web analytics
Salı, Haziran 23, 2026
No Result
View All Result
  • Giriş
Türk İnternet
  • Ana Sayfa
  • BİLİŞİM
  • e-TİCARET
  • INTERNET
  • TELEKOM
  • YENİ TEKNOLOJİLER
  • Hakkımızda
  • Kişisel Verilerin Korunması
    • Çerez Aydınlatma Metni
    • İlgili Kişi Başvuru Formu
No Result
View All Result
  • Ana Sayfa
  • BİLİŞİM
  • e-TİCARET
  • INTERNET
  • TELEKOM
  • YENİ TEKNOLOJİLER
  • Hakkımızda
  • Kişisel Verilerin Korunması
    • Çerez Aydınlatma Metni
    • İlgili Kişi Başvuru Formu
No Result
View All Result
Türk İnternet
No Result
View All Result
Ana Sayfa *İNSAN KAYNAKLARI

Tolga Yücel ile “Son İnsan” Kitabını ve Dijitalleşmenin İnsana Etkilerini Konuştuk

Melike Beykoz-Melike Beykoz
6 Aralık 2018
-*İNSAN KAYNAKLARI, İnternet Gelişimi & Sosyolojisi
0
Tolga Yücel ile “Son İnsan” Kitabını ve Dijitalleşmenin İnsana Etkilerini Konuştuk
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşLinkedin'de Paylaş

“İnsanoğlu aslında mutlu olmayı özlüyor ama galiba kendi mutluluğunu yeniden inşa etmek yerine, sanal bir hayat yaratıp orada mutlu olmayı denemek zorunda kalıyor” diyor Tolga Yücel “Son İnsan” adlı kitabında. Dijitalleşen dünyada yaşadığımız zorlukları, korkuları ve zor da olsa nasıl uyum sağlayıp yeni dünyada tekrar kendimizi bulup tanımlayacağımız anlatıyor. Türkiye Bilişim Vakfı baş danışmanlığı, Bersay İletişim Grubu CEO’luğu da yapan Tolga Yücel, İletişim, pazarlama, e-ticaret alanlarında çeşitli kurumlarda yöneticilik yaptı, televizyon programlarına katıldı, dergilerde yazılar yazdı, Bahçeşehir ve Bilgi Üniversite’lerinde dersler verdi. Keyifle bir nefeste okunan bu güzel kitap üzerine Tolga Yücel ile bir söyleşi yaptık.

Dijitalleşme ve teknolojinin hayatımızda yarattığı dönüşümle birlikte bildiğimiz insanlığın ölümüyle gelen bir sondan bahsediyorsunuz. Burada bahsedilen sonu biraz tanımlar mısınız?

1989 yılında The National Interest’te, Francis Fukuyama tarafından “Tarihin Sonu mu?” başlıklı bir makale yayınladı. Makale, SSCB ve Doğu Avrupa’da yaşanan gelişmelerin Marksizmin sonu olduğu, liberal demokrasinin monarşi ile faşizmin ardından komünizmi de yenilgiye uğrattığını söylüyordu. Makaleye göre, liberal demokrasi insanlığın ideolojik evriminin son noktasıydı ve nihai siyasal yönetim biçimiydi ve Soğuk Savaşın sona ermesi aynı zamanda tarihin de sonuydu. Daha sonra kitap olarak da yayınlandı ve oldukça tartışılan bir tez oldu. Günümüze bakalım, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump oldu, dünyaya duvarlar örmekten bahsediyor. Serbest ticarete gem vuran uygulamalar getiriyor. ABD ulus devlet olma yolunda ilerliyor. İngiltere AB’den çıktı. Herhangi bir noktada hiç kimse tarihin sonundan bahsedemez. Ama bildiğimiz insanın sonuna doğru ilerlediğimiz kesin.

Bugün tanımladığımız insanın sonu geliyorsa sizce insanlık bu sonun yasını nasıl yaşayacak ve bunu nasıl atlatacak? “Dijitalleşmenin Yas Çağrısı” ile neyi kastediyorsunuz, buradaki ölümü nasıl tanımlıyorsunuz ve bu yas nasıl tutulacak?

