Türkiye bugüne bir şok ile başladı. Sabah sabah, polis tarafından yapılan baskınlarla, “kara para aklama”, “rüşvet” ve “yolsuzluk” iddiaları ile çok sayıda kişinin gözaltına alındığı duyuldu.
Mali Suçlarla Mücadele Şubesi’nin yaptığı operasyon, meblağ olarak Türkiye’nin en büyük yolsuzluk operasyonlarından birisi olarak niteleniyor. 3 bakanın oğlu, Ali Ağaolu, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, işadamları Reza Zarrab ile Taşyapı firmasının sahibi dahil, yaklaşık 50 kadar kişinin gözaltına alındığı söyleniyor.
Türkiye olayın detayını, sosyal medyadaki yansıması ile öğrendi. Çünkü bazı medya kuruluşları, ne olduğunu henüz ülkece anlamlandıramadığımız olaydaki yüksek profilli gözaltına alınmaları (özellikle bakanların oğullarını) sabah saatlerinde vermeye çekindiler “yakınları” ifadesini kullandılar. İyi ki sosyal medya var diyoruz çünkü bu isimler sosyal medyada telafuz edilmeye başlanınca, basın da yayınlamaya başladı (iyi ki var derken, iyi ki bakan oğullarının isimlerini öğrendik demiyoruz, iyi ki bu düzeyde bir olay olduğundan haberdar oluyoruz diyoruz).
Ama asıl “iyi ki var” dememizin nedeni; eskiden bir medya organından ve belli bir görüşten (ve haberi veren kişinin vizyonu çerçevesinde) haber alırken, bugün sosyal medyada, farklı kişilerin farklı konuları göstermesiyle, olayın pek çok yönünü tartışabiliyoruz. Örneğin biz böyle bir tweet’i, sosyal medyadan öğrendik.
Twitter’da Emre Uslu (eski polis-şu anda Taraf yazarı), 12 ağustos 2013’de attığı bir tweet’de “Bakan çocuklarının adı yolsuzluklara karışmışsa Kim Güler, kim aglar?” diye yazmış. Bu cümlede “ağlar” kelimesi küçük harfle verilirken, “Güler” kelimesi büyük harfle verilmiş. Bugün tartışılan bir konu buydu. Uslu acaba Güler kelimesiyle, Bakan Muammer Güler’in oğlunu mu kastetmişti? Bu tweet, insanlarda “demek ki arka planda yürüyen bir şeyler var ve bunu da bilen gazeteci ya da konuya yakın kişiler var” yorumları yaratıyor.
Ama unutmamak lazım; haberin verilmesindeki hız ve detay nedeniyle iyi ki sosyal medya var derken, bir yandan da sosyal medyada savaş sürdüğünü farketmek lazım. Gerçi bu savaş yeni değil. Bir süredir mevcut. Özellikle Gezi olayı sonrasında, çeşitli kuruluşların (bu arada AKP’nin de) sadece sosyal medyayı yönetmesi için bölümler kurduğunu, hatırı sayılır insanları kiraladıklarını duyuyoruz. Dolayısıyla bu savaşın içinde fazlasıyla “propoganda-karşı propoganda” da mevcut. Her yayınlanan tweet’e inanmak yerine, olayları takip etmek, ne olduğunu bildiğimiz kişilerden gelen tweetlere itibar etmek daha doğru.
Çünkü bu operasyonla, şu ya da bu şekilde bir “hareket” gerçekleştiriliyor. Olayın arkasında bir amaç olduğu belli. Hepimizin önünde oynanan bir piyes gibi; bir tepkiye yol açılmak isteniyor.
Yukarıda “henüz ülkece anlamlandıramadığımız” diye tanımladığımız olayı, sosyal medya yansımaları ve çeşitli rivayetleri ile inceledik. Okuyucularımız için şöyle özetleyelim ;
- Rivayet 1 : Cemaat AKP’ye meydan okuyor (zaten seçimler yaklaşırken, CD’ler ya da belgeler ortaya çıkacak deniliyordu)
Son 11 yıldır iktidarda olan AKP’yi oluşturan bileşenlerden birisi Fethullah Gülen cemaati olarak bilinen yapılanma. Başbakan’a yakın çevrelerle, Gülen cemaati arasındaki çekişme zaten uzun zamandır biliniyor. turk-internet.com bile teknoloji yayını yaptığı (siyasetle ancak teknolojiye temas ettiği takdirde ilgilendiğimiz) halde, burayı tıklayarak görebileceğiniz üzere 3 yıl önce bu sorunu belirtmişiz.
Şimdi seçimler yaklaşırken, bu çekişmenin iyice arttığına dair bazı işaretler görülmeye başlandı. Mesela ortada Başbakan’ın kardeşine ait olduğu belirtilen bir CD var. Ya da bazı belgeler (özellikle muhalefet milletvekillerine) ulaştırılıyor.
