Türksat ile özel kablo firmaları arasındaki anlaşmazlık sürüyor. Aldığımız bilgiye göre, Türksat, temmuz başında mahkemede açtığı ihtiyatı tedbir kararı uyarınca, Kablonet firmasına pazartesi günü şebekesini kendilerine teslim etmesi için ihtarname gönderdi. Ancak, firmayı 2001’den bu yana işleten TMSF, hem şirketin donanım ve yazılımlarına, hem de gelirlerine haciz koydurdu.
Kısaca hatırlatalım, 9 yıl önce Türk Telekom ile gelir paylaşımlı model üzerinden çalışmaya başlayan özel kablo firmalarından 4 tanesi 24 nisan 2006 sonrası TK’dan lisans aldılar. Bunun üzerine Türksat, sözleşmenin sona erdiğini belirterek, firmaların mevcut şebeke ve müşterilerini kendilerine teslim etmelerini istedi. Firmalar ise, sözleşmeyi farklı yorumluyorlar ve Türksat’ka hesap kesme işlemi yapıp, arkasından kendi şebeke ve müşterileri ile yollarına devam etmek istiyorlar.
Evvelki gün, Telkoder Başkanı Yusuf Ata Arıak’ın bu konuda seslendirdiklerini yayınlamıştık. Arıak, Türksat’ın her şeyi bırakın ve gidip kendi şebekenizi kurun mealinden sözlerini Kurtuluş Savaşı öncesi Sevr anlaşmasına benzetiyordu.
Bu ifadeye okuyucularımızdan birisi ilginç yorumlarda bulunmuş. Bunun üzerine kablo sektöründen bir uzman aradı ve şunları anlattı;
Türksat tarafından yapılan yatırım yok. Bunu kendilerine bir sorun. Türksat ve daha öncesinde Türk Telekom, kablo şebekesine şimdiye kadar, ilk yapılan ve bugün şebekenin aşağı yukarı % 20’lik kısmı olan bölüm dışında, ne katkıda bulundular?
Şebekeyi oluşturan fiber kablolar, bakır kablolar ve bağlantılı cihazlar, daha önce zaten telefon şebekesi için oluşturulan manhol ve künklerin içinden geçiyor. Yani yeraltındaki, tesisler kablo şebekesi için yapılmadı. Kablo şebekesi, Türk Telekom için zaten yapılmış yatırımın bir yan ürünü durumunda. İlk yapılan yatırım tek yönlü quaksiyel bir şebekedir. Bunu, yükselticiler kurarak, fiber kablolar döşeyerek sayısal yayın yapabilir hale getiren özel kablo firmalarıdır.
Firmaların toplam olarak bu şebekeye yaptıkları yatırım son 9 yılda toplam 250 milyon $ civarındadır. İnteraktif hizmetlerin verilebilmesi, özel kablo firmalarının yaptığı yatırımlar sayesinde mümkün olmuştur.
Peki buna karşın kazanılan para nedir derseniz?
TT ile özel firmalar arasındaki anlaşmaya göre, tesis başına 85 $ ilk tesis ücreti alınacaktı. Ancak TT bunu bir müddet sonra, kendi başına 15 $’a indirdi. Bu sözleşmeye aykırı bir durumdu.
Gelire gelince. Toplanan gelirin % 70’i Türksat (daha önce TT’ye), ancak % 30’u firmaya veriliyor. Bu da, Vergiler düşüldükten sonra, toplanan paranın % 28’i oluyor. (% 15 KDV + ÖİV + Tüketim Vergisi var).
Örneklersek, ilk tesisat ücretine bakalım. Bir eve kablo TV tesisatı kurulmasının maliyeti 25 $. Yani 40 YTL civarıdır. Türksat’ın müşteriden aldığı 43 YTL’dir. Vergiler çıkınca 30 YTL gibi bir para kalır. Bunun 30 x % 30 = 9 YTL’si firmaya kalır.
Aylık kablo ödemelerinde 7 YTL alınır. Bunun % 30’u eder 2,1 YTL. KDV, ÖİV düşerseniz, kablo firmasına kalan para tam 1,3 YTL’dir. Üstelik bakım, onarım, call center hizmeti hepsi bunun içinde.
25 $’lık ilk maliyeti anlayacağınız, bir kablo firması ancak 8-10 ayda çıkarır. Ondan sonra 1,3 YTL’ler kazanç hanesine geçmeye başlar.
İnternet tarafına bakalım. Öncelikle alınan paradan TTnet ücreti kesiliyor. Ondan sonra gelir paylaşıma sokuluyor. Yani 25 YTL alınan bir müşteriyi ele alalım. 12.5 YTL hemen TTnet alıyor. Kalanın % 30’ eder 3,6 YTL. Bunun da vergilerini filan düşün, firmaya kalan müktar 3 YTL. Yine bakım, onarım vs içinde.
İnternetle ilgili her türlü yatırım, elektronik cihaz alımı, arızaların giderilmesi, müşteri call center hizmetleri firmalarca karşılanıyor.
Buna karşın, fatura basımı dışında hiçbir masrafı olmayan Türksat, hiçbir iş yapmadan, elini sıcak sudan, soğuk suya sokmadan, gelirin kaymağını, % 70’ini alıyor. Yaptığı tek harcama, kablo hattındaki yabancı TV’lara ödediği para.
