Gündem bir miktar değişti ve bence Incel konusuna yeterince vakit ayırmadık. AKP döneminde gençlerin, üniversite mezunu işsiz ve ümitsiz kaldığını görüyoruz. Bunun sonuçlarından birisi muhtemelen bu INCEL’ler.
Sosyal medya üzerinde korkutucu bir grup olarak gözüken Inceller için ODTÜ’lü bir öğrencinin manifesto yayınladığı ortaya çıktı. Buna karşın hükümet, acilen Discord’u kapatarak güya çözüm buldu. Ya da çözüm algısı oluşturdu.
Ama bana göre, konunun derinliğine bakmak lazım. “Gençlerin kendilerini içinde buldukları durumun, son 5-10 yılda iyice anlaşıldığı” bir dönemdeyiz. Kaçabilen yurtdışına gidiyor ama içerideki gençler adeta kendi kendilerini imha ediyorlar.
Feci olay meydana geldiğinde konuyu ilgili uzmanlarla inceleyelim ve acaba çözüm bulunabilir mi diye konuşalım istedik. Birisi “kadın ve gençlik araştırmalarına” ilaveten “Incel” konusuna eğilmiş bir akademisyen, diğeri Psikiyatrist olan 2 uzmana ulaştık. Incel konusunu onlara sorduk.
Incel’ler gündeme geldiğinde, konuyu akademik olarak inceleyen var mıdır diye araştırmıştım. Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğretim üyesi ve Kadın Çalışmaları Doktora Programı koordinatörü Doç. Dr. İrem İnceoğlu‘nun bu konuda çalıştığını öğrendim. İnceoğlu aynı zamanda siyasal iletişim, toplumsal cinsiyet ve medya, gençlik ve dijital medya konularında da araştırmalar yapıyor. Bu nedenle kendisine ulaştım ve sorular yolladım. Yurtdışında olduğu için cevaplar ancak ulaştı.
Bizler Incel’i ancak son vahşet haberi ile öğrendik. Ama siz ülkemizdeki Incel Gruplarını incelediniz ve üstüne de Yeni Medya konferansında konuştuğunuzu görüyoruz. Bunu hangi nedenle yaptınız? Yani hangi gelişmeyi gördünüz de bunu yaptınız?
“Incel” kavramına dair ilk kapsamlı tanımlamayı 2019 yılı sonbaharında vizyona giren Joker (Todd Phillips, 2019) filminin akabinde Alev Özkazanç’ın Podcastte bahsederken dinledim.
Gençler arasında Incel sözcüğünün bizim gençliğimizde kullanılan “abaza” sözcüğü yerine de kullanıldığını ancak bu kavramın bunun ötesinde bir anlama da kavuştuğunu da bundan sonra fark ettim.
Akademik olarak Incel’ler ile ilgili olarak ise tez danışmanı olduğum Kadir Has Üniversitesi Kadın Çalışmaları Doktora Programı öğrencilerimizden Yiğit Bahadır Kaya’nın tez çalışması dolayısıyla ilgilenmeye başladım. Derslerimizde patriarkanın yeni tezahürleri ve kadın düşmanı eğilimler üzerine konuşurken daha çok Türkiye dışı kaynaklardan duymaya başladığımız Incel denen bir oluşumu da tartışmaya başladık. Daha sonra bu konuyu bir tez çalışmasına dönüştürmeye karar verdik.
Bu aşamada Türkçe sosyal medya kanallarında da kendisini Incel olarak tanımlayan bireylerin içerik ürettiğini ve bir alt kültür oluşturmaya başladığını gözlemledik.
Bu yapılanmanın diğer kadın karşıtı yapılanmalar ya da söylemlerden farkı ya da birleştikleri noktalar var mıdır?
Incellik olarak tanımlanan durumun aslında kendilerine toplumda oluşan trendler, akımlar karşısında yer bulamayan ya da bulamayacağına inanan erkeklerin bireysel memnuniyetsizliklerini kadınların aydınlanmasına maletmesi ile vuku bulduğunu söylemek mümkün.
