Kısaca hatırlatalım; 4502 Sayılı yasa ile Türktelekom’un tekeline son verilerek telekomünikasyon sektöründe serbestleşmenin önü açıldı. 1 Ocak 2004 tarihinde de yasal olarak Türktelekom’un ses iletimindeki tekel hakkına son verildi.
Bu arada 2000’li yılların başından itibaren telekomünikasyonda sayısal teknolojinin kullanılmaya başlanması, data haberleşmesine geçilmesi ve serbestleşme sonrası piyasaya yeni oyuncuların girmesiyle sistem ve teknoloji üreticisi firmalar sürükleyici olmaya başladı.
Türkiye’de, 1994’te GSM telefonlar 1994’de alo demeye başladı ama o yıllarda 1 GSM aboneliği 1,000 değil 1,000’lerce dolara mal oluyordu. Makinalar, abonelik bedeli ve konuşma ücretleri çok pahalı idi. Bir makineya sadece tek numara tahsisi yapılıyor ve böylece o gün için var olan iki şebekeyi de kullanmak isteyenler iki adet telefon makinesı almak zorunda kalıyordu.
Bu arada ülkemizin yaşadığı 2001 krizi her sektörde olduğu gibi GSM sektöründe de yaşandı ama GSM firmaları mobile haberleşmenin dayanılmaz cazibesi ve yaptıkları strateji değişiklikleri ile krizden büyüyerek çıktılar. Nitekim, günümüzde neredeyse telefon kullanabilen her aile bireyinde cep telefonu bulunuyor. Özellikle makine ile hat satışlarını ayırıp bir kişinin birden fazla şebeke kullanımını kolaylaştırdılar ve ücret tarifelerine faturasız hatları getirerek iyi bir pazar elde ettiler.
Benzer uygulamayı Türk Telekom da “peşin kontör satışı” başlığı ile bir dönem uyguladıysa da sonradan vazgeçildi.Z aten uygulandığı sırada da müşteri beklentilerinden uzak, işin mantığına uymayan bir işlem olarak kaldı.
Telekom sistemi içerisinde yazılımın yanı sıra donanım ve sahadaki çalışmalar da önemli yer tutuyor. Uç birim, bakır veya fiber-optik kablo şebekesi, telefon veya data santralı, modem cihazları, transmisyon teçhizatı, enerji ve bina gerekli donanımlar olarak görülüyor. Son yıllardaki XDSL teknolojisi bakır kablolu şebekeyi “altın” değerine getirdi. Türk Telekom’un özelleştirilmesi öncesi Rekabet Kurumu TTNET şebekesinin ayrılması gibi bazı düzenlemeler istemişti.
Telekomünikasyon altyapısındaki donanımlardan en zor olanı ise şehiriçi veya şehirlerarası telefon şebekelerinin inşası. Bugüne kadar Türk Telekom kamu kurumu ve tekel olmanın getirdiği rahatlıkla bu işleri çok kolaylıkla gerçekleştirdi. Kamuya ait veya özel mülkten direk dikerek, kazarak veya binaların duvarlarından kablo çekti. Zaman zaman basından bu konuda tarlasından, bahçesinden geçen kablonun kaldırılması için açılan davalar olduğunu ve kişiler lehine sonuçlandığını okuduk, okuyoruz.
Telekom hizmetlerinin özelleştiği bir dönemden sonra bu çalışmaların çok kolay yapılabileceğini sanmadığımız gibi şehir merkezlerinde yeni çalışmaların yapılamayacağını hatta GSM’deki baz istasyonları gibi gereksiz olduğunu düşünüyoruz.
Serbestleşme sonrası geçtiğimiz yıllarda A,B ve C grubu telekomünikasyon lisansları verildi ve sahaya yeni operatörler çıktı. Ancak sürece baktığımızda bunların altyapı yatırımı yapmadan Türk Telekom’dan kiralamayla özellikle VOIP ile ses trafiği taşımaya ağırlık verdiği ve TK’nın bu konuda UMTH’ler lehine bir kararı da olmasına rağmen Dr.Paul Doany Telekom Arenasındaki konuşmasında mahkemelik durumların ortaya çıktığını belirtmiş olup umarız bundan sonra pazardaki yasakçılık anlayışı yerini teknolojiyi kullanmaya bırakır.
Bildiğimiz kadarıyla şu ana kadar UMTH firmaları ön ödemeli kart satışlarının yanısıra orta ve büyük ölçekli işletmelere kurumsal çözümler sunarak özellikle data ağı kurmakta ve bunun üzerinden ses trafiği de taşımaktadırlar.
Ama bu işlerin hemen hemen tamamını kiralama yoluyla yapmakta belki zaman içerisinde kendi santral, enerji ve enerji sistemleri gibi altyapıyı da kurabilirler. İşte burada kurulması en zor hatta imkansız olanı ise bakır veya fiber optik kablo şebekesi ile yer altı şebeke güzergahlarıdır.
XDSL şebekesinin vazgeçilmezi bakır kablolu şebekede kiralamadan başka (yerel ağın paylaşımı) alternatif görünmemekte buda gerçek rekabet ortamının oluşmasının önünde engel gibi duruyor. Acaba erişim şebekeleri de Türktelekom’dan ayrılsa idi daha mı iyi olurdu diye düşünmekten kendimizi alıkoyamıyoruz. Ancak artık bunun için çok geç ve UMTH’lerin Türk Telekom’la rekabetindeki en zayıf noktanın yerel ağın kullanımı olduğunu düşünüyorum.
Bugün tüm dünyada sabit telefon operatörlerinin ses iletiminde müşteri ve trafik kaybettikleri bir gerçek.
Ülkemizde GSM firmalarının faturasız hatlarında en ucuz abonelik maliyeti aylık yaklaşık 3.5 YTL.iken sabit telefonda bu rakam 7.20 YTL.ye ulaşıyor. Türk Telekom 2004 sonlarında yaptığı tarife değişiklikleri ile ciddi bir meblağ olarak sabit ücret almaya başladı.
Önümüzde neler var? 2003 sonlarında tekrar yapılan yatırımlarla hız kazanan 8Mbps. hıza ulaşabildiği halde Türk Telekom tarafından 2 Mbps hızla sınırlanan ADSL teknolojisinde UMTH ler tarafından yapılan yatırımlarla daha yüksek hızlara çıkma ve İPTV hizmeti. Tabii ki bunların sadece altyapı hizmeti olarak verilmesi ile yetinilmeyip içerik sağlama ve interaktif TV hizmetlerinin verilmesi yer almalıdır. ADSL hizmetinin Türktelekom tarafından mutlaka bir sabit telefonla beraber verilmesi sonucu sabit telefon ihtiyacı olmayan tüketiciye ilave olarak PSTN telefon sabit ücreti bindirerek tüketicinin aleyhine durum ortaya çıkmakta ve bunun ortadan kaldırılması gerekmektedir. UMTH ‘ler erişim şebekesi dışında altyapı yatırımlarını arttırarak sektörde gerçek rekabetin oluşmasını sağlamalılar diye düşünüyorum.



Kaynak : 