Dijitalleşme kendi içinde bir yası da barındırıyor. Çünkü insan, daha doğrusu bizim bildiğimiz insan, kendi kutsal saydığı alanlardan çekiliyor. Teknolojiyi değiştirirken, kendi de değişiyor. Kendinin var olmayacağı alanlarda, kendi yeteneklerini geliştiremediği boşluklara düşüyor. Bu da kaybetme duygusu ile ölüm duygusu arasında kalmasına yol açıyor. Bir insan yeniden doğmak için ölür. Ama doğacak olan şey, bizim bildiğimiz insanın çaresizliğine tahammülü olmayan ve bazı şeyleri kabullenmek zorunda bırakılacak olan bir insan olacak. Burada dikkatimi bir çalışma çekti. 1926 yılında İsviçre’de doğan Psikiyatr Elizabeth Kübler-Ross en bilinen çalışması olan Five Stages of Grief’te (Üzüntünün/Yasın Beş Aşaması) insanların kendilerini ölüme yaklaştıran veya travma oluşturabilecek etkide olan bir haber aldıklarında ya da bir kayıp yaşadıklarında 5 aşamadan geçtiklerini belirtiyor. Ross’a göre yas sürecinin aşamaları:1. İnkâr 2. Öfke/Kızgınlık 3. Pazarlık 4. Depresyon 5. Kabullenme… Kitapta detaylı bir şekilde bu aşamaları anlattım. Genel olarak biz şu anda öfke evresindeyiz. Tabi ki kültür, eğitim, ekonomik sınıf gibi faktörler net bir genelleme yapmayı imkânsız kılıyor. Her evrenin spesifik özellikleri var. Gelecek analizimi bu 5 aşama üzerinden anlatmaya çalıştım.

Küreselleşmenin sadece sosyolojik bir kavram değil aynı zamanda ekonomik, siyasal, teknolojik ve kültürel bir süreç olduğunu söylüyorsunuz. Küreselleşmenin dijitalleşme ile bağlantısını ve yeni dönemde hayatı nasıl şekillendireceğini düşünüyorsunuz?

Dünya hep daha iyi olma idealiyle dönüyor. Sanayi devrimi, Küreselleşme, Bilgi Toplumu yani makineler, dolaşım serbestliği, internet… Bütün idealize kazanımlar hep belli bir elitin elinde. Afrika’daki aç ve susuz çocuk, akıllı telefonunda arama motoruna “su” yazdığında suyun resmine ulaşabiliyor. Bu bir kazanım mı bunu sorgulamalıyız elbette. Küreselleşmenin çıkış noktasını hepimiz unuttuk… Paylaşım ve dayanışmaydı… Afrika’daki çocuğun ucuz süt alabileceğini söylüyorlardı… Sonra bu fenomen ne hale geldi? Güçlünün lehine bir denge oluştu. Benim iddiam, gri bir göç dönemindeyiz. Dijitalleşmenin “araf”ındayız. Bu sebeple yine her şeyi bir romantik serseriymiş gibi karşılıyoruz. Teknolojinin nimetlerinden faydalanmalı insanoğlu… Ama ya kölesi durumunda olanlar? Ya sıradan bir hayat yaşayıp, ne yaparsa yapsın bu dönüşümü yönetemeyecek insanlar? Herkesin birer tanrı ve harika çocuk olmasını mı bekliyoruz, gerçekten? Yorgun ve mutsuz sıradan insanların vicdanının sesi olmaya çalıştım. Göç halindeyken anlamıyor insan ama geleceği biz inşa ediyoruz. Neden bugüne ait azınlık ve çoğunluk dengesinden arınmış kusursuz bir geleceği dinliyoruz ki sadece… Yapay zekâya sahip silahlarla ilgili sesleri duymaya başladık. Kronik yalnızlık ile ilgili rakamlar dikkatimizi çekmeye başladı. Bugüne ait yeni hastalıklar, tıpta yeni dallar oluşturuyor. İnsan ölüyor ve yasını tutmaktan başka çarelerimiz de olmalı…

Dijital göçmenler ve dijital yerliler sizce nasıl bir arada yaşıyorlar, dünya algıları nasıl farklılaşıyor?

