Batıda “Rusya’nın Davos’u” olarak tanımlanan 2026 St. Petersburg Uluslararası Ekonomik Forumu (SPIEF), Rusya’nın teknoloji gündeminde büyük bir değişimi ortaya koydu. Önceki forumlar enerji ihracatı ve yaptırımlara yoğunlaşırken, bu yılki tartışmalar teknolojiye yani nadir toprak elementlerini, kritik mineralleri, yapay zekayı, yarı iletkenleri, ileri malzemeleri ve teknolojik egemenliği Rusya’nın uzun vadeli ekonomik stratejisinin merkezine yerleştirdi.
En dikkat çekici gelişme, nadir toprak elementlerine ve kritik minerallere verilen önem oldu. SPIEF’in özel bir oturumu, Rus yetkilileri, Suudi temsilcileri ve uluslararası endüstri yöneticilerini “nadir toprak elementleri ve kritik mineraller konusunda egemenlik ve uluslararası işbirliği” teması altında bir araya getirdi.
Nadir Toprak Elementleri Rusya’nın Yeni Stratejik Önceliği Haline Geliyor
2021’den beri turk-internet.com’da “Nadir Metaller” konusuna yoğun bir şekilde dikkat çekiyoruz. Çünkü nadir metaller yoksa, akıllı teknoloji de yok demektir. Telefonlar en başta, yarı iletkenler, elektrikli araçlar, gelişmiş askeri sistemler (denizaltılar ya da uydular dahil), rüzgar türbinleri, robotik, uydular, kuantum teknolojileri ve yapay zeka veri merkezlerinin altyapısında nadir metaller var. Tüm dünyadaki uzmanlar gibi Rus yetkililer de, nadir toprak elementlerini, yapay zeka çağının petrolü ve gazı olarak görüyor.
Batı genellikle Çin’in maden üretimindeki payına odaklanıyor. Ancak asıl kritik nokta üretim değil, işleme kapasitesi. Çin’in bu konudaki farkındalığı yüksekti. 1990’lardan başlayarak geçen yıllar içinde nadir metal konusunda lider hale geldiler. Roskill’in 2020 yılında açıkladığı %55 üretim ve %85 rafinasyon hakimiyeti bugün daha da yukarı çıkmış durumda. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre Çin artık küresel nadir toprak rafinasyonunun yaklaşık %91’ini, kalıcı mıknatıs üretiminin ise %94’ünü kontrol ediyor. Benzer şekilde grafit işleme kapasitesinin %90’dan fazlası, lityum ve kobalt işlemenin ise yaklaşık üçte ikisi Çin’in elinde bulunuyor. Yani elektrikli araçlardan yapay zekâ veri merkezlerine, rüzgâr türbinlerinden füze sistemlerine kadar birçok kritik sektör Çin’in işlediği minerallere bağımlı durumda.

İşte bu çerçevede, Rusya, yabancı teknoloji tedarikçilerine olan bağımlılığı azaltmak için madencilik ve işleme aşamasından yüksek katma değerli üretime kadar eksiksiz bir yerli tedarik zinciri kurmak istediğini defalarca vurguladı. Rusya şu anda dünyanın en büyük nadir toprak rezervlerinden bazılarına sahip olmasına rağmen, Çin’e kıyasla nispeten küçük bir üretici ve işleyici konumunda kalıyor.
Bu konu o kadar önemli hale geldi ki, Başkan Vladimir Putin daha önce özellikle nadir toprak elementleri, gelişmiş malzemeler ve yüksek teknoloji üretimini hedefleyen “Yeni Malzemeler ve Kimya” ulusal projesini başlattı.
Yapay Zeka Patlaması Yeni Bir Emtia Yarışını Tetikliyor
SPIEF boyunca tekrarlanan bir tema, yapay zekanın fiziksel kaynaklar için yeni bir rekabet yarattığı gerçeğiydi. Sektör uzmanları, yapay zekanın sadece bir yazılım endüstrisi olmadığını belirtti. Büyük ölçekli yapay zeka uygulamaları için veri merkezleri, elektrik şebekeleri, soğutma sistemleri, yarı iletkenler, bakır ve kritik mineraller gerekli.
