Ursula von der Leyen son “State of the Union” (Avrupa Birliği’in Durumu) konuşmasında “teknolojik egemenlik”i savundu ve bunu savunma ile enerji politikalarıyla eş düzeye koyan vurgu yaptı. Ursula von der Leyen’in konuşmasında Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı ve tartışmalı AB-ABD ticaret anlaşması konuları öne çıktı.
Von der Leyen konuşmasında, AB’nin enerji bağımsızlığı, savunma kapasitesi ve teknoloji altyapılarında egemenlik (sovereignty) kazanmasının kritik olduğunu vurguladı. Teknolojik egemenlikten kastı, veri, yapay zekâ, bulut altyapısı, standartlar ve yenilenebilir/temiz teknoloji gibi stratejik alanlardaki Avrupa’nın dış bağımlılığının azaltılması. Teknolojik egemenlik ayrıca enerji dönüşümü (clean tech, enerjide yenilenebilirlik, enerji ithalat bağımlılığının azaltılması) ile bağlantılı arz güvenliği perspektifinden ele alınıyor.
Özellikle, “kendi standartlarımızı belirleyeceğiz, kendi yasamızı yapacağız; Avrupa her zaman kendi kararını verecek” gibi ifadelerle, AB’nin dış baskılar (örneğin ABD, Çin, diğer ticari ve teknolojik rakipler) karşısında iç politika ve düzenlemelerinde bağımsızlığını koruma isteği ön plana çıktı.
Von der Leyen, ayrıca konuşmasında, “dijital ve temiz teknolojiler söz konusu olduğunda daha hızlı, daha akıllı ve daha Avrupalı olmamız lazım” demesi, bu alanların savunma ve enerji gibi stratejik boyutta görülmeye başlandığının işareti. AB Komisyonu, bu hedeflere ulaşmak için rekabetçilik (competitiveness) ve stratejik özerklik (strategic autonomy) programlarını genişletmeyi planlıyor.
Dijital düzenleme paketleri (Omnibus Digital Package gibi) hazırlık aşamasında; AB’nin kendi yapay zeka standartları, bulut altyapısı (Cloud and AI Development Act gibi yasalar) ve Avrupa içinden teknoloji tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi hedefleniyor.
Ancak AB içinde sermaye, yetenek gibi nedenlerle, ülkeler arasında teknoloji kapasitesi açısından büyük farklar var. Bazıları bu alanda ilerleyebiliyor, bazıları geri kalıyor. Çip fabrikaları gibi stratejik sektörlerde üretim, altyapı gibi konularda büyük sermaye gerekiyor. Finansman, teşvikler ve piyasaların “Avrupalı tedarik” yönünde harekete geçmesi lazım. AB’nin hem Çin, hem ABD ile ticaret/düzenleme baskısına maruz kalması, teknolojik bağımsızlık stratejilerinin hayata geçmesini karmaşıklaştırıyor.
Yani Stratejik vizyon var; ama mevzuat geçişi, üretim kapasitesinin artırılması, kritik hammaddelere erişim gibi konular kısa sürede çözülemez.
(Not : Leyer gerek ABD ile önünü açtığı ticaret anlaşması, gerekse Gazze yaklaşımları nedeniyle tepki de gördü ama biz konuşmasının sadece teknopolitik tarafına baktık)
Bu Çerçevede, Türkiye’nin Mevcut Konumu
Türkiye’nin yüksek teknoloji ithalatının büyük kısmı AB’den geliyor: özellikle telekom altyapısı, savunma elektroniği, otomotiv parçaları, yarı iletken ve medikal cihazlar. Veri merkezleri ve bulut servislerinde (AWS, Azure, Google Cloud) AB ve ABD altyapılarına bağımlılık devam ediyor. 5G ve fiber yatırımlarında AB tedarikçileri (Ericsson, Nokia) sözkonusu ama Çinli Huawei’in ağırlığı reddedilemez durumda.
Yerel teknoloji girişimlerine bakarsak, Savunma sanayiinde (Baykar, Aselsan) ve fintech, oyun, SaaS gibi alanlarda kısmi başarılar var. BTK ve Sanayi-Teknoloji Bakanlığı strateji belgelerinde “ulusal siber güvenlik,” “yerli bulut,” “veri egemenliği” kavramları son yıllarda bolca geçiyor. KVKK ise AB’nin GDPR’ına benzer şekilde model alınmış durumda, bu da uyum kolaylığı sağlıyor.
