SSCB’nin dağılmasından öncesinde ve sonrasında Avrupa’nın batı kısmında ve ABD’de her zaman bir komünist bir rejim korkusu oldu. Bilişim teknolojilerinin ve kitlesel iletişim araçlarının daha fazla veri depolamasıyla ve toplanan verilerin şeffaflığı azaldıkça, bir taraftan WikiLeaks gibi ortamlarda skandallar patlak verirken, bir taraftan da kitlesel bir şekilde hassasiyet oluşturan platformlar da, kişisel verilerin elden ele dolaşmasının sonucunda kendisini ‘internet kampanyalarına’ dönüştürdü.
Yöntem, bir bukelemun halini aldı ve Change.org, Uluslar arası Af Örgütü gibi platformların da, bünyesindeki aktivistleri ve e-aktivistleri fişlemekle suçlandı, halen de suçlanıyorlar. Bu durumla ilgili başka şüpheli durumlar da var: Daha önce Snowden belgelerinde isimleri geçen Twitter’ın CEO’su Jack Dorsey, WikiLeaks’in ve ‘PardonSnowden’ kampanyalarında en ön sıralarda bulundu. Belki Dorsey, Snowden’in affını gerçekten istiyordur, belki başka durumlar vardır ancak, Dorsey’in konumu nedeniyle, ‘Snowden konusu’ gibi hassas bir duruma sponsor olması, beraberinde birçok dedikoduyu getirdi. Buna ek olarak, WikiLeaks’in Twitter hesabından ‘ Twitter’ın onaylı hesaplarından oluşan bir bilgi veritabanı oluşturmak istiyoruz’ açıklaması geldi. Bu tweet yankıların ardından silindi ve dedikodulara göre, WikiLeaks, Donald Trump dahil, Twitter’daki tüm ‘onaylı hesapların’ bilgilerinin buluduğu (kişisel ilişkiler,aileleri, meslekleri, maddi durumları ve hükümet ilişkileriyle ilgili) bir veritabanı oluşturuyor.
FBI, SoundCloud yöneticilerini neden aradı?
Hükümetler, sosyal medya platformlarından bazı içeriklerin silinmes için veya bazı bilgilerin paylaşılması için isteklerde bulunabiliyorlar. Özellikle Twitter, direkt olarak kullanıcı verilerini paylaşmasa da, içerik silme, içerik buzlama, bölgesel sansür gibi alternatif yöntemleri kullanabiliyorlar. Ancak geçtiğimiz hafta SoundCloud açısından çok daha farklı bir gelişme yaşandı. Geçtiğimiz eylül ayında, SoundCloud yöneticisi ile FBI yetkilisinin konuşmalarının ses kayıtlarının alındığı ve FBI yöneticilerinin bu konuşmanın silinmesi yönünde anlaşma sağlamaya çalıştığı söyleniyor. Üstelik, ‘Motherboard’ isimli mecrada da bu konuşmaların kayıtlarının olduğu da iddia ediliyor. Üstelik bu konuşmanın ssırasında SoundCloud yetkilisinin ‘Skipper Blue’ takma adındaki diğer SoundCloud kullanıcısının da bu konuşmaları internetten ve SoundCloud üzerinden yayımlamak istediğini belirtiyorlar. Sözkonusu telefon görüşmesi, bir çevrimiçi sohbet arayüzü olan cock.li kullanıcılarıyla paylaşılmak istendi. Ancak bunun ardından görüşmelerin silindiği ile ilgili bir e-posta aldılar. Bu yaşananların ardından, Twitter, Facebook, Amazon gibi SoundCloud da şeffaflık ilkelerini ve gizlilik ilkelerini yayımlamamakta kararlı.
Mesele izlemek veya önlem almak değil, Politik düşüncelerin karşılığı nakit para
Change.org’un ‘gizlilik sözleşmesine’ baktığımızda, imza kampanyalarının kesinlikle isim ve soyisimle gerçekleştiğini ve muhakkak Facebook bağlantısının gerektiğini biliyorsunuz. Konuyla ilgili daha önce dönemin Bilgi Üniversitesi Medya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aslı Tunç şunları söylemişti:
“… Verilerin ABD ile paylaşılabileceği açıkça yazıyor websitesinde ancak change.org o kadar çok aktörlü, farklı ülkelerden temsilcileri, iş modeli, etik ilkeleri vs. olan oturmuş bir sosyal şirket ki alenen bu verileri başka hükümetlerle paylaşmasını imkansız görüyorum. Zaten ABD-Türkiye arasındaki veri koruma anlaşmasına göre bu mümkün değil.”
Bunun sonucu muhakkak ‘fişlemeye gidiyor’ diyemesek de, artık politikacıların strateji danışmanlarının reklam firmaları veya PR ajanslarının değil big data konusunda servisler sağlayan çözüm üreticilerinin olduğunu görüyoruz. Daha önce Obama’nın danışmanlığını SAS’ın, Trump’ın da danışmanlığını, bir Big Data firması olan Cambridge Analytica yaptığı resmi olarak biliniyor. Change.org, Twitter, Facebook ve ‘sosyal vicdanın’ dillendirildiği her platformun server’ları in-house olarak değil, çeşitli firmaların server servislerinden faydalanıyor. Bu platformların herhangi bir unut(ul)ma hakkı vermediğini de gözönünde bulundurursak, tüm kampanyaların ve konuyla ilgili tüm yorumlar, veri merkezlerinde saklanıyor ve bu verilerin paylaşılabileceği de ‘gizlilik sözleşmelerinde’ açıkça yazıyor. Daha önce, Brexit oylamalarının evvelinde sosyal medyadaki ve imza platformlarındaki ‘Brexit’te hangi oyu kullanacaksınız?’ anketlerinin ‘Krallık’ın çıkması yönünde’ olduğu bilinir.
Artık dijital para birimlerinin resmi olarak olmasa da, rakamsal olarak en değerli para birimleri haline gelmesiyle, bir zamanların ‘gözlemek’ için kullanıldığı bu imza ve kampanya platformları artık para dönüştürülmek için veri madenciliği kaynakları haline geldi. Bu durum ise Federal Communcations Commission’un (FCC) ISP’lere ‘verilerin satılması yönünde izin’ vermesiyle birlikte resmiyete kavuştu. Yani, ABD’deki Verizon, AT&T gibi firmaların, müşterilerinin bilgilerini ve verilerini, 3. Parti kişilere satabilecek.

Kaynak : 