GİRİŞ
Bu yazı, bir süredir ülkemizde 4G, 5G hususlarında sürmekte olan tartışmalara gerçekçi bir katkı ile sağlıklı bir yol haritası için öneriler sunmak için hazırlanmıştır. Bu yazının yazarları olarak bizler, kamuda ve özel sektörde masanın hemen her yerinde bulunduğumuz için konuya s teknolojik, ticari, regülasyon, rekabet ve stratejik boyutlarının yanısıra tarihsel gelişimi açısından da değinmek istiyoruz. Hem okuyucuları sıkmamak için hem de bize verilen yer çerçevesinde bilgilerimiz ve deneyimlerimizin ışığı altında regülatif, teknolojik ve ticari birçok konuya ana hatları ile değineceğimizi okuyuculara öncelikle belirtmek isteriz.
Bu yazıda, yukarıda bahsettiğimiz süreç sırasında hemen her gazetede yayınlanan teknik bilgilerin detaylı olarak bir kez daha verilmesi amaçlanmamaktadır. Bununla birlikte, Ağ Ekonomileri Düzenleme başlığı altında da değerlendirilen ancak oldukça titiz, uzun ve zorlu çalışmalarla teknik düzenlemeler ve süreçleri konusunda da sizleri bazı özet bilgiler verilecektir. Bu yazıda ayrıca, 4N ve ötesi gelişmelere koşut olarak ülkemizin yüksek menfaatlerine uygun yapılması gerekenler, yol haritası için önerilerimizi de değerlendirmenize arz etmiş olacağız.
Telekomünikasyon; bilişim çağı olarak da adlandırılan bu dönemde bilginin bir noktadan birçok noktaya hızla yayılmasını sağlayan en önemli alt yapı olduğu artık tartışma gerektirmeyen bir gerçekliktir. Telekomünikasyon sektörü 21inci yüzyıda ekonomik gelişmenin yaygınlaşmasını sağlayan ve ülkelerin hızla kalkınmasını sağlayan en önemli sektörlerden biridir. Bu nedenle özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ülkemizi yönetip yön verenler, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, Rekabet Kurumu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı gibi kurumlarda görev yapan Kurul Üyeleri ve tüm personellerin yaptıkları işlerin, aldıkları kararların ülkemizin 100üncü kuruluş yılında ve sonrasında nerede olacağında etki yaratacağını bilerek ve bu bilinçle davranmaları gerektiğini belirtmek isteriz.
Ülkemiz, bundan önce Nuri DEMİRAĞ ve Vecihi HÜRKUŞ gibi vizyoner kişilerin yerli uçak yapımı ile Devrim Arabası çalışmalarının, yapılan araştırma ve geliştirmelerin çeşitli gerekçeler ile önlerinin kesildiğine ve bunların uzun dönemli sonuçlarına tanık olmuştur. Tarih, Nuri DEMİRAĞ, Vecihi HÜRKUŞ veya Devrim arabasının mimarlarını kahramanlar tanımlamış ve yıllar sonra onlara haklarını teslim etmişse de. Sonuçta kaybeden ülkemiz olmuş ve teknoloji üretiminde ve teknolojiye yön vermekte istenilen noktadan uzakta kalmıştır.
Hiç şüphesiz, ülkemizin ULAK projesi “İnsanlık için büyük bir adım” olarak adlandırılacak çok çok önemli bir gelişme değildir. Ancak, önemsiz kabul edilecek, kolayca göz ardı edilecek bir proje olarak da kabul edilmemelidir.
Geçmişte yaşandığı gibi ülkemiz içinde ortaya çıkan bu ve benzeri projeler küçümsenip engellenmek istenebilir. Ancak, bu tür girişimlerin bugün teknolojik ve ekonomik yansımaları açısından daha sağlıklı tartışıp değerlendirmeler yapabileceğimiz olumlu ve olumsuz birçok örnek bulunmaktadır. Bilimsel ve teknoloji alanında gelişmeyi ülke stratejisi olarak benimseyen Çin, Hindistan, Brezilya ve İsrail gibi örnekler kesin ve kısa yargılardan önce sağlıklı zeminde atılacak adımların sonuçları kosusunda güzel birer örnek oluşturmaktadır.