Transistörlü radyonun başında devlet kanalı TRT’nin saat başında yayınladığı haberleri dinleyenlerle, sosyal medyadan iPhoneX’in tanıtımını canlı olarak takip edenlerin bir arada yaşadığı bir dönemdeyiz. Şu ana kadar benzer sanrıları vardı, göçmenlerin ve yerlilerin. Aradaki fark gözle görülse de, kapanmaz gibi algılanmıyordu. Son beş yılda, ortaya çıktı ki hem değerler bakımından, hem de hayat görüşü açısından bırakın kuşakları, 7 yıl bile çok fazla farkın hissedildiği bir süre oldu. Teknolojiye uyumları farklı, beslendiği kaynaklar ayrı… Ben biraz yetersiz buluyorum “göçmen” ve “yerli” tanımını. Bu kadar yeni kırılmanın ve çatışmanın olduğu bir yerde, siyah ve beyaz, yaş odaklı bir ayrım yapamayız. Bu dönemin rengi gri, alt parçaları çok fazla.

Z jenerasyonunun dijital dünyayı algılaması ve adaptasyonu ile X, Y jenerasyonu ve öncesinin farkı nasıl ifade edilebilir?

Z kuşağı akıl almaz bir kuşak, elinde akıllı telefonuyla doğan bir nesil. Hatta bütün kuşaklar birbirinin devamı şeklinde dönüşür ve gelişir. Z kuşağı asla bir devam nesli değil. Doğdukları andan itibaren evin idaresini ele alıyorlar. Hayata baktıkları yer bizden çok farklı. Ebeveynler Z kuşağı olan çocuklarının ödevlerine bile yardım edemez hale geldiler. Geldiğimiz noktada 7 yaşındaki çocuğuna “bu uygulamada nereye basacağım” diye soran anne babalar var. Şöyle ki “Şu ışınlanma çıkmadan önce “uçak” diye bir araç vardı. Teknoloji o kadar eskiydi ki uçağa binmeden bazı cihazlarla üstümüzü ararlardı. Ne günlerdi be sıraya girerdik.” diyebilirler. Ama dünya meseleleri üzerinden “fonksiyon” daha önemli olacak onlar için. Y kuşağına bakarsanız, daha bencil ve ben merkezli bir kuşak olduğunu görürsünüz. Karar mekanizmalarına Z Kuşağı yerleşiyor. Bu sebeple, diğer kuşaklarla, Z kuşağının sıradanları ileride büyük zorluk çekecekler.

İnsanları dijitalleşmeye karşı korku, öfke, direnç gibi olumsuz duygulara yönlendiren nedir, nasıl aşılabilir?

Yalnızlık ve yetersizlik hissi. Öfkenin temelinde korku yatar. Bu korku ve çaresizlik insanların kendi hayatlarına odaklanmalarına, bir nevi hayatta kalma savaşında galip gelme ile uğraşmaya itiyor. Diğerinin önemli olmadığı, nefes alabilmek için verilen mücadele. Yetersizlik duygusu ise kendisine ihtiyaç kalmaması, en önemlisi kendini kutsal saydığı alanlardan çekilmesinin istendiği bir anda karşısına çıkıyor. Yardım istiyor, ama ortaya çıkan hızla birlikte kimse el uzatmıyor. İnsanlıktan çıkmanın ve “insansız” kavramının doğal karşılandığı bir dönemin başındayız.

Dijital duyarsızlaşmadan neyi kastediyorsunuz, dijital dünyaya uyum sağlayamayanların yaşadığı çaresizliği nasıl tarif edersiniz?

