizmiştim. Bunun hem nakle tabi personel açısından sakıncalarına işaret etmiş hem de bir anda Yönetim erkini yerine getiren ve kalifiye olan bu personelin naklen gitmesiyle Şirketin zor durumda kalacağını, haberleşme hizmetlerinde sorun yaşanabileceğini, bunun ise ülkeye zarar vereceğini, dolaysıyla bu durumun hem Şirketin hem de çalışanların arzusu olmadığını ifade etmiştim.
Bu güne kadar işaret edilen bu kanaatlerimi değiştirecek bir gelişmenin olduğunu da görmemenin sıkıntısını yaşıyoruz.
Ancak, bundan bir süre önce TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonlarında görüşülmekte olan Elektronik Haberleşme Yasasına geçmiş yazılarımla sözünü endişeleri azaltabilecek şekilde bir madde eklenmek suretiyle bu yöndeki problemlerin ortadan kaldırılmaya çalışıldığını memnuniyetle görmeye başladık.
Her ne kadar tasarıda bu süre önce üç yıl düşünülmüş, sonra Alt Komisyonda 4 yıla çıkarılmış olduğu anlaşılmış ise de tasarının Üst Komisyon olan Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda 5 yıl olarak kabul edilerek TBMM Genel Kuruluna gönderilmek üzere kabul edildiğini öğrenmiş bulunmaktayım.
Yazının devamını TT’de Personel Beklentileri Ve Yeni Yasa Teklifinin Getirdikleri-2 başlığı altında okuyabilirsiniz.



Kaynak : 