AB Stratejisinin Türkiye’ye Etkileri
Ursula Von der Leyen’in konuşmasındaki notlara Türkiye açısından baktığımızda, gerekli adımlar atılır, planlamalar yapılır, destekler gerçekleştirilir ve özel sektörün önü açılırsa, bir fırsat kapısı açılabilir.
- Ama AB’de veri ve dijital hizmetlerde, “Avrupa’da üretilen verinin Avrupa’da kalması” fikri pekişirse, Türkiye’den AB’ye veri transferinde yeni sertifikasyon/standardizasyon gerekebilir.
- AB, çip üretiminde ve nadir toprak elementlerinde tedarik zincirlerini çeşitlendirirken Türkiye gibi “lojistik köprü” ülkelerden ara hammadde veya lojistik hizmetleri talep edebilir.
- Savunma ve Siber Güvenlik AB’nin savunma ve siber altyapıyı “kritik” sayması Türkiye’nin NATO-AB projelerinde ve ortak siber tatbikatlarda rolünü değiştirebilir.
- Yeşil ve Temiz Teknoloji AB’nin temiz enerji teknolojilerine verdiği öncelik Türkiye’nin yenilenebilir ekipman, batarya ve nadir maden yatırımlarına fırsat açabilir.
Türkiye, AB-Asya arasında veri trafiği, fiber kablo geçişi, enerji ve lojistik köprüleri açısından stratejik konumda. AB’nin “egemen” altyapı hedefi Türkiye’yi “gateway” yapabilir. Türkiye’de kurulacak AB sertifikalı veri merkezleri, “veri egemenliği”ne uyumlu bölgeler olarak konumlanabilir. Gallium, germanyum, bor, nadir toprak mineralleri gibi girdilerde Türkiye’nin rezervleri AB için stratejik olabilir.
Ancak, AB’nin katı standartları bir risk teşkil ediyor. Türkiye AB standartlarına uymazsa veri akışı, dijital hizmetler ve bulut sertifikasyonu konularında dezavantaj yaşayabilir. Çip, yapay zekâ altyapısı, bulut gibi stratejik alanlarda yerli üretim az; bu da dış politika risklerinde kırılganlık yaratıyor. AB’nin ABD ile birlikte teknoloji ihracat kontrolü uygulaması Türkiye’nin bazı projelerine erişimi kısıtlayabilir (örneğin ileri yapay zekâ çipleri, savunma teknolojileri).
Haberleşmede Avrupa altyapısına bağımlılık da kesintilere açık ve risk yaratıyor. Bunun için Türkiye’nin denizaltı kablo ağını çeşitlendirerek Kızıldeniz benzeri sorunlu bölge riskini azaltması; Karadeniz, Akdeniz alternatif hatlar yaratması lazım. Ülke içindeki karasal fiber şebekenin güçlenmesi ayrıca önemli. Yerli bulut sağlayıcılarını AB sertifikasyonuna uygun geliştirmeli, hem AB müşterisi çekmek hem de veri egemenliğini sağlamak açısından önemli.
Özetle bakarsak, Von der Leyen’in “teknolojik egemenlik” önceliği Türkiye için hem stratejik risk hem de önemli fırsatlar içeriyor. Türkiye AB standartları ve yatırımlarına uyum sağlayabilirse “bölgesel teknoloji üssü” ve “veri/altyapı köprüsü” rolünü güçlendirebilir. Ama uyum sağlamazsa dijital pazar erişiminde ve kritik teknolojilerde dışa bağımlılığı artar.
Bütün bunlar için “teknolojik farkındalığı yüksek bürokrasi” ve çabalamaya hazır özel sektör gerekli. Son 20 yılda teknoloji alanında çok geç kalınmış olan tanımlamaların (veri merkezleri gibi) ve düzenlemelerin yapılması, altyapı için gerekli desteklerin sağlanması, herşeyin yeniden düşünülmesi ve planlanması önemli.
Von der Layen’in konuşmasını buradaki linkten de izleyebilirsiniz.



Kaynak : 