Dün gece, Türk Telekom’un davetlisi olarak AROG’un basın gösterimine katıldık. Cem Yılmaz’ın filminde, Cem Yılmaz klasiği bir içerik vardı (Hokkabaz filmini de sevmiştim. O klasik Cem Yılmaz filmi değildi) ama daha önemlisi filmin yapılış kalitesi takdire değerdi.
Cem Yılmaz GORA filminde Uzay filmlerine nazire yapmıştı, bu filmde ise Jurassic Park’a göndermeler vardı.
Adeta bir Jurassic Park seyrettik (zaten kendisi de filmde, küçük dinazorumtrak yaratıklara tekme atıp, “burayı Jurassic Park”a çevirdiniz diyor). Ülkemizde bilgisayarlı animasyonun geldiği düzeyi ve bunun bir filme başarılı bir şekilde uygulandığını görmek açısından ilginç doğrusu.
Ama daha önemlisi, bu yazıyı yazmamın da nedeni, Telekom sektöründeki firmaların bu tür büyük bütçeli filmlere sponsor olmalarının, Türk Sinemasını desteklemelerinin ne kadar hoş bir yatırım olduğunu düşünüyor olmam.
Hani ülkemizde komplo teorilerine pek bir düşkünüzdür ve her olayın arkasında CIA; KGB (şimdiki adı FSB) ararız ya, ben aslında bütün dünyayı Hollywood Sinemasının yönettiğini düşünüyorum. Hayatımızı Holywood filmlerinde gördüklerimiz şekillendirdi.
Tabi Türk filmlerini de unutmamak lazım. Bugün TV’larda eski bir Türk filmi gördüğümde mutlaka izlerim. Çünkü oralarda bir yerlerde toplumsal eğitim detaylarımız var. Mesela o filmlerde mutlaka başkaları tarafından kötü yola düşürülmüş kadınlar ya da işleri bozulmuş erkekler vardır ya, bugün topluma bakarsanız da, kimse kendisini kabahatli görmez. Başlarına gelen her şeyde başkasının kurbanı olduklarını iddia ederler. Ben buna “kurban sendromu” diyorum ve merak ediyorum, acaba bir sosyolog bu filmleri incelese, bugünkü yapımız, kötü alışkanlıklarımız hakkında bazı çıkarımlarda bulunabilir mi?
Dün sinema filminden sonra Cem Yılmaz ekibinin NTV’deki programlarını da izledim. 9 milyon $’a mal olduğu ve bugüne kadar ki en pahalı Türk filmi olduğu belirtilen filmi çok eğlenerek çektikleri gözüküyordu. Yılmaz, Cannes ödüllü film yönetmenimiz Nuri Bilge Ceylan’ın “filmlerimi ruh kardeşlerim için yapıyorum” sözlerini hatırlatarak, kendisi için yaptığını söyledi. Ama aslında hepimize bir şeyler anlatmak için yapmış.
Filmde Nil Karaibrahimgil, Özkan Uğur, Ozan Güven, Özbe Özberk ve Hasan kaçan çok güzel tiplemeler yakalamış ama Zafer Algöz ile Cem Yılmaz’ın Kral tiplemeleri çok çok başarılı.
12 yıldır Türk Telekom’u izlerim. Pek çok eleştirel yazı da yazdım ama bu yazıda tebrik edeceğim. Türk Sinemasını desteklemesi, Türk Telekom için artı bir puan. Filmi seyrettikten sonra “aferin Cem Yılmaz’a” diyoruz ama arkasında da “Aferin Türk Telekom’a” düşüncesi geliyor akla.
Üstelik filmin içinde reklam alanlarını da rahatsızlık yaratmadan verebilmişler. Hemen filmin başında Cem Yılmaz ile filmdeki karısının Videofon’dan konuşması, Cem Yılmaz’ın Avea hatlı telefonla evini araması gayet yerinde ve rahatsızlık yaratmadan verdiği mesajlar oldu. Tabi TV’daki reklam da aynı şekilde Türk Telekom’u öne çıkarıyor.
Konuyu Türk Telekom Genel Müdürü Dr. Paul Doany’ye sordum. Şöyle dedi :
AROG’a sponsor olarak çok doğru bir projeye katkıda bulunduğumuza inanıyoruz. Şu ana kadar Cem Yılmaz ile özellikle de marka bilinirliği konusunda çok başarılı sonuçlar elde ettik. Filmin prodüksiyonu için Cem Yılmaz ve ekibi en ileri teknolojileri kullandılar ve uluslararası kalite standartlarında bir film yarattılar. Bu projenin, hem Türk Telekom hem de TTNet ve Avea için ürün yerleştirme ve marka konumlandırma açısından doğru proje olduğunu düşünüyoruz. Türk sinemasına yeni bir bakış açısı kazandıran bu filme katkıda bulunmaktan dolayı mutluyuz. Türk Telekom grubu bu tür sponsorluklarla kültür ve sanata yatırım yapmaya devam edecek.
Ben bütün firmalarımızın sanatı desteklemeleri gerektiğini düşünüyorum. Çünkü ruhumuzu geliştirecek, bugünkü kısır kavgaları önleyecek olanlar bunlar. Üstelik sanatkarlar, filmleri ile hem bugünün eleştirilerini önümüze koyuyorlar, hem de olmasını gerekeni anlatıyorlar. Bu şekilleri ile de başarılı bir eğitimciler. Anlatılmak isteneni bir kalemde anlatmış oluyorlar.



Kaynak : 