Gerek olayın içinde Savcı Zekeriya Öz’ün bulunması, gerek operasyonun polis tarafından yapılması ve gerekse, 1,5 yıldır sürdüğü iddia edilen operasyondan ne bakanların ne de başbakanın haberi olamaması nedeniyle, Cemaat’in bir hareketi olduğu iddiaları epeyce yüksek.
Bir yandan da bu iddia çok basit. Gözümüzün önünde olan bir olay. Acaba bu kadar basit mi?
- Rivayet 2 : Derin Devlet Bir Şeyler mi Yapıyor?
Yukarıda olayın Cemaat tarafından gerçekleştirildiğine inanılıyor derken; bir yandan da şunu belirtelim; bugünkü olay, herkeste şok yarattı ve “derin devlet” tartışmaları başlattı. Çünkü 3 bakanın oğlunun gözaltına alınması şaşırtıcı ise de, bu oğullardan birisinin bizzat polisin bağlı olduğu bakanın oğlu olması ve bakanın olayı en son öğrenenler arasında olması herkes için şok yaratıcı. Bu konuda medya çevreleri “Polis Darbe Yaptı” diyor. (bu arada Tweetlerde, bakanın gezi parkı olayları sırasında “çocuklarınıza sahip çıkın” demiş olması ironi ile hatırlatılıyor).
Derin devlet eskiden çokca konuşulan bir konuydu. AKP iktidarı sırasında, askere ve kimi kişilere karşı gerçekleştirilen Ergenekon, Balyoz vs gibi davalarla güya bu yapının ortadan kaldırılması hedefleniyor. Vikipedi’den bakarsanız derin devlet şöyle tanımlanıyor;
Derin devleti dile getiren ilk devlet adamı olan Bülent Ecevit, 26 Eylül 1974’te, Giresun’da yaptığı bir konuşmada şu ifadeyi kullandı:- “12 Mart sonrası dönemde adı sanı ortaya çıkan ve tedbirlerin ve hatta soruşturmaların hukukiliğine ve insaniliğine gölge düşüren Kontrgerilla adlı örgütün, bu resmi görüntülü fakat gayriresmi örgütün niteliği ve amacı üzerindeki örtü kaldırılamamıştır.”
1996’da yaşanan Susurluk skandalıyla giderek yaygınlaşan bir kavram olan derin devletin kökeni ve ne anlama geldiği konusunda farklı savlar vardır. İleri sürülen bir teoriye göre, derin devletin başlangıç noktası Soğuk Savaş döneminde NATO’ya üye ülkelerde oluşturulan ve CIA tarafından yönetilen ve finanse edilen istihbarat ve silahlı operasyon örgütlerine dayanır. Bu örgütün Türkiye’de kontrgerilla adı altında faaliyet gösterdiği iddia ediliyor. 1974 yılında, bu iddiayı destekleyen ilk devlet adamı Eski Başbakan Bülent Ecevit olmuştur. Bir diğer teoriye göre ise derin devletin kökleri, Osmanlı Devleti’nin son yıllarında İttihat ve Terakki yönetimi tarafından kurulan gizli istihbarat ve askerî operasyon örgütü olan Teşkilât-ı Mahsusa’ya kadar uzanır. Bu iddiayı destekleyenler arasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan vardır.
Buradaki 2 seçeneğin AKP iktidarı döneminde şekil değiştiği ve yıllar içinde çocukluktan eğitilerek, Gülen cemaatine bağlı kişiler halinde sisteme sokulan yani polis, asker, hukukçu türü insanların artık derin devleti teşkil ettiği de iddia ediliyor. (eski polis Hanefi Avcı da bunları anlattığı kitabı nedeniyle halen hapiste).Bir de Gülen Cemaatinin, ılımlı islam yaratmaya meraklı CIA’in uzantısı olduğu iddiaları var. Bunun bir nedeni Gülen’in hala ABD’de yaşıyor olması, bir diğer nedeni “Müslümanlığın lideri gibi Papa ile el sıkışmış” olması, bir diğer nedeni ise, Afrika’nın paylaşımlara uğradığı günümüzde, hiristiyanlığı yaymaya meraklı batılılara rağmen, sorunsuz bir şekilde Türk okulları açabiliyor olması (bu ancak izinli olur deniliyor). Eğer durum buysa; zaten bir üstteki tanımla yani kontragerilla organizasyonunun bir çeşidi gibi düşünülebilir.