Teknolojinin gelişmesi ile birlikte, dünyaya 7/24 erişimi olan bir insanın veya sosyal medyadaki takipçileri ile her şeyini paylaşan bir kullanıcının hayatında “yalnızlık” olması, adı “sosyal” olan bir medyayı kullandığı dönemde paradoksun Madonna’sıdır. Sofraya takipçilerimizle birlikte oturuyoruz, sinemaya takipçilerimizle gidiyoruz, takipçilerimizle yemek yapıp, bebeğimizin bezini takipçilerimizle değiştiriyoruz. Bu elbette normal değil. Türkçemizdeki “paylaşmak” gibi güzel ve anlamlı sözcüğün anlamını değiştirdik. Paylaştın mı sevgini değil, yemeğini değil, derdini değil, mutluluğunu değil… Paylaştım. Resmimi paylaştım noktasına geldik. Bu yeni dünyada hayatta kalmak için iyi ve güzel değerlerimize daha çok tutunmalıyız. Türkiye için elimizde veri yok ama Amerika Birleşik Devletleri’nde her dört haneden birinde, tek kişi yaşıyor. Büyük kentlerde bu oran %50’ye çıkıyor. 1940’lı yıllardaki klinik psikolog sayısı bugün 40 kat artmış durumda. Yalnızlaşmak dışında başka tehlikeleri de var bu sosyal medyada “paylaşmak” sorunsalının duyarsızlık ve duygusuzlaşma.. Gün içinde birçok bilgiye maruz kalıyoruz ve zamanla bilgiye duyarsızlaşıyoruz. Buzullar eriyor, birçok bitkinin ve hayvanın soyu tükeniyor, hava kirliliği bizi hasta ediyor, gıdalar güvensiz, Ortadoğu’da bir savaş var, Afrika’da gıda krizi var… Bütün bu bilgileri nereye koyacağımızı bilemiyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nin çok konuşulan başkanı Donald Trump iklim değişikliğinin olmadığını, bunun Çin tarafından uydurulmuş olduğunu söylüyor ve insanlar böyle bir adayı başkan seçiyor. Bu bizi dünyaya duyarsızlaştırıyor… Peki ya duygusuzluk? Simone Back… Bu ismi çoğunuz duymamış olabilirsiniz. Ama Facebook’un kendi zaman çizelgesinde bu ismin acı veren bir yeri var. Simone Back, intihar edeceğini Facebook sayfasından duyurdu. Bu mesajı 1.048 arkadaşı gördü. Peki, bu mesajı görenler ne yaptı dersiniz? Hiçbir şey… ve Simone Back gerçekten intihar etti.

Dijital dünyada insanların yaşayacağı 4 temel çatışmadan bahsediyorsunuz. Bu 4 grubun küresel dünya algısı nedir?

Bugün yaşanan korkuları anlamak için, işin derinine inmek gerekiyor. Biz uluslararası ilişkilerdeki olayları, dünya ticaret savaşlarını hep gelecek bağından kopuk olarak değerlendiriyoruz. Çatışma noktalarını da bu yüzden, bugüne ait değerlendirmelerle okumaya çalışıyoruz.

Birinci çatışma noktası yetenekliler ve sıradanlar arasında olacak. Teknolojiye erişim becerisi, sahip olduğu yetenekleri geleceğe göre hazırlayan insanlar “yetenekliler” sınıfını oluşturuyor. İleride de biz büyük ihtimalle bu sınıfı dijital elitler olarak tanımlayacağız. Bugünün devletlerinden, şirketlerinden ve toplumlarından daha büyük bir güce sahip bir hegemonik iktidarın uygulayıcıları olarak yaşamlarına devam edeceğini düşündüğüm yetenekliler, sahip oldukları becerilerle üretim ve sermaye masasında söz sahibi olacaklar. Bugünden bakarsanız, iyi eğitimli ve dijitalleşme sürecine adapte olmuş bu grup ile dijitalleşmenin getireceği dönüşüm karşısında sahip olduklarını da kaybedecek, bu sebeple de bir direnç oluşturacak sıradanlar arasında bir çatışma yaşanacak. Bugünün siyasi tercihlerine bakarsanız, aslında yetenekliler “gaz”, sıradanlar ise “fren” pedalına basıyor. Donald Trump’ı karikatürize etmenin insanı rahatlattığı düşünülse de frene basan Amerikan sıradanları, alınan kararların kendileri için ne kadar belirleyici olduğunun farkında. Bu kararlar, ABD’nin gelecekteki varlığını ne kadar etkiler bilmem ama bugünlerde ticaret savaşları diye gördüğümüz atışmanın temelinde, sıradanların maliyetinin devletler tarafından karşılanacağı gerçeği var. Duvarları yükseltip, ulusal devlet ruhuna dönüş, herkesin kendi bacağından asıldığı “o an” geldiğinde, insanın ölümünü ne kadar geciktiririm cevabı için şimdilik bir ara çözüm gibi kullanılıyor. Bu çatışmanın konusu; teknolojik gelişmelere adaptasyon olacak.

