İnterneti sadece “bağlantı” olarak düşünmek yaygındır, ama aslında arka planda bir yerlerde çalışan veri merkezleri olmadığı sürece bağlantınız olması işe yaramaz. Veri merkezleri internetin “görünmeyen beyni”dir. Yani okuyacağınız, seyredeceğiniz ya da dinleyeceğiniz içeriklerin depolandığı “Veri Merkezleri” yoksa neye bakacaksınız? Veri Merkezleri, Google’da arama yapmak, YouTube izlemek, WhatsApp mesajı göndermek gibi her çevrimiçi etkinliğin gerçekleştiği yerdir.
Ülkemizde maalesef artık 33 yıla yaklaşan internetin, veri merkezi tarafında geri kaldık. İlk yıllarda iyi gidiyorduk, pek çok girişimci vardı. Ama iktidar ve onu yönlendiren BTK tarafından veri merkezlerinin öneminin anlaşılamamış olması, az sayıdaki yerli veri merkezimizin büyüyememesine ya da hatta yaşayamamasına yol açtı.
Şimdilerde ülkemize doğru bir veri merkezi akını başladı. Çünkü ABD’nin, aşırı büyük olduğu için “Hyperscale” kelimesi ile adlandırılan bulut şirketlerinin (zaten 3 tanesi yani Amazon, Microsoft ve Google pazarın % 70’ini kapsıyor) başta yapay zeka olmak üzere, tüm içerikleri için konumlanacağı yeni veri merkezlerine ihtiyaç var.
Üstelik, yapay zekâ ve bulut teknolojilerinin hızla büyümesi, veri merkezlerine olan talebi daha da artırdı. Büyük teknoloji şirketleri (Google, Facebook, Netflix vs) dünya genelinde daha fazla veri merkezi inşa ediyor. Ancak sorun şu; veri merkezleri (özellikle hyperscale ve yapay zeka yoğun tesisler) için iki temel kısıt giderek öne çıkıyor: enerji ve su.
Enerji tartışmasını bir yana bırakalım ve bu yazıda su konusuna değinelim. Çünkü hem operasyonel süreklilik hem de yerel toplumun kabulü açısından hızla yatırımın kaderini belirleyen bir parametreye dönüştü.
Veri Merkezleri Suyu Nerede Kullanıyor?
Veri merkezleri çok güçlü bilgisayar sistemleri içerir ve bu makineler 7/24 çalıştığı için ısı üretirler. Bu ısıyı ekipmanlara zarar vermeden dağıtmak için genellikle su bazlı soğutma sistemleri kullanılır. Bu da su stresi yaşayan bölgelerde veri merkezlerini, yerel halkın “suyuna ortak olan” hatta “yok eden” bir oyuncu haline getirebilir.
Orta büyüklükteki bir veri merkezi, soğutma amacıyla yılda yaklaşık 400 milyon litre su tüketebilir. Bu da yaklaşık 1.000 hanenin yıllık su tüketimine eşdeğerdir. Daha büyük veri merkezleri ise günde 20 milyon litre kadar veya yılda yaklaşık 6,8 milyar litre su tüketebilir. Bu ise 10.000 ila 50.000 kişilik bir kasabanın günlük ve yıllık su tüketimine eşdeğerdir.
Su Kullanımı Nerede Sorun Oluyor?
Bir veri merkezi için su sorunu iki ana şekilde ortaya çıkabilir:
- Yerel Su Stresi: Özellikle kurak veya su kaynakları sınırlı bölgelerde veri merkezleri büyük miktarda su çektiğinde, o bölgedeki halkın içme suyu, tarım ve diğer ihtiyaçları daha zor karşılanır. Dünya genelinde artan veri merkezi inşaatları su kaynaklarında baskı yaratıyor.
- İzin ve Toplum Kabulü: Bazı şehirler ve ülkelerde veri merkezlerinin su kullanımı üzerine itirazlar yükseliyor. Örneğin Hollanda’da bazı yerel yönetimler yeni büyük veri merkezlerine su ve enerji kullanımına dair moratoryum (geçici duraklama) kararları uygulamış durumda.
New York gibi bazı bölgeler ise yeni tesislere izin vermeden önce su, enerji ve altyapı etkilerini daha detaylı değerlendirmek istiyor.
Hollanda örneği: “Su + enerji + arazi” üçlüsü ve hyperscale kısıtları
Hollanda’da tartışma elektrik şebekesi kapasitesi, arazi kullanımı ve su kullanımı ile atık ısı etkisi çevresinde dönüyor. 2019’da Amsterdam Belediyesi, veri merkezi yatırımlarını durdurdu. 1 yıl sonra bu durdurma kararı kaldırıldı. 2022’de ise Hollanda hükümeti, ulusal koşullar belirlenene kadar hyperscale veri merkezlerine yönelik bir geçici kısıtlama yani moratoryum yönünde adım attı; amaç, bu tesislerin nerede ve hangi şartlarla kurulacağını ulusal ölçekli kurallarla çerçevelemekti.
Geçen yıl nisan ayında Amsterdam Belediyesi, sınırları içinde veri merkezi yatırımlarına kesinlikle izin vermeme kararı aldı. Ancak tartışmalar sona ermiş değil. Devam ediyor. Veri Merkezleri endüstrileri (yatırımcılar ya da ekipman satıcıları), Hollanda’nın bu yatırımları kaçırmasının ekonomisi için kötü olacağına dair yorumlar yayınlıyorlar.
New York örneği: 3 yıllık moratoryum tartışması neden “su/çevre” eksenine oturdu?
New York’ta ise 2026 başında gündeme gelen düzenleme, 20 MW ve üzeri ölçekli yeni veri merkezleri için en az 3 yıllık bir “izin ya da yer seçimi moratoryumu” öneriliyor. Amaç, çevresel ve toplumsal etkilerin (enerji, su, şebeke, maliyet, adalet vb.) daha sistematik değerlendirilmesi.
Bu yaklaşımın nedeni ise, yapay zeka ile birlikte veri merkezleri büyümesinin “normal” değil, aşırı hale gelmesi. Bunlar şehir ve eyalet altyapı kapasitesini (su, elektrik, iletim hatları, arıtma) hızla zorluyor. New York şehri de bu baskıları ölçmeden, izin vermek istemiyor. Yani, “önce yap sonra düşün” yaklaşımını tersine çevirmeyi tercih ediyor.
Türkiye’de Durum Ne?
Türkiye de son dönemde, Google ve yabancı başka veri merkezleri için artan yatırım kararları duyuluyor ama mevsimsel dalgalanmalar ve kuraklık riskleri yaşayan bir ülke olduğumuz için “Su Sorunu” var. Veri merkezlerinin kurulacağı yere karar verilirken artık enerji kadar su da önemli bir kriter olmalıdır. Marmara gibi yoğun bağlantıya sahip bölgelerde su sorunu daha büyük olabilir; bu yüzden tasarım ve soğutma yöntemlerinin buna göre planlanması gerekiyor.



Kaynak : 