Bu gerekçeyle kadınlardan nefret etme halini kendileri gibi diğerleriyle sosyal medya ortamlarında buluşarak bunu sosyal etkileşim ve aidiyet yaratma faaliyetlerinin temeline oturtmaları olarak görebiliriz.
Incelliğin diğer kadın düşmanı yapılanmalar ve söylemlerden farkı kadın düşmanlığına bir kılıf uydurma çabasına bile girmeyecek kadar nefreti açık ifade edebiliyor olmaları.
Kadınları bir grup olarak ve özcü bir anlayışla menfaatçi ve manipülatif olarak kodlayan bu bakış açısının uç noktalara varan söylemlerinde adeta insanlıktan çıkartılmış bir kadın anlayışını görmek de söz konusu.
Türkiye’de özellikle genç erkekler arasında belki de kendini ifade etmenin bir yolu olarak gözlemleyebileceğimiz bir akım Incellik.
Kişisel görüşüm, kadınlarla yan yana gelmesi çeşitli nedenlerle engellenmiş, ayıplanmış olan genç erkeklerin kadından korkması ve kendileri için ulaşılamaz bulduğu noktada da tehdit olarak algılaması yönünde gelişen algının bu akımı cazip kılıyor olduğu.
Sosyal medyanın çarpan etkisi başlıklı bir konuşmanıza denk geldim. Incel olayında ya da diğer nefret gruplarında, sizce sosyal medyanın etkisi nedir? Yani sosyal medya olmasaydı bu gruplar yine de olur muydu?
Sosyal medya bu düşüncelerin daha hızlı yayılması, bu gruplaşmaların daha sinsice oluşması ve hatta daha rahat radikalleşebilmesinde kolaylaştırıcı rol oynuyor olabilir. Ancak sosyal medya platformlarını kapatalım, erişimi engelleyelim demek bence bir çözüm üretmekten öte sorunu hasır altı etmekten başka pek işe yaramayacaktır.
Dijital medya araçları ancak ve ancak kullanıcılar yetkin biçimde üretim ve tüketim aşamalarına dahil oldukları sürece etik normlarını oluşturabilecektir. Yasaklanan bir platform yerine bir diğeri geçer ve bu sürer gider. Bu arada da radikalleşmenin dozu artabilir.
Zira yasaklar ötesi bir oluşumun takibi daha da zorlaşacak ve gruplara dahil olanlar kendi içlerinde daha da kapalı ve keskin bir yapıyı oluşturabilecek hale gelebilir. Dolayısıyla caydırıcılığın yasaklamayla olabileceğine pek inanmıyorum açıkçası.
Şimdilerde Met GALA olayı ve Dijital Giyotin gibi olaylar var. Bu anlamda sizce, sosyal medya kullanıcıları bu tür olayları çözecek güce sahip mi?
Sosyal medya kullanıcılarının olaylara tepki vermek ve buradan örgütlenerek çözüme yönelik harekete geçmek istemelerine dair çabaları da gözlemliyoruz. Hatta Met GALA olayı ya da dijital giyotin olarak tanımlanan, influencer, sosyal medya ünlüsü vb. kişilere toplumsal meselelerle belli şekilde ilgilenme baskısı yapılması çağrısı örneklerini görüyoruz.
Burada bir noktayı gözden kaçırmamak gerektiğini düşünüyorum, çağrıyı yine sosyal medya kanallarından yapan bireysel kullanıcılar bunu yaygınlaştırabilmek ve belli bir kitleye ulaşarak etkin hale getirebilmek için ya hali hazırda ünlü olanlara ihtiyaç duyacaklar ya da yeni ünlüler üretmek durumunda kalacaklar. Dolayısıyla bu çabanın da etkin olabilmesi yine sosyal medya işleyiş prensibi içinde mümkün.