İkinci çatışma noktası ise liberaller ve muhafazakârlar arasında kırılacak… Geleceğinden korkan, bant üretimi odaklı iş ve istihdam piyasasının oyuncuları, kendi içine kapanan toplumların taşıyıcı bireyleri olarak, güvendikleri kralların mutlak yönetiminde güvende hissetmeyi, güvenlikle ilgili kaygılarının giderilmesi açısından daha konforlu bir alan olarak görecekler. Bu da güçlü liderlerin, bu seçmen desteği ile daha muhafazakâr (koruyucu) kararlar almasının önünü açacak. Bugün yaşanan, göçmen ve İslamofobinin temelinde de bu yatmaktadır. Ekonomik canlılığın doğuya kaydığı gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda, daha korumacı ekonomilerin “batı ekonomileri” olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. ABD’nin AB’ye, ABD’nin Çin’e, AB’nin ABD’ye veya şirketlerine uyguladığı yaptırımların temelinde de liberaller ile muhafazakârların ölüm kalım mücadelesi yatmaktadır. Bireylerin bazı haklarının kısıtlanması, özgürlüklerin belli koşullar için askıya alınması, toplumsal işleyişin sürdürülebilmesi için bazı kuralların esnetilmesini de bu çatışmanın temel konuları olarak görebiliriz.

Bir de işin devletler ve küresel şirketler arasında yaşanacak çatışma ayağı var. Bu da üçüncü çatışma noktası… Devletler, ölüm kalım mücadelesinde sıradanların ekonomi dışına çıkışından en çok kendilerinin mustarip olacağının farkında. Bunu hem bir dezavantaj hem de bir avantaj olarak görüyorlar. Dezavantaj kısmı, uzayan yaşam süreleri, yaşlanan ve daha az kabiliyeti olan bir toplum tabakasının oluşturacağı maliyetler. Avantaj kısmı ise korkan toplumların daha kolay yönetilmesi ve düşük kalitede hizmete veya daha sert koşulların (güvenlik, hayat kalitesi, yönetim modellerinde sertleşme, vb.) uygulanmasına uygun bir zemin yaratılması… Küresel şirketler, özellikle dev teknoloji şirketleri ise herkesi herkesten daha iyi tanıyor. Dijital göç süreci ile üretilmeye başlayan veri biriktikçe küresel şirketler hedef kitlesini daha kolay manipüle edebilir noktaya ulaşıyor. Yeni çıkmaya başlayan teknolojiler (Örneğin blockchain, vb.) ile devletin sağladığı güven ihtiyacını ortadan kaldırarak, sınır tanımayan bir şekilde hizmet üretebilme becerisi ile dijitalleşmiş bireylerin de daha kolay ve kaliteli hizmet alma isteğinin buluştuğu yeni alanlar üretebiliyor. Milyarlarca insanın kullanımı ile birlikte, elde edilen gelirin, bazı devletlerden bile daha güçlü hale getirebileceği küresel şirketler, kapalı ekonomileri değil, sınır tanımayan bir ekonomi modeli istiyor. İleride, devletlerin ayakta kalıp kalmayacağı, küresel şirketlerin “dünya vatandaşı” yaratma gücüne ulaşıp ulaşmayacağı bugünkü çatışmaların da temel konusunu oluşturuyor.

