Bu makalenin ilk bölümünü Wall Street’te Neler Oluyor? Aysberg’in Görünmeyen Kısmı – 1 ve ikinci bölümünü Wall Street’te Neler Oluyor? Offshore Outsourcing (Taşaronlaşma) – 2 başlıkları altında okuyabilirsiniz..
Bir önceki bölümde, “Offshore Outsourcing (yurtdışına iş vermek)” nedeniyle Kuzey Amerika’da bir sorun olduğunu anlattık. Bu bölümde, Wall Street İşgalcileri açısından Borsa konusundaki soruna bakalım;
1990’larda Ne Oldu?
“The Next Great Depression[1]” isimli History Channel dökümenter filmi, Amerika’da yaşanan 1929 krizi ile 2008 krizini karşılaştırıyor. Bu filmdeki ana tema 1929 krizi sırasında var olmayan ve 1932’de krizden kurtulmak için Roosvelt tarafından konulan borsa kurallarının, 1990’larda Clinton hükümeti tarafından yeniden kaldırılmış oluşudur.
Zaten çeşitli Amerikan Dökümenter filmlerinde (Enron’un hikayesinde [2] ya da Inside Job filminde[3]), anlatılan unsur, 1990’lara kadar borsanın ancak belli kesimler tarafından ulaşabilen ve oynanabilen bir yer olduğu ve bu nedenle hacminin sınırlı kaldığı şeklinde.
1990’da ise, o yıllara kadar sadece belli bir kesimin ulaşmasının mümkün olduğu borsaları, Clinton hükümeti daha geniş çevrelere açan düzenlemelere imza attı. Örneğin emeklilik fonlarının borsada oynamasının önü açıldı. O günlere dek, özel şirketler tarafından işletilen emeklilik fonları, çalışılan şirketlerin sorumluluğunda iken, bu değiştildi ve emeklilik fonları kişilerin kendi sorumluluklarına aktarıldı. Arkasından da bu fonların borsaya yatırım yapabilmesinin önü açıldı.
Kuralsız Borsa’da, “Kim Daha iyi Yalan Söyler” Oyunu
Bir önceki bölümde bahsettiğimiz Clinton’ın düzenlemeleri, borsaya akan paranın ve de saçmalıkların artmasına neden oldu.
Saçmalık diyoruz, çünkü Borsa rasyonellikten uzaklaşmaya başladı ve Borsada yer alan firmaların üzerindeki baskı arttı. Bunun nedeni, insanların borsaya yatırım yapmaya bayılıyor olmaları. Çünkü borsa devamlı büyüyen / para kazanan şirketlerin karından pay alınabilecek bir yermiş gibi gözüküyor. Bir hayal dünyası gibi. Paranın keşfinden bu yana, dünyanın her yerindeki insanlar hep kolay para kazanacakları bir yer bulmanın hayalini kurar. Kumar ya da piyango gibi.
Zaten Borsa’nın kumardan farkı da olmayabilir. Çünkü sokaktaki insanlar, adeta derinliğini bilmedikleri bir denizde, yüzme bilmeden surf yapıyor gibiler. Yatırım yapacakları şirketleri, rasyonel olmayan verilerle, körlemesine, yani “devamlı büyüyor mu?”, “devamlı kar ediyor mu?” şeklindeki derinliği olmayan kriterlerle değerlendirdiklerinden, firmalar borsa verilerini şişirmek için her şeyi yaptılar. Mesela “büyümek” kavramı organiklikten çıktı, devamlı yeni şirket alarak büyümek şekline dönüştü.
Çünkü, borsayı derinlemesine anlamadan yatırım yapan insanların, para kazanma motivasyonuna cevap vermek demek, şirketlerin de baskı altına girmesi demek. Şirketiniz o çeyrekte büyüdü, bu çeyrekte büyümedi ise, binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce hissedarınız sizden vazgeçip, hisselerini sattığı gibi, –yalan bile olsa– büyüdüğünü raporlayan aynı sektör ya da farklı sektördeki diğer bir firmanın hisselerine geçebilir.