KISACA 1, 2, 3 ve 4N NEDİR?
Yaklaşık 10 yılda bir yeni nesil iletişim teknoloji doğuyor. Kısacası mevcut bir iletişim teknolojisinin yaşam döngüsündeki son 10 sene yeni iletişim teknolojisi standartlarının doğuşu ile eş zamanlı gerçekleşiyor.
Bu yazının yazarları hem mobil iletişim öncesi telekom ve telsiz haberleşme hem de 1N, 2N ve 3N sistemlerinin bazı dönüm noktalarında görev yapabilme şansına ve ayrıcalığına sahip olmuşlar ve telekomünikasyon sektörünün düzenleme, teknoloji ve ticari uzantılarında inişli-çıkışlı tarihsel bir gelişime tanıklık etmişlerdir.
İlk nesil mobil haberleşme teknolojik olarak 1960 yıllarda başlamakla birlikte, ticari olarak yaşam döngüsü 1981 yılında başlıyor. Ülkemizde ise 1980’li yılların ortasında kurulup, kullanıma başlanılmıştır. İlk nesil mobil haberleşmenin en temel özelliği –doğası gereği- analog teknolojilere dayalı olmasıdır.
Nordic Mobile Telephony olarak adlandırılan kısaltması NMT sistemi ilk hücresel telekomünikasyon sisteminin 450 MHz frekans bandı versiyonu Türkiye için özel olarak üretilmiştir. 1985 yılında PTT tarafından hizmete sunulan bu mobil iletişim sistemi 20 yıldan uzun süre kullanımda kalmıştır. Araçlara monte edildiği için “Araç Telefonu” olarak halk arasında adlandırılan bu analog sistemde sadece ses haberleşmesi sağlanıyordu. Türkiye ithal edilen her partiden bir örnek ile yolcu beraberinde getirilen tüm Araç Telefonlarının testleri ve onay işlemleri Telsiz Genel Müdürlüğü Elektronik Test ve Ölçüm laboratuvarının kurucu mühendisi olan Abdullah Raşit GÜLHAN tarafından gerçekleştiriliyordu.
1980’li yılların sonuna doğru gündeme gelen ikinci nesil “2N” mobil iletişim sistemleri artık “sayısal” teknoloji tabanlı idi. ABD, Avrupa ve Japonya, sayısal iletişim teknolojilerinde kendi ağırlıkları için çalıştı ve çatıştı. Etkin ve galip gelen Avrupa’nın GSM sistemi oldu. Aslında konunun yakından takip edenleri tarafından kolayca hatırlanacağı üzere GSM sadece ABD ve Japonya’nın sistemlerini değil Avrupa’da ETSI içinde diğer gruplar tarafından küresel sistem olacağına inanılarak geliştirlilen diğer sistemlere de galip geldi.
GSM sisteminin bu kadar etkin ve yaygın kullanımının ardında birden fazla neden yatmaktadır. Öncelikle, vurgulanması gereken nokta, mobil hizmetlerin gerçek anlamada serbestleşen ilk telekomünikasyon hizmetleri olduğudur. Bu serbestleşme süreci ise, özellikle Avrupa’da stratejik bir öncelik verilerek düzenlemeler açısından çok iyi yönetilmiş ve ticari başarılarının toplumları yeniden şekillendirdiği yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur.
Ülkemizde 1993 yılında Gelir Paylaşımı esası ile sözleşmeleri imzalanan GSM900 hizmeti 1994 yılından itibaren sunulmasına başlanılmıştır. 1998 yılında Telsim ve Turkcell şirketlerine verilen işletmeci lisansları ile GSM hizmetleri özel sektör tarafından sunulması başlamıştır. 2001 yılında ise İştim ve Türk Telekom firmaları arasında GSM1800 lisans sözleşmeleri imzalanmıştır.