Ve bugünkü temel kırılmayı hissettiğimiz son çatışma noktası da refahın Eliti ile diğerleri arasında yaşanacak çatışma noktası… Bugünün çatışma noktalarından biri de refahın paylaşımı ve üretim şekillerinde yaşanacak değişimde olacak. Dijitalleşme ile birlikte, dünyada büyük değişimlerin önü açılıyor. En azından bu değişimlerin yayılma hızı, önceki yüzyıla göre çok daha yüksek. Bu da devletlerin olmadığı, geleceğin dünyasını şekillendirebilecek bir hegemonik iktidarın kuvvetlenmesi riskini artırıyor. Yeteneklilerin hizmet ettiği, sıradanların bir alt sınıf olarak konumlandığı bir geleceğin çatışmalarını bugünden yaşamamızın sebebi de bundan. Bir küçük sanayicinin veya Afrika’nın bir bölgesinde el işi üretip satan bir kooperatifin anlamını yitirdiğini düşünen refahın elitleri ile (sermaye ve dijital elitler) diğerleri arasında bir büyük çatışma yavaş yavaş filizleniyor. Kaynakların azalması, yeni neslin değer yargılarında “dünyada sahip olduğun fonksiyon” kavramının önem kazanması, “diğerlerinin” yaşaması için büyük bir tehlike oluşturuyor.

Dijitalleri 3×3 lük bir kombinasyonla 9 sınıfta gruplandırıyorsunuz. Kısaca bu sınıflandırmadan bahseder misiniz?

Bu kadar kırılma ve çatışma noktasının şekillendiği bir dünyada, Marc Prensky’nin sınıflandırmasını eleştirmemin sebebi, her şeyin onun tarif ettiği gibi siyah ve beyaz olmamasından kaynaklanıyor. Bu kadar çok dönüşümün birbirini tetiklediği dünyada, 1980 yılını temel alan bir sınıflandırma yeterli olabilir mi? Milyarlarca çeşit kombinasyonu tarif etmek gerçekten statik bir yapıyla olmuyor. Dünyanın dört bir yanındaki bilginin açıklık ve işbirliği temelinde bir araya gelip, yeni ve fonksiyon açısından tanımadık ürünlere dönüşeceği yıkıcı bir inovasyonun şekillendireceği teknolojiyi kullanan insanın da “dönemsel” değil, “davranışsal” bir sınıflandırmaya ihtiyacı var. Bu ihtiyacı karşılamak adına, insan psikolojisini, içinde bulunduğu sosyo-ekonomik koşulları, kültürünü, etkileşim frekansını temel alan bir sınıflandırma yapmaya çalıştım. Kitapta 9 ayrı profilde dijital insanı anlatmaya çalışıyorum.

“Yaşam obezi” diye tanımadığınız insanların özellikleri ve çıkmazı nedir?

90lı yılların sonunda kişisel gelişim merkezleri moda olmuştu. “Her şeyi yapabilirsin”, “istersen başarabilirsin”, “güçlüsün sen, takma kafana” gibi önermeleri vardı. Günümüzde ise bireyin mutluluk yollarını gösteren ve insanın özünü, ruhunu ve kendini bulmasını sağlayan kurslar ve merkezler önemli hale geldi. Astroloji, metafizik ve manevi arayışlar tarihin hiçbir yüzyılında, hem de bilimin ve teknolojinin geldiği bu son noktaya rağmen, yüzyılımızda olduğu kadar önemli olmadı. Ne büyük çelişki ki, mutlu olmaya ihtiyacımız var. Bu ihtiyacın karşılanması aşamasında, kendimizi inandırdığımız büyük bir sarmal ile karşı karşıya kalıyoruz: “Mutlu olmak için para kazanmak, para kazandıkça daha mutsuz olmak”… Acıktıkça yemek yemek, yemek yedikçe hazımsızlıktan karın ağrısı çekmek gibi… Ben buna “yaşam obezi” olmak diyorum. Daha çok yaşa, en çok sen yaşa, en güzel yaşam senin yaşamın, gerekirse diğer yaşamları ez geç, ama yaşa! Yaşa da, nasıl yaşa? Düşünsenize refah, gelişim, daha iyi bir yaşam, daha uzun bir ömür ve başarı için kullanılan teknolojinin getirdiği avantajlar ile iş hayatında yarattığı hız ve yeni iş modellerinin bir anda o teknolojinin kölesine dönüştürdüğü yaşamımızda karşılaştıklarımızın, bilgisayar oyununda çizilmiş bir karakterin başına gelenlerden ne farkı var? Şunu soruyorum bir de; Durmayı ortadan kaldıran bir sistemde, durmayı unutan insanların tükettiği bir hayat… Tüketilen kendi hayatımız olsa da, vazgeçtiklerimiz, yerine koyduklarımızdan daha mı değersiz?