Bilal Ersoy : “Görünen o ki “incel”ler kadınları tanımıyorlar, onlarla ilişkilenemiyorlar”
Bu noktada konuyu başka bir yönden değerlendirmesi için bir psikiyatrist ile konuşmak istedik. Psikiyatrist & psikoterapist Bilal Ersoy sağolsun, bu konu üzerinde çalışarak sorularımıza cevap verdi:
Bilal Bey, Inceller anlaşılan kendilerini aşağılanmış, toplumdan dışlanmış hissediyorlar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle kendi formasyonumdan bu “incel” fenomenini tanımlamaya, olası nedenlerini açımlamaya çalışacağım. Herhangi bir üyesi ile çalışmadım, fikirlerimin kaynağı medyada okuduklarım ve bazı güncel ve bilimsel makaleler, dolayısıyla bir metin analizi yapmaya çalışacağım.
Anladığım kadarıyla narsisistik sorunları olan, içe dönük, cinsiyetçi, sapkın düşlemleri ya da bazen eylemleri olan, bir kısmı şiddete eğilimli, ergen ya da genç yetişkin erkeklerin üyesi/sempatizanı olduğu homojen olmayan bir sosyal gruptan/akımdan bahsediyoruz.
Flört oyunundan dışlanma, kadınların arzu nesnesi olamama, aşağılanma duygu-düşüncelerinden oluşan bir “sembolik yara” (Meek 2016) etrafında toplandıkları söylenebilir.
Çağımız narsisisizm çağı. 20. yüzyılın ikinci yarısından (tüketim toplumu, arzu çağı) itibaren narsisitik patolojilerin arttığı bilinen bir olgu. Narsisizm en temel anlamıyla bir değer biçme sorunu ve bu spektrumun bir tarafında mazoşistik/çekinik narsisistikler, diğer tarafında sadistik/kibirli narsisitikler var.
Ergenlerin diliyle söylersek “ezikler” ve “cool” olanlar. Bu biçimsel ayrım ergenler için neredeyse hayati ve ortası yok. Ya ezik ya da “cool” olabiliyorsun.
Görünen, “incel”lerin çoğu kendini “ezik” hissediyor. Yani bu genç erkeklerin özgüven, özdeğer, özsaygı ile ilgili ciddi problemleri var gibi görünüyor. Dışlanma, aşağılanma ruhsal yapının ürettiği kendilik algıları ve kurban söylemine dönüşüp, nefret biriktiriyor. Freud’un (1924) ifade ettiği gibi sadizmin olduğu yerde mazoşizm de vardır. Tüm sapkınlıkların kökeninde sado-mazoşistik bir yapı olduğundan bahsedilebilir.
Günümüzde sapkın eğilimlerin ve sapkınlıkların arttığı, hatta bazen norm durumuna geldiği de bir gerçek. Burada bir ayrımın altını çizmek faydalı olacaktır. “Sağlıklı” insanların da sapkın düşlemleri olur, eyleme geçmez, düşlenmesi bile utanç ve suçluluk hissi yaratır. Sağlıksız bir ruhsal yapı/düzlem olarak sapkınlıkta ise her şey mübahtır. Sapkın düşlem veya eyleme yönelik suçluluk ve utanç yoktur. Sapkın ruhsal örgütlenme yapısı gereği yasayı, gelenekle bağı reddeder ve kendi yasasını dayatır.
Adeta öncesiz ve sonrasızdır. Her sapkın düşlemlerini eyleme vurmaz, eyleme geçirenlere günlük dilde sapık diyoruz. Sapkının gerçeklikle bağlı kopmamıştır, yani bu insanların fiili ve cezai ehliyeti vardır. Sapkınlıklar çoğu zaman erkeklerde görülür.
Bir diğer önemli fenomen de çağımızda ergenliğin uzaması ve ergenlikteki krizlerinin derinleşmesi. Uzayan, hatta bitmeyen ergenliklerden bahsetmek mümkün. Ergenlik narsisistik ekonominin çalkalandığı (dürtülerin kuvvetlenip benliğin zayıfladığı), kimlik karmaşalarının, otorite çatışmalarının yaşandığı, beden algısının çok kritik hale geldiği hassas bir yaşam/başkalaşım dönemi.
Ergenler radikal fikirlere ve kimliklere yatkın olurlar. Hemcins gruplarından sıyrılıp, romantik ilişkilere yelken açmaya çalışırlar. Ergen bir erkeğin cinsel birleşme kapasitesinin olduğunu, ancak romantik bir ilişkiyi tüm yönleriyle yürütme kapasitesinin henüz gelişmediği söylenebilir.