Ama mesela ne TT ne de Türksat yayın kalitesini arttırmak, içeriğini düzeltmek, abone memnuniyetini arttırmak, internet hizmetlerinin kalitesini geliştirmek için hiçbir çaba göstermedi.
Yayın içerikleri abone taleplerine ve müşteri memnuniyetine göre değil, siyasi ve özel taleplere ve lobilere göre yapılmıştır. İçerik belirlenmesi kamu elinde olduğu sürece de böyle olacaktır. Onun için Kablo TV, bugün Digiturk ile yarış edememektedir.
Aynı zamanda kablo pazarlanması ve tanıtımı için hiçbir çalışma yapmadı. Tam tersine az satılsın da, ADSL yayılsın diye uğraşıldı.
Çünkü kablo şebekesi hep bir rakip olarak görüldü.. Zaten öyle. Tekel şebekeye alternatif bir şebeke.
Diğer yandan bugün yayınladığınız diğer bir haberde okudum, (Bkz : ABD’de yıl sonunda kablo üzerinden 7 milyon VoIP kullanıcısı olacakmış. Görüldüğü üzere, kablo şebekelerinden tüketicinin yararına VoIP yapmak, ses taşımak mümkün iken, sese müsade edilmemiştir. Bu nedenle TT ve Türksat, ellerini sıcak sudan, soğuk suya sokmadan çok büyük karlar elde ederken, firmalar koydukları sermayeyi kaybettiler. Gelen azıcık paraları da şebekelere harcadılar. Bir kısım firma da ağır kredi borcu altına girdi. Bugüne kadar kablo şirketlerinin patronları, hissedarları şirketten 1 TL kar payı almadılar.
Girdikleri bu kadar zarara karşılık tek çıkış yolu ruhsat almak olan firmalar, ruhsat aldıktan sonra, mevcut yatırımlarını 1 TL dahi almadan Türksat’a devretmek baskısıyla karşılaştılar.
Bedeli ödenmeden yapılan kamulaştırma dünyanın neresinde görüldü?
Tüm dünya özelleştirmeye giderken Türkiye’de, kablo Tv sektöründe devletçi otoriter ve tekelci, modası geçmiş, verimsizliği ispatlanmış sosyalist bir modele gidilme hazırlıkları yapılmaktadır. Üstelik güya ülkemizde telekom serbestleşme döneminde.
Haklarında mahkeme kararı olmayan firmaların şebekelerine bile, ciddi bir şekilde taşaron sokma hazırlıklarını sürdürüyor.
Türksat, yaklaşan seçimlere yönelik olduğunu düşündüğümüz, ktidarın elini güçlendirmek, TV kanallarını elde tutmak yönünde, hiçbir hukuki görüşe dayanmadan bu firmalara çalışamaz hale getirmekten çekinmiyor. Muz cumhuriyetinde bile böyle bir hukuksuzluk olamaz.
Aldığımız bilgiye göre, Türksat pazartesi günü firmaların şebekelerini, ihale ile belirlediği taşaron firmaları sokma hazırlığı içinde.
Ancak TMSF yönetimindeki Kablo şirketleri, TMSF nin 6183 yasa çerçevesinde koydurduğu haciz nedeniyle, yediemin durumunda olduklarını ve bu şebekelerdeki mallardan sorumlu olduklarını bildiriyorlar. Türksat’ın atadığı sektör deneyimi olmayan firmaları şebekeye sokamayacaklarını ve engel olmak zorunda olduklarını bildiriyorlar.
Bu da kablo kullanıcılarının kısa vadede bazı kaoslar yaşayabileceği olarak yorumlanabilir. Hem bu devir teslim sırasında, hem de eğer devir teslim gerçekleşirse, işe yabancı taşeron firmaların işe alışmaları döneminde. Gerçi bu firmaların mevcut kablo firmalarının personeline iş teklif ettikleri de görülüyor ama yine de sistem değişikliği kullanıcıları biraz etkileyecek gibi düşünüyoruz.
Kablo firmalarının bir şikayeti de Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın kendilerini dinlemediği şeklinde. Firmalar bu konuda
Sayın bakan, olayı hep Türksat tarafından dinledi ama bizi hiç çağırmadı. Neler oluyor diye sormadı. Bizim görüşme taleplerimize de olumlu cevap vermedi. Oysa biz 1 milyonun üstündeki Kablo Tv seyircisi ile bir zamanlar 60-70.000’lere varan internet kullanıcısına hizmet veren bir grubuz. Neden böyle oldu bilmiyoruz.
diyorlar. Anlayacağınız, ADSL’de “hızı 2 katına çıkaracağız” diyerek bunu gerçekleştiremeyen, kullanıcıları mutsuz eden Ulaştırma Bakanı Yıldırım, kablo kullanıcılarını da pek düşünmüyor gibi.
Ama olayın siyasi bir yönü olması da çok olası. Ne de olsa seçimler geliyor. Ne de olsa, hala tek bir kablo şebekesi olması, o şebekeden yapılacak yayınların kontrol altında tutulması anlamına geliyor. Ne de olsa Türk tüketicisi kendisine yapılan muameleye 1-2 şikayet edip, sonra ses çıkarmıyor. Homurdanarak da olsa, yerine oturup kalıyor.

Kaynak : 