Londra’da düzenlenecek olan 30. Yaz Olimpiyat Oyunları için geri sayım başladı. 27 Temmuz – 12 Ağustos 2012 tarihleri arasında düzenlenecek olan Olimpiyat Oyunları için heyecan giderek artıyor. Atletler dünyanın en prestijli spor organizasyonunda boy göstermeye ve madalya peşinde koşmaya hazırlanıyorlar. Firmalar için ise Olimpiyat Oyunları bulunmaz bir reklam fırsatı yaratmakta ve bu olimpiyatlarda en önemli reklamcılık aracını sosyal networklerin oluşturacağı konuşuluyor.
Büyük spor organizasyonları, her zaman reklamcıların en çok ilgisini çeken aktiviteler arasında olmuştur. Bunun en temel sebebi ise, spor organizasyonlarının birleştirici yanıdır. Büyük organizasyonlar ve dev finaller, dünyanın değişik yerlerinden farklı kültürlere, farklı karakterlere ve farklı zevklere sahip, farklı yaş kategorilerindeki ve sosyo ekonomik sınıflardaki milyonlarca izleyicinin bir araya gelmesi demektir. Dolayısıyla firmalar bu organizasyonları kendi adlarını duyurabilmek ve tüketicilerle buluşabilmek için eşsiz birer fırsat olarak görür.
Bu durumun en bariz örnekleri ise herkese hitap edebilecek birbirinden farklı pek çok spor müsabakalarını içinde barındıran Olimpiyat Oyunları’dır. Olimpiyat Oyunları, firmaların çok uzun bir süreden beri özel reklam içerikleri hazırlattıkları bir alan. Üstelik sadece Adidas, Nike ve Puma gibi sporculara yönelik malzeme üreten firmalar değil, Coca Cola gibi içecek üreten firmalar veya Kodak gibi fotoğrafçılık firmaları da Olimpiyat Oyunları’na özel reklamlar hazırlatmıştır.
Ancak günümüzde reklam algısı da hızla değişiyor. Artık TV reklamları veya bilboard reklamlarından ziyade online reklamcılık öne çıkmaya başladı. Hatta sadece birkaç yıl öncesine dek arama motoru reklamcılığı ve seri ilan çıkmak olarak online reklamcılık da kendi içinde muazzam bir dönüşüm yaşıyor. Bugün en çok büyüme kaydeden online reklamcılık modelleri, mobil reklamlar ve sosyal network reklamları olarak öne çıkmakta. Dolayısıyla Londra Olimpiyatları da reklamcılık alanında çok farklı bir “ilk” olma yolunda ilerliyor.
Bir önceki olimpiyatlarda yani 2008 Pekin Olimpiyatları’nda online reklamcılık hala ağırlıklı olarak banner modeli üzerineydi. Ancak unutmamalıyız ki bugün 800 milyon kullanıcısı olan Facebook’un o yıllarda 145 milyon üyesi vardı. Üstelik 2008 yılında, Twitter ve Pinterest gibi bugün son derece popüler olan sosyal medya servislerinin yerinde de yeller esiyordu.
Reklamcılığın nasıl değiştiğine birkaç örnek vermek gerekirse misal bugün Samsung firması, U.S. Olympic Genome Project adlı bir kampanya yürütüyor ve insanların olimpiyatlara olan ilgisini ölçmek için “How Olympic Are You” adlı bir oyun geliştirmiş durumda. Bu oyun Facebook etkileşimli bir oyun ve sosyal medyayı kullanarak insanları Samsung firmasına çekmeyi amaçlıyor. Bir başka örnek, Coca Cola’nın yürüttüğü “Move to the Beat” adlı kampanya. Bu kampanyada da insanlar Facebook aracılığıyla kendi kampanya müziği versiyonlarını üretip arkadaşlarıyla paylaşabiliyorlar.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün ve firmalar artık Beğen butonu, Twitter mention’ları veya Pinterest ilanlarına, geleneksel banner reklamlarından çok daha fazla önem veriyorlar. Londra 2012 Olimpiyatları’nın sponsor firmalarının reklam için ayırdıkları toplam bütçenin yaklaşık %15 – 20’sinin dijital reklam harcamalarına gittiği söylenmekte. Kimse net bir reklam bütçesi rakamı açıklamıyor, ancak Olimpiyat Oyunları’nda dijital reklamcılığa verilen önemin her geçen gün arttığı yadsınamaz bir gerçek.



Kaynak : 