web analytics
Salı, Temmuz 28, 2026
No Result
View All Result
  • Giriş
Türk İnternet
  • Ana Sayfa
  • BİLİŞİM
  • e-TİCARET
  • INTERNET
  • TELEKOM
  • YENİ TEKNOLOJİLER
  • Hakkımızda
  • Kişisel Verilerin Korunması
    • Çerez Aydınlatma Metni
    • İlgili Kişi Başvuru Formu
No Result
View All Result
  • Ana Sayfa
  • BİLİŞİM
  • e-TİCARET
  • INTERNET
  • TELEKOM
  • YENİ TEKNOLOJİLER
  • Hakkımızda
  • Kişisel Verilerin Korunması
    • Çerez Aydınlatma Metni
    • İlgili Kişi Başvuru Formu
No Result
View All Result
Türk İnternet
No Result
View All Result

Yrd.Doç.Dr.Kerem Altıparmak; UBHK 2013’de Sosyal Medya ve İfade Özgürlüğü Hakkında Konuştu

Yard.Doç.Dr.Kerem Altıparmak : "İçinde bulunduğumuz ilin (İzmir) Savcılığı işlem yaptı. İşlem yapılan mesajlar arasında şunları görüyoruz : “19.30’da Gündoğdu Meydanı’nda buluşuyoruz” “Gündoğdu Meydanı’nda biber gazı atıldı buraya gelmeyin” “TOMA’lar geliyor, gaz sıkıyor, sopayla kovuyorlar” tarzı paylaşımlar. Bu ifadeler gerçekten iddia edildiği gibi 214 ve 217’ye uyabilir mi? 214 ve 217’yi yorumlarken mahkemeler İnsan Hakları Hukuku ve biraz önce söylendiği gibi ifade özgürlüğünü dikkate almak durumundalar. İfade özgürlüğü açısından WiFi şifreleri vermek, verilen kişinin bir itirazı yoksa, ne nefret söylemidir, ne şiddetle doğrudan bir bağı vardır, ne de herhangi bir kişinin kişilik haklarını, hak ve özgürlüğüne müdahale ediliyordur. Ama siz devamlı bir soruşturma açılacağını söylüyorsanız ve insanların bu tür ifadelerden dolayı soruşturulma ihtimalinden devamlı bahsediyorsanız, vatandaş durmadan paylaştığı Facebook, Twitter bilgilerini soruşturma konusu olacak olgusu ile yazmaktan çizmekten görüşünü ifade etmekten çekiniyorsa siz bunun hangi somut suça vücut verdiğini ortaya koymadan devamlı “Soruşturuyoruz, beş milyon tweet aldık, on milyon tweet aldık,” diyorsanız insanların ifade özgürlüğünü tehdit eder hale gelmişsiniz demektir."

Fusun S.Nebil-Fusun S.Nebil
1 Temmuz 2013
- Genel
0
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşLinkedin'de Paylaş

Gezi olayları ve sonrasındaki protestolar sürerken, önemli bir tartışma “Sosyal Medya” konusunda süregidiyor. Geçen hafta İzmir’de gerçekleştirilen 3cü Uluslararası Bilişim Hukuku Kurultay’ının (UBHK) panellerinden birisi “Sosyal Medya ve İfade Özgürlüğü” konusundaydı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak konuşmasında pek çok güncel konuya işaret etti.

Altıparmak, Mobese kameralarının hukuki mevzuatı konusuna, Nijerya’lı göçmen Festus Okey, Reyhanlı patlamaları gibi olaylar tarafından yorum getirdi. Gösteri özgürlüğüne de değinen Altıparmak, “Trafik tıkandı tazyikli su sıkacağım, gaz sıkacağım diyemezsiniz” derken, sosyal medyada geriye yönelik işlem yapmanın hukuki bir dayanağı olmadığına işaret ediyor.

Altıparmak, wifi şifrelerini vermek gibi konularda tutuklama yapılacağı notlarına karşı ise, asıl bunun 214 ve 217’ye gireceğini belirtiyor.

Biz de turk-internet.com okuyucuları için bu konuşmayı videoya aldık. Konuşmada Altıparmak şunlardan bahsetti :


    Youtube gelsin vergi versin meselesi nerede çıktı ona bakmak lazım. Gerçekte sorun vergi filan değildir. Youtube Türkiye’de iki yıldan fazla erişime engellendi. O zaman birdenbire erişim engellemelerinin hukuksallığı konuşulurken, “önce gelsinler vergi versinler” denmeye başlandı.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ifade özgürlüğü ve toplantı ve gösteri yürüyüşüne ilişkin içtihatta önemle altını çizdiği bir şey var. Usule ilişkin getirilen kurallar dolaylı yoldan ifade özgürlüğünü, toplantı ve gösteri yürüyüşünü yasaklayacak araçlara dönmemelidir.

