Bu makalenin önceki 2 bölümünü Türk Klasik Gazetelerinin Pes Etmeye Başladığı Nokta – 1 : Gazetelerin İnternet Okunurluğu Düşük ve Türk Klasik Gazetelerinin Pes Etmeye Başladığı Nokta – 2 : Özgürlük Kazanır başlıkları altında okuyabilirsiniz.
Not : Bu yazı dizisi üzerine ‘Sosyal Medya’nın Sesi’ isimli internet üzerinden yayınlanan radyo programından talep geldi. https://www.spreaker.com/user/kahraman adresinden dinleyebilirsiniz.
Önceki Bölümlerde, “internetçilerin klasik medyayı kopyaladığı” iddiaları ile deklarasyon yayınlayan eski medyanın kendisinin kopyacı olduğunu ispatlarıyla göstermiştik.
Bugünkü bölümde “eski medya yeni medya olabildi mi?” ve “yıllardır yerinde sayan tirajlara rağmen abartılan impresion”ları anlatacağız.
Eski medya Yeni Medya Olabildi mi?
“Eski medya ve yeni medya arasında temel ne fark var?” konusunu hatırlayarak başlayalım;
- Eski medya tek taraflıdır, sadece yazanlar fikir beyan eder, yeni medya interaktif ve çok taraflıdır (sosyal yönü).
- Eski medya tek bir platform (basılı ya da sesli ya da görüntülü) anlamına gelir, yeni medya ise çok platformludur (turk-internet.com’un çoğu haberinde olduğu gibi metin içine ses ya da video koyabilir, haberin olduu ortamı ya da duyguları paylaşabilirsiniz)
Bunlardan ilki için şunu belirtelim; Türkiye’deki eski medyanın bugünkü haberciliğine bakıldığında, ortalama günlük 100 haber yayınladıklarını ve köşe yazılarını hariç tutarsanız, kendi ürettikleri haber sayısının 1-2 olduğunu göreceksiniz. Geri kalanı Anadolu Ajansı, Reuters Ajansı, Anka Ajansı vsvs’dir. Sağcı, solcu, dinci ya da ulusalcı basın olarak nasıl sınıflarsanız sınıflayın, bugün eski basının yayınladığı haberlerin % 95+ ajansların aynı haberleridir. Kendi meşreplerine uygun taraflarını öne çıkararak sunarlar.
İçerikte ise haberler genellkle incelenmemiş, araştırılmamıştır. Ellerine geçen ya da duyulduğu şekliyle, uzmanı olmayan gazetecilere yaptırılmıştır (spor muhabirleri hariç). Özellikle başlıkları ama daha sonra içerikleri de “türbinlere oynar”. Kendi konumuzda son günlerden bir örnek verelim; reçetesiz ve ne olduğu bilinmez ilaçları satan internet siteleri Sağlık Bakanlığınca kapatılır. Sorumlu gazetecilik olmadığı, türbinlere oynandığı, “sansür” denilirse daha çok ilgi çekeceği için haber “Bilmemkaç tane site kapatıldı, sansür var” şeklinde sunulur.
Bugün ülkemizin içinde bulunduğu durumun bir nedeni de bu şekildeki basındır (hukukun ve diğer çevrelerin sorumluluğunu da gözardı etmeden). Çünkü olayların içlerini bu şekilde boşalta boşalta gelmişlerdir. Tavır almak, doğruyu ifade etmek yerine, duruma uymuşlardır, gazeteci olmak yerine gazetecilik oynamışlardır. Bunu bugün “darbe soruşturmaları” çerçevesinde kendileri de bir güzel anlatıyor (itiraf ediyor).
Bu basın kendisine olduğundan fazla bir önem atfeder. Bu nedenle de, işlerinden çıkarıldıkları ya da başka şekilde basından yokolduklarında, onları anan kalmaz. Okuyucu nankördür diyecekler olabilir. Ama araştırmacı gazeteciliği ile tanınan Uğur Mumcu’yu hatırlatalım; kendisini kaybettiğimizden 19-20 yıl sonra bile aynı sıcaklıkla ve saygıyla anılır.
Eski medya yeni medya olabildi mi? Hayır çünkü hala eski gazeteciliği sürdürmeye çalışıyorlar. Blog bölümü açmakla interaktif olunmaz.
Ya da sadece resim veya video galerileri koymakla çoklu platform olunmaz.
Yeni medyanın diğer ipuçlarını vermeyeceğim. Merak eden arar bulur.
Online Eski Medyayı Kaç Kişi Okuyor?
Eski medya, benim hatırladığım kadarıyla 30 yıldır aynı yerde sayıyor. 30 yıl öncesinde bir yerlerde 1 milyona çıkan tirajlar görüldüyse de (Zaman’ın 1 milyonluk tirajını bilinen nedenlerle aynı kapsamda değerlendiremiyorum doğal olarak), satışlar için raporlanan rakamlar 300.000-500.000 aralığında kaldı.
Bu rakamların ne kadarı gerçek (aktüel) satış. Geri iadeler dahil mi? Onu da bilmiyoruz. Eski İstanbul İletişim Fakültesi Dekan ve Hocası Veysel Batmaz gazetelerin gerçek satışları konusunda inanılmaz düşük rakamlar vermişti.Bu rakamları burada veremiyorum çünkü ispatı kendisinde, bu konuda elimde bir belge yok. Ama gazetelerin kendilerinin anons ettiği rakamlar bile son derece anlamsız, 70 milyonluk ülkede, 22 milyon haneye yaptıkları satış son 30 yıldır 300.000-500.000 aralığında. Yani hane başına bakılırsa, % 1,5-2 aralığında gibi.