Dijitalleşme sonunda dönüşecek olan insanı tarif ederken 5A teoremini kullanıyorsunuz. Bunu açabilir miyiz?

Yıkıcı yani bozucu inovasyonun, açıklık ve işbirliği kavramının yayılması ile birlikte artık hayatımıza giren teknolojilerin ve ürünlerin kullanımı hızlıca yaygınlaşıyor. Ben bu aşamaları 5A Teoremi dediğim, her basamağında bizi bir A’nın karşıladığı bir formülle tanımlıyorum. İlki Algılama…Uygulama yoğunluğu ve yeni kümeler…İkincisi Arttırma…Bu yoğunluğun diğer sektörlerdeki dönüşümü ve etkilemesi…Üçüncüsü Adaptasyon…Paralel disiplinlerin ürettiği sonuçların, sektörel etki ile birleşmesi… Dördüncüsü Azamileştirme… Bu etkilenmenin büyüyen bir pazara dönüşmesi… Beşincisi ise Asimilasyon… Pazarın çeşitlenmesi ve hedef kitlenin oluşturacağı yeni talepler…

Dijitalleşme sonrası oluşan yeni dünya için 9 başlıklı bir reçete sunuyorsunuz. Yeni nesiller için öneriniz nedir?

Yeni nesillerin sıradan kalmaması ve kendi fırsatlarını yaratması için 9 başlık sunuyorum. Belki mucizevi değil ama kitabı okuyanlar bir şeyleri aramaya başlayacaklar. Bu reçete de onlara yardım eder diye düşündüm.

1- Farkında olabilirsin 2- Farklı olabilirsin 3- Beslenme kaynaklarını yenileyebilirsin 4- Meşhur olmak zorunda değilsin, sadece bilgili olabilirsin 5- Alaçatı etkisinden kurtulabilirsin 6- Kendine zaman ayırabilirsin 7- Kendin için kaos teorisinin sunduğu bir dinamizm yaratabilirsin 8- Mutlu olmayı en öne koyabilirsin 9- Sadece “anı” yaşamayıp, yarın için de bir şeyler yapabilirsin

Bizim nesil olarak adlandırdığınız, Z kuşağı öncesi için sunduğunuz çözümü de paylaşır mısınız?

Bizim nesiller için durum daha kritik… Uygum sağlayamayacağı bir gelecek için yaşayabilmesi konusunda kafa yorması adına onlar için de bir reçetem var.

1- Farkında olabilirsin 2- Farklılaşabilirsin 3- Asgari yenilikçilik ile hayatta kalabilirsin 4- Gerçek bilgiye ulaşmaya çalışabilirsin 5- Öncü olmaktan korkmayabilirsin 6- Önyargılarından kurtulabilirsin 7- İnsani evrensel değerleri geleceğe taşıyabilirsin 8- Mutlu olmayı en öne koyabilirsin 9- Kendine güvenebilirsin

 

Etiketler: BersayDijitalleşmeKitapSöyleşi - RöportajTolga YücelTürkiye Bilişim Vakfı (TBV)

Türk İnternet'ten buna benzer yazılar için bildirim almak ister misiniz?

ABONELİKTEN ÇIK
Melike Beykoz

Melike Beykoz

TED Ankara Koleji ve İstanbul Teknik Üniversitesi Elektronik ve Haberleşme Bölümü mezunu, Elektronik mühendisidir. Belçika’nın Antwerp şehrinde Alcatel Bell Telephone şirketinde 1 yıl hem eğitim alıp hem de çalıştıktan sonra İstanbul’da Alcatel Teletaş’ta Türkiye’nin ilk dijital telefon santrallerinde yazılım mühendisi olarak 4 yıl çalışmıştır. Çalışmalarını İspanya’nın Madrid şehrinde, Alcatel Standard Electrica SESA şirketinde uzman mühendis olarak 5,5 yıl sürdürmüştür. Türkiye’ye döndüğünde kendi kurduğu İLKON bilgisayar şirketinde bilgisayar ve Network altyapıları ve yazılım üzerine 2 yıl çalışmıştır. 1999 yılında Turkcell’e katılmış ve 10 yıl boyunca Yönetim Sistemleri yazılım Geliştirme müdürlüğü ve Operasyon müdürlüğü görevinde bulunmuştur. 2010 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde BT direktörlüğü görevine getirilmiş ve burada 6,5 yıl çalışmıştır.

