Son yıllarda çeşitli stratejik yapılanmalar sonucu, savunma sanayimizden bir çok başarı hikayesi çıkıyor – son teknolojilerin başarıyla uygulandığı silah ve savunma sistemleri, dost ülkelere ihracatlar. Doğal olarak yöneticilerimiz, ülkemizin geleceği için en öncelikli sektör olduğunda fikir birliğine varılan teknoloji sektörünün diğer alanlarında da bu başarının örnek alınması gerektiğini düşünüyorlar. Geçen senelerde muhtemelen bu beklenti ile başarılı Savunma Sanayi yöneticileri, üst düzey görevlere getirildiler, sivil sektörlere yönelik bir takım projeleri savunma sanayi fonları ve himayesinde başlattılar.
Savunma sektörünün modeli, ihtiyaçların savunma sanayi uzmanlarınca belirlenmesi, bu ihtiyacaçözümgeliştirecek, ülkenin en başarılıbeyinlerinibir araya getirmiş yetkin firmaların seçilmesi ve devlet kaynaklarıylafonlanmasıüzerine kurulu. Bu firmaların ticari modeli, “work for hire” diye de bilinen, kendisine verilen isterleri, belirlenen bütçenin içinde kalarak adam/gün üzerindengarantiligelir elde etmek üzerine kurulu. Çözüm teslim edildiğinde – hatta büyük ihtimalle başladığından itibaren taksitlerle – gelirler kasasında, fikri mülkiyet hakları ise projeyi veren devlet kurumundadır. Satış ya da pazarlama işlevleri gereksizdir.
Dünyanın en büyük firmalarının çıktığı, ülkemizde de filizlendirmeye çalıştığımız girişimciliğe dayalı iş modelini incelersek, potansiyel müşterilerinin gelecekteki ihtiyaçlarını öngörerek,kendihazırladığı isterler listesi üzerine kurgulayacağıürünü, bittiğinde bu müşterilerinsatınalacakları beklentisi ile,öz kaynaklarıileriskalarak geliştiren firmalar görürüz. Ürün bittiğinde, büyük bir yatırım yapılmış, giderler defterde, gelirler büyük birsıfır’dır, elinde sadece fikri mülkiyet hakları vardır. Bu aşamadan sonra ürün geliştirilmesine paralel olarak geliştirilmişpazarlama ve satışplanlarına uygun faaliyetler – ve evet, daha fazla harcama – başlar. Uzun süren pazara girme, kanal oluşturma ve satış faaliyetleri sonucunda, ürün planlamasında atılan adımlardoğruysa, meyvalar toplanmaya başlanır – tekrar tekrar. Yanlışsa… tecrübe kazandık diye bir sonraki girişime.
Yatırım modeli olarak, birisinde bir koyup savunma güvencesi almak, diğerinde bir koyup sıfır ile milyon arası almak beklentisi var.
Bu iki model arasında benzerlikleri bulmak mümkünse de, harcanacak çabaya değeceğini düşünmüyorum. İki sektörde başarılı olacak firmaların DNA’ları tamamen farklı.
Biraz incelersek, savunma sektöründeki eleman kalitesi diğer sektörlere göre çok yüksek. Bunun, savunma sektörüne ayrılan zengin bütçeyle oranlı yüksek maaşlar ve iş garantisi ile yakın ilgisi olduğu söylemek zor değil. Tabii, Türkiye’de teknoloji ve girişimci ekosistemine gönül veren birisi, bu bütçe ve bu beyinler sivil sektörlere de yönlendirilse neler yapılır diye düşünmeden edemiyor.
Sonuçta, savunma sanayi iş modelinin sivil sektörlerde başarılı olması çok zor. Alternatif olarak başarılı ve olgun savunma sanayinin emekleme aşamalarındaki sivil sektöre bir kuluçka ortamı sağlamasının fizibilitesi olabilir; İsrail modeline benzer, savunma sanayinde elde edilen derin ArGe’den kaynaklanan fikri mülkiyetin girişimcilerce kullanılması sağlanabilir. Ancak, bu ilişkide savunma sanayinin fon kullandırarak yönetici rolde olması, girişimci sektörünü destek ve fon bağımlısı insan kaynağı firmalarına çevirir, ölü doğmasına neden olur.



Kaynak : 