Ülkemizde yerli dizi sektörü, ‘Asmalı Konak’ın yayına başlamasıyla diyebileceğimiz bir tarihten bu yana, çok hızlı gidiyor. Pek çok konuda diziler hayatımızı zenginleştiriyor, ya dizilerde olup biteni tartışıyoruz, ya da halk arasında konuşulanları dizilerde seyretmeye başladık. “Kurtlar Vadisi” ya da “Sağır Oda” benzeri politik, “Hanımın Çiftliği” benzeri edebi eser uyarlaması, “Muhteşem Yüzyıl” benzeri tarihi diziler çok fazla ilgi çekiyor.
Doğal olarak dizi sektörünün gelişmesinin arkasında, para kazanması yatıyor. Gerek dizilerin içindeki reklam alanlarının iyi satılabilmesi, gerekse ilk defa “Asmalı Konak”taki oyuncuların ellerindeki cep telefonların popüler olması sonrasında, dizilerde araç kullanımı şeklinde yapılan reklamlar, dizi sektörünün gelişebilmesinin yolunu açtı.
Daha da önemlisi bu diziler yurtdışına da satılmaya başlandı. Geçen yıl gittiğimiz Macaristan’da “Ezel” ismi taşıyan bir kebabçı gördüğümüzde, dizinin orada çok popüler olduğunu öğrendik. Arap ülkelerinde de hem dizilerin, hem de aktör/artistlerin ne kadar popüler olduğunu duyuyoruz.
Ama acaba bu TV dizileri, internet üzerinden iş olanaklarına da bakabiliyorlar mı? Gerçi dizilerde kullanılan takı ya da elbiselerin satıldığını gördük ama benim sorduğum, internet üzerinden seyredilmeleri ile ilgili bir gelir modeli..
Zaten TV dizilerinin, telekom-bilişim sektörünün lider online yayını turk-internet.com’u ilgilendiren yönü de bu. Yani bu sektörün internet üzerindeki izdüşümü. Dizilerin hayatımıza bu kadar yoğun girdiği dönemlerde internet olduğu için, kaçırılan bölümleri internet üzerinden izlemek mümkün hale geldi.
Ancak bu durum, dizinin üreticileri (prodüktör) tarafında sorun oluyor. Telif hakları sorunu bildiğiniz gibi, internetin ilk günlerinden beri hem Müzik, hem de Flim endüstrilerinin odaklandığı bir konu.
Konuya eğilmemizin nedeni dün ulaşan Diziport’la ilgili bir mahkeme kararı. Digitürk tarafından gönderilen karara göre, Diziport’a bir para cezası verilmiş. Biz de konuyu araştırdık;
Diziport yetkililerini aradığımızda, kuruculardan Ahmet Beyazkaya dizi sitesini hayata geçirmelerini şu şekilde anlattı:
Biz internet işinde çalışan ve dizilere meraklı 2 kişiydik. Özellikle Kurtlar Vadisine meraklıydık. Ama 1 bölüm kaçırınca tatsız oluyor malum. İnternette aramaya başladık. Sonradan bu dizi yayıncıları bunları yayınlamadıkları için, çok kişinin aradığını farkına vardık ve bu siteyi öyle açtık. Aslında tamamen amatör bir yaklaşımdı.
Beyazkaya, zaman içinde başa çıkılamaz hale geldiği için, zamanla meraklılarının da siteye dizi eklemelerine müsaade etmeye başladıklarını anlatıyor. Tamamen hobi olan bu iş daha sonra ciddi rakamlara ulaşmış. Sonuçta 500-600 dizinin yer aldığı ve siteye toplamda 2,5 milyon unique kullanıcının ulaşmaya başladığı bir noktaya geldiklerini ve Türkiye siteleri sıralamasında ilk 20’d2 yer almaya başladıklarını söylüyor. Beyazkaya’ya göre, dkkati çekmeleri de ondan sonra olmuş. Bunu şöyle anlatıyor;
İlk sıralarda yer almaya başlayınca, telif konusu gündeme gelmeye başladı. Biz de oturduk bazı iş modelleri oluşturduk. Bu firmalara iş modeli ile gitmeye çalıştık ama ne mümkün, bizi yanlarına sokmuyorlar. Biz Milliyet ya da Habertürk ile aynı izlenirlik oranına sahipken, bizimle görüşme yapmıyorlar. Onun yerine doğrudan mahkemeye gidiyorlar.