- Rivayet 3 : İran’ın Nükleer sorunu nedeniyle konulan ambargonun altın operasyonu ile aşılması
Eğer bu söylenen düzeyde büyük bir operasyon ise; bunun batı kampında bir karşılığı olması beklenmelidir. Ebru Gündeş’in eşinin organize ettiği ve Halk Bankasının da içinde olduğu belirtilen olay nedeniyle operasyonu ABD ve hatta Mossad yarattı iddiaları var. Bu da ilginç. Eğer öyle ise, bu ülkelerin içerde uzantıları var (yine kontragerilla) anlamına gelir. Yine derin devlet söz konusu olur (Ecevit’in kastettiği). Ve o zaman deriz ki; eskiden askere darbe yaptırırlardı, şimdilerde polise ve savcılara yaptırıyorlar.
Tabi İran’a karşı Avrupa ve ABD’nin (haklı ya da haksız) koyduğu bir ambargo, el altından bir operasyon ile çözülürse, karşı bir tepki operasyonu oluşacağı da açıktır.
- Rivayet 4 : Tabi operasyonun olması gereken bir şey olduğu da düşünülebilir
Ama gördüğünüz gibi, bunu en son seçenek olarak yazıyoruz. Çünkü, bizzat iktidarın kendisine (ve de kendi çocuklarına) karşı bir operasyon yapması, normal şartlar altında, işin tabiatına aykırı.
Bunu zayıf da olsa iddia edenler ise, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın son seçimlerde ulaştığı oy oranı sonrasında, “muzaffer komutan” olarak, herşeyi kendi başına yapmaya başladığını belirtiyorlar ve AKP’nin 11 yılın sonunda, kendisinin devletleştiğini iddia ediyorlar. Son 1 yıl içinde Gezi olayları başta olmak üzere, içki, eğitim, din gibi konulardaki yönlendirici ifadeleri ile baskıcı hale geldiğini düşünenler, bu olayın normal hukuki bir operasyon olduğunu belirtiyorlar. Biz ise “doğru olamayacak kadar iyi” diye düşünenlerdeniz.
Topic Trend Sıralamasında Olay, Bir Kaç Hashtag ile Bütün Gün İlk 10’da Kaldı
Sosyal medya iyi ki var dedik; olayı takip etmeye çalışıyoruz. #TarihiYolsuzlukveRüşvetSkandalı etiketiyle açılan başlık, şuanda Twitter’da TT (trending topic) listesinde ilk sırada yer aldı. Bu listede ilgili soruşturmayı yürüttüğü söylenen Cumhuriyet Başsavcısı vekili “Zekeriya Öz”, gözaltına alınan isimlerden Salih Kağan Çağlayan’ın babası Ekonomi Bakanı “Zafer Çağlayan” ve “Muammer Güler’in” etiketiyle açılan başlıklar da yine ilk 10 içerisinde yer alıyor. TT listesini yerelleştirip Türkiye için ilk 10’a bakıldığındaysa #AdamGibiAdamHakanŞükür ve #MilletinVekiliHakanŞükür etiketlerinin de ilk 10 listesine girdiği görülüyor. Söz konusu listelerde yazılan mesajların çok büyük bir kısmının yolsuzluk iddialarıyla ilgili olarak suçlayıcı mesajlar oldu görülüyor.
Tabi, sosyal medya iyi ki var derken, “kafa karışıklığı” yani “dezenformasyon” yarattığını da not etmek lazım. Mesela Cemaate yakın kişilerden olan Zaman yazarı Hüseyin Gülerce, operasyonların Cemaat değil, ‘devlet’ işi olduğunu ima ettiği tweet’lerinde şu açıklamayı yaptı:
- Devam eden operasyonu, Hizmet hareketini adres göstererek hedef saptırma gayretleri var..
- Yargı ve emniyette tasfiye edildikleri bangır bangır söylenen insanlar, Cumhuriyet tarihinin en derin operasyonuna nasıl imza atıyor?
- Bu operasyon, devlet operasyonudur. Hangi devlet diye sormak yerine Gezi olaylarından beri olan bitene bakılsın…
Bu arada, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bugün attığı Tweet’ler ise şöyleydi:
- Vefatının 740. seneyi devriyesinde Konyalı büyük alim, gönül insanı, büyük mütefekkir Mevlana Celaleddin Rumi’yi rahmetle yad ediyorum.
- Ankara Gölbaşı’nda meydana gelen helikopter kazasında şehid olan 4 subay ve astsubayımıza Allah’tan rahmet,yakınlarına başsağlığı diliyorum.
- Milletimiz arkamızda olduğu sürece asla geri adım atmayacak,hiçbir tehdide boyun eğmeyecek,haktan ve hak mücadelesinden asla ayrılmayacağız.
- İstedikleri kadar çirkin yollara tevessül etsinler,istedikleri kadar kirli ittifakların içine girsinler; Türkiye’de artık karar Milletindir.