Aynı rakamı, nüfus üzerinden değerlendirelim, Yine gazetelerin kendisinin,1 gazeteyi 5 kişi okuyor iddiası var. Bu hesaba göre 1 gazeteyi 1,5-2 milyon kişi okuyor. Bu da % 1,5-2’ye denk düşer.
Şimdi bu gazetelerden birisi internete açıldığında kendisini 25 milyonun yani Türkiye nüfusunun % 35’in okuduğunu iddia ediyor. İnternet öncesinde çok sayıda seçenek olmayan günlerde bile ancak 1,5 milyonu yakalıyor. Ama internetin çok sesliliğinde 25 milyon iddia ediyor. Yurtdışındaki Türkleri kapsama alsak bile acaip bir abartı. % 1,5-2’lik pay yerine % 35.
Oysa ilk soru 300.000 tiraj aktüel mi? Geri iadeler içinde mi? Aktüelse 1 gazeteyi 5 kişi okuyor iddiası doğru mu? Doğruysa da internetin bu rakama getirisi ne olur? Ben normalini söyleyeyim % 10, siz abartılı düşünün % 50. Yani en iyi ihtimalle 1,5 x % 50 = 2,25 milyon kişi. Yani iddianın 10’da biri.
Ama interneti arayan bulur, bir ara internet camiası, bu gazetelerden birisi konusunda, Türk okuyucusundan fazla Çin’li okuyucusu varmış (Alexa verilerine göre) diye dalga geçiyordu. Evet eğer botnet satın alırsanız, okuyucu sayınızı ben diyeyim 10 milyon, siz deyin 25 milyon, onlar desin 100 milyon haline getirebilirsiniz. Keyif ve para sizin.
Yıllardır Yerinde Sayan Tirajlar orda dururken Anlaşılmaz Düzeyde Abartılan Impression’lar
Gelelim, IAB öncesinde 2 milyar olarak verilen, bugünlerde birkaç yüzmilyona düşürülen ve hala abartı olan impression rakamlarına. Yine 300.000’den hareket edelim. Eğer 1,5 milyon kullanıcı varsa, bugün internette IP başına aylık okunurluk sayısı 10-20 sayfa arasında değişiyor. Bu durumda, 1,5 milyon okuyucu demek, 15 ila 30 milyon sayfa demek. Fotoğraf galerilerini vs içine alan bir dünya istatistiği bu.
Tabi impression denilince, şu meşhur “refresh kodu” hikayesi var. Siteden bir haber okumak, aynı zamanda sitenin bandwidth ve database kaynaklarını kullanmak anlamına geliyor. Bir okuyucu bir sayfayı açtığında yani kaynağı kullanırken, kendisine telefon gelebilir ya da toplantıya gidebilir. Açık kalan sayfanın kullandığı kaynağın ekonomisi açısından “refresh kodu” bir ihtiyaç olabiliyor. Ancak standardı vardır ve 3 ila 5 dakika arasında kabul edilir.
Turk-internet.com gibi yüksek ve bilinçli okuyucu profiline sahip siteler bu refresh kodunu, okuyucularını rahatsız etmemek için kullanmıyor.
Ama bugün büyük gazetelerin sitelerine girip bakın 1 dakikaya kadar düşen refresh kodu göreceksiniz. Refresh kodu bir yandan da aynı kullanıcı için 1 den fazla sayfa üretmiş olur. Eğer uzunca 1 sayfayı 2 dakikada okuyorsanız, bu turk-internet.com’da 1 sayfaya (impression) tekabül ederken, 1 dakikalık refresh kodu olan gazete sitesinde 2 sayfaya denk düşer. Bu da şişirilmiş impression elde etmenin diğer bir yoludur. Bunu kolaylıkla görebilirsiniz.
Bilinç arttıkça bu bahsettiğimiz konular daha çok kişi ve sektör tarafından anlaşılıyor ve yorumlanıyor. Taksim meydanına diktiğiniz günlük 40 milyon gösteren sayacın nasıl bir palavra olduğu ortaya çıkıyor. İşte deklarasyoncuların bu kadar sene sonraki isyanlarının nedeni de bu.
Deklarasyoncuların aslında hedefledikleri ve kopyacılar olarak adlandırdıkları, yine eski medyanın içinden gelen ve küçük de olsa rakip haline gelen, eski medyanın numaralarını bilen, bu nedenle de aynı oyunları oynayan, ve örneğin çok seslilik katmak için, büyük gazetelerin yazar köşelerini framelerle kendi sitelerine aktaranlar ama “internet” dedikleri noktada, gerçekten yeni medyayı anlamış, özgün habercilik yapan, uzman gazeteciliğin örnekleri olan turk-internet.com benzeri siteleri de hedef almış gibi oluyorlar. Bunları bu kadar ayrıntılı yazmamıza fırsat yaratmalarını da şükranla karşılıyoruz bu arada…
Yarın ki bölümde, “internet eski basılı medyanın önüne geçti, sırada TV var!!” konusunu anlatacağım..

Kaynak : 