Yazarlardan A. Raşit Gülhan, 2001 yılında gerçekleşen bu yeni sözleşmeleri ile sözleşme yenilemelerine dönemin Kurul Üyesi olarak katkı sağlarken, Mehmet Ali İNCEEFE de masanın diğer tarafında İşletmeci Temsilcisi olarak katkı sağlamış ve özellikle regülatif kararların işletmeciler ve üreticiler üzerindeki etkilerine yönelik stratejilerin oluşturulmasına önemli katkılar sağladı. 2000’li yıllarda GSM öylesine yaygınlaştı ki, kaçınılamaz bir biçimde mobil iletişimin benzeri biçimde yaygınlaşarak toplumların iletişimini ve ticari biçimlerini dramatik olarak biçimlendiren internet fenomeni ile birlikte değerlendirilmesini zorladı. Artık, mobil iletişim ve internet aynı kapsamda değerlendirilmeye başlanmıştı. Bu teknoloji ve stratejilere yön verenler 3N (3G) lisansları için 30-40 Milyar Avroları öngörmüşlerdi. Ne varki 2001 yılında internet balonu patlamış ve tüm stratejilerin yeniden gözden geçirilmesini gerektirmişti. İşte böyle bir ortamda, 3N teknolojilerinin gerek altyapılarda gerekse de kullanıcı tarafında (3N uyumlu telefonlar) etkin olarak kullanılması 2004-2005 yıllarına ötelendi.
Aynı dönemde BTK 3N sistemleri için, kurum, sektör ve üniversite temsilcilerinden oluşan bir ulusal komisyon kurarak, 100 yakın uzmanın katılımı ile çeşitli raporlar hazırlandı. Uluslararası deneyimler, 3N ihale süreci, alt yapı paylaşımı, ulusal dolaşım “national roaming” gibi çeşitli konular ayrıntıları ile irdelendi.
Dünyanın önde gelen gelişmiş ülkelerinde 2004-2005 yıllarında kullanılmaya başlanan 3N teknolojisi için lisans ihalesini Türkiye 2008 yılında gerçekleşti ve tüketiciler tarafından kullanılmaya başlanılması 2009 yılında mümkün oldu.
2009 yılında 3N’i devreye girmesinin işletmeci açısından çeşitli yararları olduğu gibi ülke açısından da Akıllı telefon ithalatının bu seneye kadar ötelenmiş olması önemli bir yarar sağladı. Bu yarar; Başlangıçta hem az hem de kısıtlı modellerden dolayı, bu telefonların oldukça yüksek olan fiyatları çok kısa bir zamanda geniş kitleler tarafından alınabilecek düzeylere düşmüş olması ile açıklanabilir. Öte yandan “Akıllı Telefonların” yaygınlaşması ile Akıllı Telefonlarda kullanılacak çeşitli uygulamaların geliştirilmesine ve ülkemizde bu yönde çalışmalar oluşturan yüzlerce şirketin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. İlk bakışta bir gecikme gibi gözüken bu durum 3N’nin yaşam döngüsünde ürünlerin ve altyapının olgunlaştığı bir döneme denk geldiği için Türkiye bu teknolojiyi daha önce kullanmaya başlayan pek çok ülkeden daha iyi bir altyapıya sahip oldu ve 3N teknolojisi Türk halkının yaşamına daha hızlı girdi.
Bütün bu açılardan Türkiye’nin 3N’e geçmesinde bir gecikmeden bahsetmek bizce mümkün değildir. Aksine kurumsal şapkalar çıkarıldığında bu geçişin en uygun zamanda gerçekleştiğini tarafsız bakışa sahip konunun uzmanları kabul edeceklerdir. Nitekim bugün itibarıyla 3N kullanıcı sayısının 60 Milyon’a ulaşması ve mobil internet trafiğinin de 107.970 TByte seviyelerini aşmış olması da bunun en somut kanıtı niteliğindedir.
Bu makalenin burayı tıklayarak ulaşabileceğiniz 2.ci bölümünde “3N İhalesi ve BTK’nın 3N İhalesine Yaklaşımların Sonuçlarını, yanısıra 4N Konusunda Bildiklerimiz ve Yanlış Bildiklerimizi okuyabilirsiniz.



Kaynak : 