- Arkalarına karanlık güçleri, sermaye odaklarını alanlar bu ülkeye istikamet çizemez, Türkiye’nin yönünü değiştiremezler.
Hakan Şükür Olayı
Konuyla alakalı değil ama olayın duyduğu andan itibaren “Hakan Şükür tetiği çekti” yorumları yapılıyor. Ruşen Çakır da kendi sitesinde olayı benzer şekilde yorumladı :
Sonuçta son rüşvet operasyonunu, Fethullah Gülen cemaatinin hükümete yönelik bir hamlesi, dolayısıyla Cemaat-hükümet meydan muharebesinin yeni bir safhası olarak görmek yanlış olmayacaktır. Operasyondan kısa süre önce İstanbul Milletvekili Hakan Şükür’ün oldukça kapsamlı ve Başbakan Erdoğan ’ı da doğrudan eleştiren bir açıklamayla AKP ’den istifa etmiş olduğu hatırlandığındaysa Cemaat’in “en iyi savunma saldırıdır” taktiğini benimsemiş olduğunu söyleyebiliriz.
Ayrıca Başbakan’ın en yakın danışmanı olarak tanımlanan (kendisi de geçtiğimiz hafta eniştesinin yolsuzluk hikayeleri ile dillendirilen) Yalçın Akdoğan da, aynı yorumu düşündüren bir tweet attı:
“Fenalığa fenalıkla mukabele etmek, husumeti artırır, kin ve nefreti körükler, insanı hem azapta bırakır hem kaybet-kaybet sarmalına sürükler”
Bu tweet’i “sırada başka bakan oğulları da var, aman ha” diye karşılayanlar da var.
TV’lardaki Tartışma Programları, Twitter’dan da Takip ediliyor
Doğal olarak konu, bugece tüm TV tartışma programlarının gündemindeydi. Biz sosyal medyadan öğrenerek, artı1TV’deki Koray Çalışkan’ın “Kırmızı Telefon” tartışma programını izledik. Çünkü Mehmet Baransu, Emre Uslu, Hayko Bağdat ve Büşra Ersanlı ile konunun içinden gelen insanlar ordaydı. Burada yazdığımız ya da yazmayı anlamlı bulmadığımız konular konuşuldu.
Savcılar Görevden Alınır mı?
Savcıların görevden alınacağına dair haber, hem Çalışkan’ın programında, Baransu’nun iddiası olarak, hem de sosyal medyada yer aldı. Ancak olayın bu safhasında hükümetin buna cesaret edebileceğine inanmıyoruz. Çünkü yolsuzluk yapılmış olsa da, yapılmamış olsa da, böyle bir hareket oy verecek seçmende “yolsuzluk yapılmış” mesajını güçlendirir. Bu halkla ilişkiler açısından, hem de seçim yaklaşırken bir facia olur.
Twitter Kullanımında Dikkat – Bundan Sonra Ne olur?
Bu olay, çoğu kişinin adlandırdığı gibi bir “darbe”dir. Askerin darbe yaptığı döneme nazaran farkı ise sosyal medyadır. Herşey, herkesin önünde meydana geliyor. Bir yandan çok fazla dezenformasyon olması normaldir ama aklı başında insanlar sosyal medyanın bir fayda yaratmasını sağlayabilir.
Bu fayda, sosyal medya üzerinde, dezenformasyona dikkat ederek, tartışma oluşturmaktır. Yolsuzluk hep konuştuğumuz ve şüphelendiğimiz bir konu. Bu konuyla savaşmanın yolu ise, herşeyin şefffalaşması. Şimdi elimizde önemli bir fırsat var.
Ama sonucu da düşünmek gerekir.
60 yıl önce meydana gelen Adnan Menderes olayının arkasında da benzer bir yorum var. Bugün 60 yıl sonra hala bu olay sağ-sol partiler arasındaki çekişme olarak olarak masaya konsa da, asker bir darbe yapmış olsa da, o olayın da arkasında, Menderes’in Rusya ile ilişki kurmasını ve dolayısıyla bir takım ülkeleri ve kontragerillayi işaret edenler vardır.
Eğer burada bir dönüşüm ya da bir format atma olayı varsa; sonucu ya bir uzlaşmaya, ya da daha kötü bir çekişmeye dönüşecektir. Her 2 durumun da vatandaş açısından parlak olmayacağını düşünüyoruz.
Bu nedenle sağduyulu davranıp, saçma sapan yorumların peşinden koşmak ve taraf tutmak yerine; olayın analizini yapmak lazım. Dediğimiz gibi “üstelik elimizde sosyal medya” yani “ortak akıl imkanı” var. Şimdi akıl yürütme zamanıdır.



Kaynak : 