“Her Şer’de bir hayır vardır” derler. Kısmen doğru… Edward Snowden’in belgeleriyle başlayan süreç, ‘post-Snowden’ dönemini başlattı ve kullanıcılar bilinçlenerek, sosyal medyanın anonim kullanımına daha önem vermeye başladılar. Bu isteklerin doğrultusunda, özellikle sosyal medya sağlayıcılarının şeffaflık politikaları, sağladıkları ‘unutulma hakkı’ artmaya başladı, zira Google bu konudaki inadını sürdürse de, federal mahkemelerde ve tüketici mahkemelerinde çeşitli davalar mevcut. Bunlardan bir tanesi Minnesota’da devam ediyor.
Mark Zuckerberg’in henüz gerçekleştirdiği toplantıdan çok önemli bir dipnot var: “Artık Facebook’un verileri, kullanıcıları gözetlemek için kullanılmayacak.” Twitter’ın başka bir stratejisi var fakat, Facebook’un bünyesindeki aktivistleri ve global protestocuları izlediği ile ilgili somut bilgiler var. WikiLeaks’in iki avukatının gözaltına alınmasıyla, Facebook’ta konum bildirmesiyle ilişkilendiren kanıtlar da mahkemeler de sağlanmıştı. Bunun yanısıra Instagram ve Twitter, ilk olarak Tunus’taki aktivistleri fişlemek amacıyla ‘polislik yapan’ bazı start-up’ları satın almıştı. Bu startup’lardan bir tanesi Geofeedia ve bu Geofeedia, konum datası sağlayarak fişleme yaptığı şüpheleriyle mahkemelik oldu.
Bu bilgilerin yanısıra, Facebook ve Twitter, daha önce Kızıl Haç (Red Cross) Organizasyonuna gerçek zamanlı bilgiler sağlamıştı. Son olarak (Mark Zuckerberg’e göre) Sandy kasırgası esnasında Red Cross organizasyonuyla birlikte çalışmıışlar. Kötü karma akıllarda kalır; verilerin iyi niyetle kullanıldığına dair kanıtlar da olmasına rağmen, özellikle son Vault 7 belgelerinden sonra firmalara, bilhassa sosyal medya sağlayıcılarına güven ‘yok’ denecek kadar az.
‘Facebook bizi gözetliyor’ işin başından beri var ama ayaklanmalar çoğaldıkça somut veriler sağlanıyor
Sosyal medya kullanımının, aktivizme yönelmesiyle birlikte ‘Facebook bizi gözetliyor’ dedikoduları arttı ancak bununla başedilebilmesi için somut bilgiler yoktu. Snowden’den önce, ABD’deki siyahi hareketlenmelerinin artışıyla, özellikle Ferguson’daki olaylarda Facebook ve Twitter’ın polislere bilgiler sağladığı ve veri alışverişi sağladıklarıı defalarca haberlere taşındı, bu olayların ardından bile hala konuyla ilgili ABD’de Facebook ve diğer sosyal medya mecralarına protestolar sürüyor. ABD’deki Medya Adaleti Birliği Komüsyonu, Facebook’a ciddi suçlamalar yöneltmiş durumda ve buna cevap olarak Mark Zuckerberg, “Facebook data paylaşmadı, kullanıcıları gözetlemedi” açıklamasını yapıyor. Buna karşın, komüsyonun direktörü, Malkia Cyril, “Aktivistlerin yer aldığı komüniteleri, platformları korumak için şirketlerden ayrı olarak biz korumak zorundayız. Sosyal medya gözetiminin her rengiyle mücadele edeceğiz. Sadece gözlemeleri değil, sansürün de sonlandırılması lazım” dedi.
Resmi rakamlara göre, ABD $5Milyon’luk bir bütçe harcadılar, sadece sosyal medyanın gözetimi ve sosyal medya polisliği için. Sadece ABD değil, Interpol’un sosyal medya gözetimi için ayırdığı bütçe ‘açıklanmasa da’ bunun iki katı olduğu söyleniyor.
Bir sosyal medya polisliği ve gözetimi sözkonusu olsa da, özellikle Facebook ve diğer sosyal medya firmaları, hükümet kanallarına veri sağlayan, veri paylaşan ajanslarla ve firmalarla yollarını yavaş yavaş ayırmaya başladılar.

Kaynak : 