Ekonomik veriler üzerine konuşup duranların zorlama pembe tablolarına alıştık. Ama sonuca uygun veriler oluşturma işi yeni karşılaştığımız bir olay. Burada yaratılan -yalan- verilerin amacı halkı yada -şirketler için- yatırımcılarını kandırmak değil. Tabii, bunlar da kandırılması gereken(!) kategorideki guruplardan biri. Ama öncelikli olan hedef başka! Ülkemizde 1980’lerin ortalarında işlemeye başlayan serbest piyasa rejiminin hiç de serbest olmayan piyasa kuralları gereği ülkeler de aynı şirketler gibi birer bilançodan oluşuyor. Yani devletleri de büyük birer şirket gibi düşünebilirsiniz. Bu büyük şirketin hisse senetleri de değerini taahhüt ettiği kağıtlar, yani parasıdır. Buraya kadar her şey tamam.
Amma, buradan sonra işler karışıyor. Piyasalarda işlem gören her şirket gibi devletler de bilançolarını deklare ederek mevcut güvenilirliklerini yükseltmek çabasındalar. Bu iş, devletler söz konusu olduğunda çok zor. O yüzden bilançoların ehil ellerde değerlendirilmesi ve şirketin yada devletin yakın gelecekteki yapısal durumunun ortaya çıkması gerekiyor.
Söz konusu işi yapan küresel ligde hizmet veren kuruluşlar var. Bu kuruluşlar izledikleri şirketlerin, kurumların yapısal ve parasal durumları yanında devletleri siyasal olarak da değerlendiriyor. İsimlerini sıkça duyduğumuz bu kuruluşlar, yatırımcıların o mecraya paralarını yönlendirmelerini sağlayan çok önemli bir karneye imza atıyorlar.
Bizler, genelde gazete ve TV’lerde bu karnedeki “kredi notu” sonucu ile ilgileniyoruz. Ama karneler, sadece kredi notu bilgisi içermiyor. Bu şirket yada ülke ile; “İş yapılabilir mi?”, “Yatırım yapılabilir mi?”, “Ortaklık kurulabilir mi?” gibi sorulara da not veriliyor. (Tabii, bunlardan başka yaşam kalitesi ile ilgili notlar da var. Bu da, başka bir yazı konusu.) Bir ülkenin kredi notunun yüksek olması, o ülkede yatırım politikalarının iyi işlemesi anlamına geliyor. Yani yatırımcı biliyor ki ülke aldığı parayı kazançlı bir amaç için kullanacak ve elde ettiği getirileri; geri ödemede güvence olarak gösterebilecek. Yada mevcut yatırımların getirileri, alınan kredinin risk taşımasını engelleyecek kadar iyi.
İşte bu kredi değerlendirme kuruluşları, bu sonuçları çıkarırken ülkelerin ekonomik verilerini değerlendirir. Müşterileri yada hizmet verdikleri kurumlar için “Doing bussiness in Turkey” (Türkiye ile iş yapma)’nın ekonomik, siyasi, teknolojik püf noktalarını içeren raporlar verirler. Ülkeler de zaten kendi planları için bu verileri kendi istatistik birimleri yada üniversiteler ve odalar eliyle hazırlar.
Ülkemizde yakın zamanda bazı şirketler, yapısal durumlarını gösteren bu veriler üzerinde oynadı. Aslında içi boşaltılmış olan şirketlerini işler yolundaymış gibi göstererek ayakta tutmaya, iş yapmaya, kredi almaya ve taahhütlere girmeye devam ettiler. Gerçekler ortaya çıkınca şişirilmiş veriler ile ayakta duran hayali holdinglerin tüm havası söndü. Büyük dolandırıcılıklar yaptığı ortaya çıktı.
Aynı durum ülkeler için de geçerli. Devletler, milyonlarca çalışanı barındıran kurumlarını, çeşitli konularda hizmet verdikleri sistemlerini işletirken sayısız alacak ve borç ilişkileri içine girerler. Bu borç ve alacak ilişkilerinin vadelerini, ödemelerini ve tahsilatlarını her kurum kendi bilançosu ile bağlı olduğu bakanlığa sunar. Aynı süreci gerçekleştiren bakanlıklar da; devletin, tek bir çatı altında tek kalemde toplanan bütçesini bağlar. Sistem yüzlerce yıllık bir düzenin devamıdır. Kolay, kolay da hata vermez.
Şimdi, bu kadar entegre bir sistemin işlemesinde en küçük bir hata olmaz da bunca açık niye verilir? Bunun cevabı: inisiyatif! Yani en küçük yöneticisinden tutun da bütçede kuruş etkisi olan tüm karar vericiler ve bağlı bulundukları üst yönetenler yolu ile en tepeye kadar süren silsilede hatalar; bütçelerin meblağları gibi büyür.
Ülke bütçesine gelindiğinde hatalar öylesine üst üste gelmiştir ki; yukarıdan aşağıya doğru bakıldığında büyük bir hata ve çarpıklıklar denizi gözükür. Bu çarpıklıklar denizinde her kurum ve kuruluş kendi damlacıkları bazında sorumludur. Olması gereken ile oluşan arasında dağlar kadar fark vardır. Ve bu farkın adına bizler: “AÇIK” diyoruz.
İşte bu açıkları görmezden gelip değerler ile oynayarak durumu güzel göstermek mümkündür. “Yalandan kim ölmüş!” Diyerek ve hayırlı bir işe vesile olacak küçük yalanları sevap sayarak, bu sevapları biriktirip dev bir yalan dağı oluşturmak hiç de zor değildir.
Batı komşumuz Yunanistan, kimselere haber vermeden bu yalan dağlarından bir tane oluşturmuş. Bu dağ, öylesine büyük, öylesine heybetli bir hal almış ki; Brüksel’den görülmüş. Şimdi bütün Avrupa, ‘birlik’ olmuş bu dağı neremize koyacağız diye düşünüyormuş.
Hep sevgi ile kalın.



Kaynak : 