Lütfen yorum yapmak için giriş yapın.

GÜNLÜK BÜLTEN ABONELİĞİ

Aboneliğinizi onaylamak için gelen veya istenmeyen posta kutunuzu kontrol edin.

HAFTANIN ÖNE ÇIKANLARI

  • St. Petersburg Forumu, Rusya’nın Yeni Teknoloji Stratejisinin Sinyallerini Veriyor: Nadir Toprak Elementleri, Yapay Zeka, Yarı İletkenler ve Teknolojik Egemenlik
  • Türkiye Yapay Zeka Stratejisinde Yeni Dönem: Dijital Egemenlik Merkeze Yerleşti, Peki Bu Yeterli mi?
  • Teknoloji Girişimlerini İlgilendiren Yeni Düzenlemeler Yürürlükte
  • Washington Yapay Zekada Yavaşlatma Yerine Hızlanmayı Seçti: Yeni ABD Yapay Zeka Doktrini ve Riskleri
  • Dijital Dönüşüm ve Gazeteciliğin Küresel Krizi

HAFTANIN KELİMESİ

3GPP

3. Nesil Ortaklık Projesi (3GPP), dünya çapında çeşitli mobil (hücresel) ve telekomünikasyon standartlarını geliştiren ve sürdüren bir grup standart kuruluşudur.

3G ile birlikte kurulmuş ve telekom endüstrisinin Birleşmiş Milletleri diye tanımlanabilir. Sonraki nesiller için de standartları belirlemiştir.

Detayı için Wiki-Turk'e bakınız

İNTERNET HIZI

Türkiye'nin İnternet Hızlarını Dünya ile KarşılaştırmakKaynak : https://www.speedtest.net/global-index#mobile
Facebook Twitter LinkedIn

Bildirimler

Turk-internet.com masaüstü bildirimlerini almak için lütfen buraya tıklayın

Son Yorumlar

  • ICANN, Yeterince Temsil Edilmeyen Toplulukları Yeni gTLD Başvuru Destek Programı İle Güçlendiriyor için Tolga Kaprol
  • BTK, Yabancı e-SIM Firmalarını Engelledi için Bulent SEN
  • Sahibinden.com Domain’inin Güncellenmesi Unutulmuş için Tolga Kaprol
  • İngiliz Düzenleyici Ofcom, Bulut Servislerini ve Akıllı Cihaz Pazarını Soruşturuyor için Tolga Kaprol
  • Seçim Yaklaşırken, Kişisel Veriler Kötüye Nasıl Kullanılır? için [email protected]

Türk İnternet'ten ilginize çekecek yazılar için bildirim almak ister misiniz?

Abone Ol

© Copyrights 2000-2025 - Bu sitede yayınlanan haber/söyleşi/makale ve bilgilerin tüm hakkı turk-internet.com'a aittir.

Tekrar Hoşgeldiniz!

Aşağıdan hesabınıza giriş yapınız

Şifremi unuttum?

Şifrenizi geri alın

Lütfen şifrenizi resetlemek için kullanıcı adı veya email adresinizi girin.

Giriş yap
No Result
View All Result
  • Ana Sayfa
  • BİLİŞİM
  • e-TİCARET
  • INTERNET
  • TELEKOM
  • YENİ TEKNOLOJİLER
  • Hakkımızda
  • Kişisel Verilerin Korunması
    • Çerez Aydınlatma Metni
    • İlgili Kişi Başvuru Formu

© Copyrights 2000-2025 - Bu sitede yayınlanan haber/söyleşi/makale ve bilgilerin tüm hakkı turk-internet.com'a aittir.