Beyazkaya’ya bu noktada, ne tür bir iş modeli olduğunu ve dünyada benzerleri olup olmadığını sorduk ;
Gelir paylaşımı modeli. Bir örneği Youtube ya da benzeri yerlerde mevcut. Zaten pek çok firma bugün gönüllü olarak dizilerini YouTube üzerine ya da İzlesene.com veya Mynet üzerine bu iş modelleri çerçevesinde yerleştiriyorlar. Biz de uzun zamandan beri ciddi dizi kitlesine sahip bir site olarak, iş modellerimizi bu şekilde ortaya koymak istedik ama engellediler. Üzüm yemenin bağcıyı dövmekten kolay olduğu şu dönemde hep ters tepti.
Beyazkaya’ya, dizilerin bir başka site üzerinde yayınlanmasının ne yararı var diye sorduk. Bir yandan seyirci kaybı anlamına gelmez mi? Ya da dizisinin internette yayınlanması firmaya bir şey kazandırıyor mu?
Bunu yaşayarak görmek lazım. Ortağım, ismini veremeyeceğim bir diziyi aile kavramını ortaya koyan sıcak bir dizi olması nedeniyle seviyordu. Ama diziyi internette seyreden olmuyordu. Biz diziyi yukarı bölüme yerleştirdiğimizde dizinin internet izleyici sayısı arttı. Bunu yapılan yorumlarla birlikte izlenme rakamlarıyla da kanıtladık. Bilinirliği artan bir dizinin TV’da izlenme oranı da illaki artacaktır.
İnsanlar Diziport denilen sitenin bir dizi sitesi olduğunu biliyor. Haberi olmadığı dizileri bile burada bulabiliyor. Ya da normalde izlemediği bir diziyi, sadece kullanıcıların yorumlarını okuyarak keşfedebiliyor ki yeni diziler ancak bu şekilde yüksek izlenme sayılarına ulaşmaktadır.
Bunun yanısıra diziler hakkında feedback alınabiliyor. Öyle ki, dizide çıkan bir oyuncu için “geri dönse ne güzel olur” diye çok sayıda yorum gelebiliyor.
Bir de, eskiden bir dizinin 1 ya da 2 bölümünü kaçıran (gece yarısı tekrarı var ama kim izler), diziyi bırakıyordu. Ama Diziport sayesinde pek çok kişi, kaçırdığı bölümü telafi ederek yeniden izlemeye döndü.
Bazı dizileri ise biz meşhur ettik. Mesela Spartacus hiçbir kaynakta yoktu. Biz bulduk, çıkardık. Milyonlarca kişi izledi. Biz bitirdik, Star TV aldı ve yayınladı.
Ya da başka bir dizinin 10-15 yıl önceki çekilmişini bulduk, farklı bir versiyonla. İnsanlar onu da sevdiler ve izlediler.
Özetle, internet üzerinden dizilerin yayınlanması da bir iş kolu olabilir. Zaten yayınlayan siteler de var ama bu alanı kısıtlamak ne kadar doğru düşünülmelidir. Özellikle de, Apple’ın iPhone telefonlarının esas cazibesinin çok kişi tarafından katkıda bulunulan App Store olduğu düşünülürse. Dünya artık çok kişinin katkıda bulunabileceği uygulamaların ya da içeriklerin popüler olduğu yöne gidiyor.
Konuyla ilgili Digitürk ve Diziport avukatının görüşlerini Dizi Yayıncıları, İnternet Üzerinden İş Modelleri Konusunda Ne Yapıyor? – 1 başlığı altında okuyabilirsiniz.

Kaynak : 