Bir süredir özelleştirilmesi ile ilgili olarak Ulaştırma Bakanlığı’ndan Rekabet Kurumu’na kadar çeşitli kurumların açıklamaları ile gündemde önemli yer tutan Türk Telekom özelleştirmesinde son dönemece (yeniden) girildi. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, geçen haftalarda yaptığı açıklamasında özelleştirme sürecinde ne kadar titiz hareket edilirse edilsin, süreç ne kadar yasalara uygun olarak işletilirse işletilsin yine de özelleştirmenin yargıya götürüleceği yönünde bir beyanda bulundu.
Öte yandan, Türk Telekom özelleştirmesinin gazete ilanlarının yayınlanmaya başlandığı haftada yakın dönemin en önemli özelleştirme başarısızlıklarından biri olan Tüpraş özelleştirmesi ile ilgili olarak, Danıştay’ın esasa ilişkin iptal kararı da açıklandı.
Bu çalışmada Türk Telekom özelleştirmesi ile ilgili olarak daha önce verilmiş olan mahkeme kararları ışığında, Tüpraş’ın özelleştirilmesi ile ilgili olarak Ankara 10. İdare Mahkemesi ve Danıştay kararları da dikkate alınarak; bu özelleştirme ile ilgili ortaya çıkabilecek yargısal sorunlar, konuya ilişkin tartışmalarda çok da göz önünde tutulmayan “kuvvetler ayrılığı” ilkesi ve kamu yararının belirlenmesi noktalarından hareketle tartışılacaktır.
Ulaştırma Bakanı’nın özelleştirme prosedürünün yasalara uygun olarak işletilmesi halinde dahi, bu özelleştirmenin yargı önüne gideceği yönündeki kaygıları esasen sadece telekomünikasyon sektörü ile ilgili bir sorun değildir.
Dünya’da bu sürece girmiş hemen her ülkede, özelleştirme karşıtı gruplar yargı sürecini de işleterek özelleştirme faaliyetlerinin önüne geçmeye çalışmaktadır. Türkiye’de de birçok özelleştirme yargı önüne gitmiş, bir kısmı iptal edilmiş, Türk Telekom’un özelleştirilmesine yönelik çeşitli yasa değişikliklerinin bir kısmı da Anayasa Mahkemesi’ne takılmıştır.
Mahkeme içtihatları incelendiğinde, özelleştirme iptallerine ilişkin hukuki gerekçeleri iki ana başlık altında toplamak mümkündür. Bunlardan birincisi, genel olarak ihale şartlarına uyulmaması biçiminde ifade edilebilecek olan “şekli” eksiklikler iken, ikincisi özelleştimelerin mahkemelerce kamu yararına uygun bulunmaması şeklinde ifade edilebilecektir.
Şekli eksiklikler ile ilgili olarak Tüpraş’ın iptal kararından birkaç örnek verilebilir(1). Gerek 4046 Sayılı Kanun’da, gerekse ihale şartnamesinde verilecek teklifin şartsız olarak verilmesi gerekliliği belirtilmiş olmasına rağmen, ihaleyi kazanan ortaklık tarafından verilen teklif açıkça şartlar taşımaktadır. (2)
Yine, ihale şartnamesinde ihaleye katılabilmek için verilmesi gerekli olan belgeler arasında teklif sahibinin son üç yıla ait denetlenmiş mali tabloları sayılmıştır. Ancak, ihaleyi kazanan ortaklıkla ilgili olarak, bu ortaklığın taraflarından Efremov’a ait mali tabloların verilmesi gerekirken, sadece Efremov’un ortaklık yapısını oluşturan Tatneft’e ait mali tablolar verilmiştir. Kararda çeşitli başka aykırılıklar sayılmış olmasına rağmen konumuzdan sapmamak açısından bunların ayrıntısına daha fazla girilmeyecektir. Ancak, sayılan eksikliklerden de anlaşılacağı üzere gerek ihale şartnamesine gerekse mevzuata aykırı çeşitli işlemlerin varlığı söz konusudur.
Yazının devamı için Türk Telekom Özelleştirmesi ve Kamu Yararı-II başlığı altına bakınız.
(1) Danıştay’ın konu hakkındaki gerekçeli kararı henüz yayınlanmamış olmasına rağmen, 10. idare mahkemesinin onaylanan kararından yola çıkılarak değerlendirme yapılabilecektir.
(2) Çevre izin ve lisanslarına ilişkin olarak sonuçları teklif verecek firmayı tatmin edecek olan ilave inceleme yapılması, Tüpraş ile teklif veren şirketin Tüpraşın tüm azınlık hisselerinin alınması zorunluluğu olmadan birleşebileceğine dair ilgili makamlardan güvence temini vs.



Kaynak : 