Sizi bilemem ama ben ‘Yeşil’ ile ilgili haberleri merakla takip ediyorum. Bu konuda gereken hassasiyetin pek de gösterilmediğini düşünüyorum. Öyle ki, kulağıma ,en basitinden, ana caddelere cam, plastik ve pilleri toplamak için konulan kutulara ‘kasten’ alakasız şeyler konulması şeklinde hiç de hoş olmayan şeyler geliyor. Bakın, biz, burada daha atıklarımızı nasıl geri kazanabileceğimize dair bir ‘kültür’ edinemeden Batılılar, doğaya hiç zarar vermeden okyanustan elektrik enerjisi elde etmeye başladılar bile.
Pelamis Wave Power Limited adlı bir İskoç mühendislik şirketi tarafından geliştirilen PWEC konvertörleri, bundan sonra elektrik üreteceği Portekiz’in kuzeyinde ve kıyıdan 3 mil açıktaki bir yere nakledildi. Projenin ilk ayağında 3 adet konvertör ile 2.25 megawattlık bir enerji elde edilmesi öngörülüyor.
Proje çerçevesinde şu ana kadar 9 milyon avroluk bir harcama gerçekleştirildi.
Başarılı olunması halinde, ikinci faz çerçevesinde 21 Megawatt güç üretecek 25 konvertörün kıyı boyunca yerleştirileceği açıklandı. Bu, yaklaşık 15 bin evin elektrik ihtiyacının denizden elde edilebileceği anlamına geliyor.
Takip edeceğiniz gibi zaman zaman ‘risk sermayesi’ ile ilgili haberlere yer veriyoruz. Risk sermayesi Türkiye’de aslında çok da gelişmemiş ve özendirilmesi gereken bir olgu. Bunu şunun için yazıyorum; Portekiz kıyılarını ‘ışıldatacak’ yukarıda bahsettiğimiz proje aslında bir risk sermayesi uygulamasının başarılı örneğini oluşturuyor. Bu, projede başı çeken Pelamis Wave Power Limited ile Babcock ve Brown Ltd şirketleri ve küresel yatırım danışmanlık şirketi EDP ve Portekizli enerji şirketi EFACEC’in bir araya gelerek oluşturdukları bir konsorsiyumun güç birliğinin sonucu.
Adını deniz yılanı Pelamis’ten alan konvertör, 140 metre uzunluğunda ve 3.5 metre genişliğindeki bir ana gövdeden oluşuyor. irket sözcüsü Anthony Kennaway yaptığı açıklamada, her bir konvertör üzerinde 3 adet jeneratör bulunduğunu ve dalga ile hareket eden pedallar ve yüksek basınçlı sıvılar yardımıyla jeneratörün dengeli bir şekilde çalışmasının sağladığını ifade etti. Elde edilen elektrik enerjisinin denizin altından bir kablo ile sahilde bulunan bir başka konvertöre taşındığını belirten Kennaway, burada gerekli düzenlemelrin yapılmasının ardından elektriğin evlerde kullanılabilir bir hale getirildiğini söyledi.
Hava ve deniz şartlarına göre kapasitesinin yüzde 25-40’ı arasında bir enerji üreteceği tahmin edilen PWEC konvertörü ile 60 bin tona yakın karbondioksit oluşumunun önlendiğini bunun, normal şartlar altında tüm dünyada 1 yıl içerisinde salınacağı varsayılan 2 milyar ton karbondioksitin engellenmesi anlamına geldiğine dikkati çekiyorlar. Bugünlerde, alternatif enerji kaynaklarını bir kenara koyarak tüm dünyanın kaçarcasına uzaklaştığı nükleer santrallere 4 elle sarılan yetkililere özellikle duyurmak isterim.
Öte yandan, önümüzdeki Cumartesi günü Kaliforniya’daki Golden Gate Park’da açılacak olan müze daha şimdiden ‘En Yeşil Müze Binası’ olarak adlandırıldı bile. Binanın ana yapısında kullanılan geri dönüşümlü maddelerden tutun, güneş pilleriyle müzenin elektrik ihtiyacının karşılanmasına ve hatta binanın yalıtımında kullanılan eski kot pantolonlara kadar pek çok şey binaya haklı olarak bu sıfatı kazandırıyor.
Amerikan Yeşil Bina Komisyonu(GBC), müzeye, en yüksek ödül anlamına gelen “LEED platinium” vermeye hazırlanıyor. Darısı başımıza!



Kaynak : 