Ötesi ergen erkeğin düşleminde birbirine zıt iki kadın figürü olduğunu biliyoruz: iyi/melek/anne kadın, cadı/şeytan/fahişe kadın.
Görünen o ki “incel”ler kadınları tanımıyorlar, onlarla ilişkilenemiyorlar ve kadınların kendilerini onlardan mahrum bıraktığına yönelik paranoid sınırlarda düşüncelere, nefret duygusuna sahipler. İnsan ruhsal gelişiminin arkaik bir konumunu işaret ediyor burası: içe kapanma ve dış dünyaya/ötekine dair korku ve nefret.
Elbette, cinsiyetlenme ve toplumsal cinsiyet rolleri ile ilgili çatışmaların etkisini de vurgulamak gerekir. İçerde kırılgan erkeklik hallerinin dışarda şiddete eğilimli, kuşatıcı, manipülatif tutumlara yol açtığı aşikâr. Örneğin popüler bir fenomen, “toksik ilişki” sado-mazoşistik paternde ilişkiler. Tahmin edebileceğimiz gibi ezen tarafta çoğunlukla erkekler var.
“Incel”lerin kendilerini ve dünyayı anlamak için yamalı bohçaya benzetebileceğimiz bir kuram oluşturduklarını görüyoruz. Paylaşımlarını analiz ettiğimizde, bölmeyi (iyi-kötü, güzel-çirkin, şanslı-şansız, zayıf-güçlü) kullandıklarını, kendi agresif ve cinsel dürtülerini, eksik ve çarpık cinsellik bakış açılarını kadınlara yansıttıklarını saptayabiliriz. Ayrıca kökten yanlış anlaşılmış bir evrimsel bakışın, kadını ve kadın bedenini kısmi nesneye/metaya/fetişe indirgeyen yıkıcı bir pornografik yaklaşımın da altını çizmek gerekir. Fanatizm için söyleyebileceğimiz her şeyi “incel” kuramı için de söyleyebiliriz.
Bu insanlar için toplum, devlet ya da başka şekilde ne yapabiliriz?
WHO’nun çok öz bir tanımı var: İnsan biyo-psiko-sosyal bir varlıktır. Bu üç ayaktan birini atladığımızda kuramımız topallar. Boşluktaymış gibi bir insan ruhsallığından, bahsedemeyiz. Her düzen kendi dinamikleri ve çatışmalarına uygun özneler üretir.
Ergenliğin uzaması ve daha derin krizlere yol açması, narsisistik patolojilerin ve sapkınlıkların artması, gençlerin umutsuzluğu, önceki kuşak ve değerleriyle kopuşu, şiddetin, erkek şiddetinin, kutuplaşmanın yaygınlaşması multidisipliner bir yaklaşımla ele alınmalı.
Belki klişe olacak ama konuyu A’dan Z’ye her yönüyle irdelemeli ve çözümler üretmeliyiz. Bu ancak devletin-siyasi iradenin örgütleyeceği iyi tasarlanmış, bilimsel, çok yönlü sosyal politikalarla mümkün. Elbette sivil toplum kuruluşları da elini taşın altına koyabilir. Vatandaşlar bilimsel bilgi ve yaklaşım için derneklerimizi (TTB, Türkiye Psikiyatri Derneği) takip edebilirler.
Tıbbın her alanında patolojiyi önlemek, onu tedavi etmekten çok daha mantıklı ve daha ucuz. Tedavi ve rehabilitasyon kısmı zurnanın son deliği. Ruh sağlığı alanında zorla tedavinin, tecrit etmenin bir seçenek olmadığını, hatta ters teptiğini de kabullenmeliyiz artık. Üstelik en iyi şartlarda bile (tedavi iş birliği, süreklilik vs.) ağır narsisistik patolojilerin ve sapkınlıkların tedavilerin uzun süreli olduğunu ve çok da yüz güldürücü olmadığını biliyoruz.