Bu durumda ise normal çalışan ve mantıklı kar eden bir şirketiniz bile olsa, sırf geçen senekiyle aynı düzeyde para kazandığı için, hissedarları tarafından terkedilmesi sonucunda hızlı bir değer kaybına uğrayabilir.
O zaman ne yapacaksınız? İsteseniz bile, dürüst kalma şansınız zayıf olabilir, siz de benzer bir hesap şişirmenin, bir yerlere büyük satışları yapabilmenin (genellikle emerging market denilen ülkelerdeki devlet şirketlerine bir şekilde anlaşmalı!!), ya da rakamları düşürmemenin yolunu arayacaksınız. Belki de organik olmayan büyümeler (şirket satın alarak büyüme gibi) yapacaksınız.
Örneğin 1999 yılında 6 ay kadar çalıştığım Lucent Technologies, o günlerde, o kadar çok şirket satın alıyordu ki, kendisine ait olan ve patent sayısında dünya birincisi durumundaki Bell Labs’ın, her 2-3 dakikada bir artan patent sayacının yanına bir de şirket sayacı konulması şakası yapılıyordu. “Lucent bu kadar şirket satın aldıktan sonra ne oldu?” derseniz; bilenler anlatsın, Alcatel tarafından kendisi satın alındı. İçindeki dönemde gördüğüm en önemli temel sorun, “alınan firmaların koordinasyonunun ve yönetiminin yapılamaz” oluşuydu. Yani büyümesi organik değildi.
Ama 2000’deki dot.com krizine karşın, 2008’lere kadar, bu önemli gözükmedi. Tam aksine önemli olan “borsa değeri düşmesin”, önemli olan bir sonraki çeyrekte “biz büyüdük”, “bu çeyrekte de kar ettik” diyebilmek.
Bu borsa saçmalığı yansımasına, bir başka çok konuşulan örnek de ülkemizden verelim; 2009 yılında İş Bankasından dünyanın en büyük 2.IT projesini yani 170 milyon $ olarak belirlenen MOD’u alan IBM Türkiye, o zaman 250 olan eleman sayısına ilaveten, 300 yeni eleman almak zorunda kaldığında, bu 300 kişiye kapsamlı bir eğitim yerine, kısa bir eğitim verilerek, sahaya sürdü. Böylece projede ilk günden para alınmanın yolu açılmış oldu. 1 yıl sonra İşbankasının, bu projede IBM ile yollarını ayırmasına neden olduğu belirtilen gelişmelerin arkasında, IBM’in yeni aldığı 300 civarı elemana 1-2 ay gibi bir süre kapsamlı eğitim vermesinin ve bunun karşılığında projeden para alamamasının, şirket borsa verilerini kötü yönde etkileyebileceği düşünülmesinin yattığı ve 3-5 günlük eğitimle yetinildiği spekülasyonları hala konuşuluyor[4].
Sonuç olarak, ilki 2000’lerde dot.com krizi ve sonra 2008 krizinin nedenleri arasında, borsanın bu rasyonel olmayan büyütülmesi yatıyor.
İşte Wall Street İşgalcilerini rahatsız eden diğer bir husus bu suni borsa hareketleri oldu.. Ceplerindeki para –ki bu rakam 20 trilyon $ olarak veriliyor– bir takım oyunlarla alındı, başka yerlere aktarıldı..
Yarın yazımızın son bölümünde, bugünkü durumu, beklenenleri ve bizim payımıza nelerin düştüğünü anlamaya çalışacağız..
[1] YouTube / Crash The Next Great Depression
[2] Enron: The Smartest Guys in the Room
[3] IMDB / INSIDE JOB, YouTube / INSIDE JOB
[4] Başarısız BT Projeleri – 5: Türkiye İş Bankası MOD Projesi / IBM – I



Kaynak : 