Bu nedenle hükümetler, stratejik malzemeler üzerindeki kontrolü teknolojik liderlik için bir ön koşul olarak görmeye başladılar. Rusya’nın da, gelecekteki teknoloji yarışının sadece yapay zeka modelleri geliştiren şirketler tarafından değil, aynı zamanda onları çalıştırmak için gereken kaynakları kontrol eden ülkeler tarafından da kazanılacağı konusunda farkındalığı artmış gözüküyor.
Teknoloji Egemenliği Küreselleşmenin Yerini Alıyor
Forumdan çıkan bir diğer açık mesaj ise Rusya’nın teknolojik öz yeterliliğe doğru ilerlemesini hızlandırdığı oldu. Batı yaptırımları gelişmiş ekipman, yazılım ve yarı iletken teknolojilerine erişimi sınırladığından beri, Rus politika yapıcıları, yerli yarı iletken üretimi, gelişmiş malzemeler, endüstriyel otomasyon, kuantum teknolojileri, yapay zeka altyapısı ve BRICS ve Küresel Güney ortaklarını içeren alternatif tedarik zincirleri üzerine eğilmiş durumda.
Ama sadece Rusya değil, Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Avrupa Birliği’nin hepsi “teknoloji egemenliği”nin farklı versiyonlarını takip ediyor ve Rusya bu rekabetin dışında kalmamaya kararlı görünüyor.
Yarı İletkenler ve Kuantum Teknolojileri Neden Önemli?
Nadir toprak elementleri manşetlerde yer alsa da, St.Petersburg’daki tartışmalar yarı iletkenlerin ve geleceğin teknolojilerinin stratejik rolünü de vurguladı. Rus yetkililer, gelişmiş malzemeleri, nadir toprak elementlerini, yarı iletkenleri ve kuantum teknolojilerini giderek tek bir endüstriyel ekosistemin parçası olarak ele alıyor. Nadir toprak elementleri sadece elektronik üretiminde değil, aynı zamanda gelişmekte olan kuantum teknolojileri, savunma uygulamaları ve yeni nesil iletişim sistemleri için de hayati önem taşıyor.
Bu vizyonda, ham maddeler artık emtia olarak değil, doğrudan ulusal güvenliğe bağlı stratejik varlıklar olarak görülüyor. SPIEF’ten çıkarılacak en büyük ders, küresel teknoloji yarışının artık sadece yazılım, çip veya yapay zeka modelleriyle ilgili olmadığı olabilir. Bunun yerine, kritik mineraller, enerji, gelişmiş malzemeler, üretim kapasitesi ve tedarik zincirleri üzerindeki kontrol önem kazandı.
St.Petersburg’daki forum tartışmaları, Rusya’nın jeopolitik rekabetin bir sonraki dalgasının dijital ekonominin bu temelleri etrafında döneceğine inandığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Asıl Soru
Bu gelişmeler, yapay zeka, veri merkezleri, telekomünikasyon ve yarı iletkenle ilgili sektörlerdeki varlığını genişletmeyi hedefleyen Türkiye gibi ülkeler için de mesaj aynı derecede önemli.Bir sonraki teknolojik çağın kazananları yalnızca en iyi algoritmaları geliştirenlerle değil, bu algoritmaları mümkün kılan metallere, enerji sistemlerine ve endüstriyel altyapıya erişimi sağlayanlarla da belirlenebilir.
Bugün ABD çipleri, Çin ise mineralleri konuşuyor. Rusya ise artık bu yarışta “enerji ihracatçısı” olmanın ötesine geçerek kritik mineraller ve ileri malzemeler alanında yeni bir stratejik konum arıyor. Türkiye’nin de veri merkezleri, yapay zekâ ve savunma sanayii hedefleri düşünüldüğünde yalnızca teknolojiye değil, bu teknolojilerin beslendiği ham madde zincirine de odaklanması gerekecek.



Kaynak : 