Gençler için, sorunları olan gençler için neler yapabiliriz? Şüphesiz ki sosyal çalışmacılar daha iyi cevaplar verebilir bu soruya. Bir ruh sağlığı yasamız yokken, toplum sağlığına yönelik kaynak aktarımı yapılmıyorken bir klinisyen olarak şunları umabilirim: Onları yalnız bırakmamak, kolayca ulaşabilecekleri ve değerli hissedecekleri, tüketimden çok üretimin keyfini sürecekleri donanımları kazanmalarını sağlamak, birbirleriyle sosyalleşebilecekleri zemini hazırlamak, karma eğitimde direnmek, cinsel tabuları ve mitleri kıracakları psikoeğitimler düzenlemek, okullarda rehberlik ve psikolojik danışmanlık çalışmalarını yeterli ve nitelikli hale getirmek, sosyal-kurumsal destekle sonuç alınamayan gençlerin nitelikli ruhsal tedavilerini karşılamak vs. Ama en önemlisi onlara, umutla tutunacakları bir geleceği (idealleri, hayalleri) vaat edebilmek…
Sosyal medya bu insanlara nasıl bir ortam sağlıyor olabilir?
Sosyal medya deyince zihnimde ilk çağrışan sözcük teknoloji oluyor. Teknolojinin iyisi, kötüsü olmaz diye düşünüyorum. Kim, niçin, nasıl kullanıyor? Sosyal medya vasıtasıyla çekingen bir genç daha kolay yakınlıklar kurabilir örneğin. Öte yandan günlük yaşamda ketlenmiş hissedenlerin, sosyal medyada zincirlerinden boşalabileceğini biliyoruz artık. Günlük sosyal yaşamı düzenleyen sağlıklı bir utançtan “nick name” ile muaf olunabiliyor.
Konumuz itibariyle uygarlığın temel yasalarının kabul edemeyeceği düşüncelerin paylaşılmasına zemin oluşturmuş gibi görünüyor sosyal medya. Ortak deneyimlerin paylaşılmasının travmayı soğuracağı ya da tam tersi aktarabileceği yönünde farklı görüşler var (Pinchevski 2019).
Bir kadının ismini verdiği, yalnızlık ve yakınlık sorunlarına çare aradığı bir akım, kadın düşmanı, ırkçı, cinsiyetçi, şiddete eğilimli bir harekete dönüşmüş gibi görünüyor. Sosyal medya tepkime hızını arttırmış olabilir.
Yine de sayılar doğru söylüyorsa, kendini “incel” bulan çoğu gencin, radikal bir kimliğe-fikre sığınan, eylemden çok düşlem ve düşünceleriyle bu akıma sempati duyan, çekinik içe dönük, “normal sınırlarda” bireyler olduğu anlaşılıyor. O halde toptan bir linçin, damgalamanın, yasaklamanın bu gençlerle bağımızı zayıflatacağını, ötesi sapkın olan azınlık için sapkın arzuyu ve eylemi kışkırtacağını öngörebiliriz.
Son olarak şunu söylemek isterim. Bu tür travmalarda kurbanların ve yakınlarının yanında olmalıyız. Katil ve sapıklarla empati kurmaya çalışmamalıyız. Kamusal alanda dehşet duygusuyla körüklenen, uzayan keskin/şiddet yanlısı tepkiler yetişkinlerin suçluluk-sorumluluk duygularıyla yüzleşmelerinde bir direnci işaret ediyor olabilir.
Ülkemizde yıllar önce satanist grupların da benzer bir infial yarattığı hatırlanacaktır. Bu gençler başka bir gezegenden gelmediler. Ergenlik, erken çocuklukta oluşan fay hatlarını üzerinde yoğun sismik hareketlenme olarak tanımlanabilir. Ergenler en çok anne-babalarıyla, onların içsel temsilleriyle çatışır ve ergenlik bittiğinde en çok ebeveynlerine benzerler.
“Incel”ler günah keçisi aramaya yatkın görünüyorlar, biz yetişkinler de aynısını yapma lüksümüz olduğunu düşünmüyorum.
Teşekkürler…



Kaynak : 