Bu sabah Japonya’da meydana gelen 8,9 şiddetindeki deprem ve arkasından gelen Tsunami baskınında dikkati çeken hususlardan birisi “Nükleer reaktörlerin durdurulduğunun” duyurulmasıydı.
Sabah Nükleer Y.Mühendis olduğum için bu konuda TGRT’den arandım ve yayında, nükleer reaktörlerin neden durdurulduğu ve ne tür bir tehdit yaratacağı konusunda bilgi verdim.
Bunları turk-internet.com okuyucuları için de anlatmak istiyorum.
Hemen belirteyim, bana göre Japonya’daki deprem bölgesindeki Nükleer reaktörler için depremden ya da Tsunami’den kaynaklanan bir tehdit yok.
“Öyleyse neden kapatıldı?” derseniz. Cevabım “tedbiren” olacak.
Nükleer reaktörlerin İnşasında çok sayıda Kriter Var
Nükleer reaktörler, arkasındaki teknolojinin zorluğu ve tehlikeli oluşu nedeniyle, karar verilme aşamasında çok çeşitli kriterler gözönüne alınır. Bunların arasında “uçakların geçtiği bölgelerde olmaması” bile vardır.
Ama esas önemli kriterlerin başında “bina için deprem riskinin az olduğu bir bölge” seçilmesi vardır. Türkiye’deki santral için Yumurtalık bölgesinin seçilmesinin nedenlerinden birisi de budur.
Diyeceksiniz ki, “Japonya’da neden deprem bölgesinde nükleer reaktörler var?”.Ben de “Japonya’da deprem olmayan bölge var mı?” diye cevaplayacağım. Ama bu noktada başka bir hususu hatırlatalım.
Japonlar sürekli depremle yaşayan ve bu nedenle de inşaat alanında “sağlam yapılar” yapan bir ulus. Zaten bu nedenle olsa gerek, hem Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, hem de halen süren inşası Marmaray Denizaltı tüneli ve İzmit’ten Yalova’ya yapılan Körü için Japon firmaları seçildi.
Nükleer Reaktörlerin binaları, normal binaların çok üstünde güvenlikle (çimento ya da demir oranlarının, duvar kalınlıklarının, temellerin daha büyük olması) inşa edilir. Binadan dışarıya ya da içeriye, gaz, su vs sızıntısı olmaması için çalışılır.
Dolayısıyla Japonya’daki depremde nükleer reaktör binalarının hasar görmesi, içeriye su girmesi, dışarıya nükleer sızıntı olması vs gibi bir tehdit olduğunu düşünmüyorum.
Geçmiş Kazalar – Çernobil / Harrisburg
Nükleer alanda son kazaları 1987’deki Ukranya’daki Çernobil ve ABD’deki Harrisburg kazaları olarak hatırlatalım. Bu kazalar, bir deprem ya da felaket sonucu değil, eski teknolojili reaktör binasında üstüste yapılan birden fazla insan hatası ile meydana geldiler.
Örneğin Çernobil’in nedeni su sistemlerindeki bir arızadır. Bunun sonucunda reaktörün çekirdeğinde ıs artmış ve erime meydana gelmişti. Harrisburg kazasında da benzer bir durum yani yine su sistemleri ile ilgili bir arızadan kaynaklanan durum vardır.
Sonraki yıllarda her 2 kazanın sonuçları değerlendirilmiş ve yeni reaktör tesislerinde bu konularda iyileştirilmeler yapılmıştır.
Türkiye için Tehlikeli mi?
Buradaki diğer bir soru, bir türlü yapılamayan Nükleer Reaktördür. Ben durumu tamamen politik olarak değerlendiriyorum. Hatta bugün yükselen çevresel endişelerin arkasında da, Türkiye’nin nükleer teknolojide geri kalmasına yönelik bir çaba olduğu düşüncesindeyim.
Türkiye aslında 1970’li yıllarda Kanada’dan “ağır su tipi” denilen Candu tipi reaktör almak üzere anlaşma yapmıştı. Bu reaktör Pakistan’da Butto’nun idam edilmesinin nedeni olarak düşünülen reaktördür. Pakistan, Türkiye’den önce aldığı bu reaktörle atom bombasının temel hammadesini üretmeyi başarınca, sonraki yıllarda bir darbe ile devrildi ve idam edildi.
Türkiye’nin yaptığı anlaşmada aynı günlerdeki kargaşa içinde iptal edildi.
Sonraki yıllarda da ne zaman Türkiye nükleer santral yapmaya karar verse, mutlaka bir engel çıktı. Nükleer sektöre yakın kişiler yıllardır Türkiye’nin bugünlerde İran için yaşanan benzeri bir sorun yaratmasını engellemek için batılıların her türlü provokasyonu yarattığını düşünürler. Bunun içinde çevre mitingleri de dahildir.



Kaynak : 