    Ama burada niyet gayet açık! O gün Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım; “Twitter’dan verileri istedik, vermedi” diyor. Az önce baktım, Facebook da vermediğini açıklamış çünkü aksi yönde bilgiler vardı. Yine “Hemen gelsinler vergi versinler” diyor.

    Çünkü gelirlerse, sıkıştırıp onlardan o bilgileri alabileceğine dair bir ümit var. Mesele verginin verilmesi değil. Öyle olsaydı kritik kriz noktalarında çıkmazdı. Youtube’un erişime kapatıldığı sırada veya Twitter’dan verilerin alınmadığı sırada gündeme gelmezdi.

    Onun için bu ifadeler, dolaylı yoldan ifade özgürlüğünü nasıl sınırlandırırız, kişisel verileri nasıl elde ederiz taktiklerinin bize farklı bir şekilde sunulmasıdır.

    Panelde benim konuşmamın başlığı, “Sosyal medya ve ifade özgürlüğü, Gezi sonrası değerlendirmeler”di. Mehmet Ali (Köksal) dedi ki; “Bu ikinci kısmı koyarsak bazı insanlar katılamayabilir. Biraz sonra söyleyeceğim ‘chain effect’ yani dalga etkisi, Gezi’nin adının görülmesi bile bazı insanların bu toplantıya katılmasına engel olabilir” dedi. Ben de dedim ki; “O zaman bir koşulda gelirim; gelirim, senin beni sansürlediğini söylerim, otosansürün nasıl işlediğine somut bir gösterge olur.”

    Şimdi söylüyorum ben Gezi sonrası değerlendirmeleri niye yapacağım? Çünkü Gezi sonrası sıklıkla bu Twitter’ın sosyal medyanın ne kadar kötü bir şey olduğu bunun sınırlandırılması konusunda öneriler sürülüyor. Hâlbuki Gezi olayları bize başka korkunç şeyleri gösterdi. Ben sosyal medya kısmına geleceğim ama ondan önce mesela Kolluk Mevzuatı’nın ne kadar korkunç olduğu karşımıza kondu.

    Kolluk Mevzuatı durmadan bize hatırlatıyor: “2911 sayılı yasaya göre böyle toplanamazsınız, parkta da toplanamazsınız, gece on birden sonra toplanamazsınız, şurada toplanamazsınız, burada toplanamazsınız.” Tamamı, İnsan Hakları Hukuku’na aykırı.

    Evet, Avukat Bey’in dediği doğru, sosyal olaylar bize hukuku tekrar gözden geçirme imkanı veriyor ama ilk akla gelen 2911’i gözden geçirmek değil. 1980 askeri darbesinden sonra çıkarılmış olan 2911 sayılı yasa değil, ilki sosyal medya bir diğeri PVSK. Ne kadar korkunç bir hükümetle karşı karşıya olduğumuz ortada. Keza 1930’lardan kalan yasa. Veya 5651 yani Kolluk Mevzuatı deyince sadece polis aklınıza gelmesin, daha yakınlarda Ahmet Yıldırım Türkiye davasında 5651’in 8. maddesi, sözleşmeyi açıkça ihlal edildiği tespit edilmişken bu değil ama sosyal medya akla geliyor.

    Şimdi asıl teknoloji yeniliği olarak sadece sosyal medya da değil birkaç noktaya daha vurgu yapmak istiyorum çünkü dün sabah uçağa binip buraya gelinceye kadar o kadar çok şeyle karşılaşıyorsunuz ki iki günlük konuşulan şey görüntüler. Bazı görüntüler olduğu, büyük elçilere bazı görüntüler seyrettirildiği hatta Hülya Avşar’a da o görüntülerin seyrettirildiği, onun için fikrini değiştirdiği söyleniyor.

    Hangi görüntüler, polisin MOBESE kameraları? Türkiye’de MOBESE’lerin hiçbir yasal düzenlemesi yok. Onun için MOBESE kameralar aracılığıyla çekilmiş görüntülerin sosyal anlamda bir olayı çözmekte olduğu kadar hukuksal anlamda da sorun teşkil ettiğini görüyoruz.

    Çünkü yirmi iki küsur gündür süren bir sosyal ayaklanmada bir sürü şiddet vakası göstericiler üzerinde görürsünüz. On beş dakikayı on beş saat çekersiniz. Sorun şudur, karşı tarafın, polis şiddetinin ne kadar kameraya çekildiğini kim denetleyecek?

    Türkiye’deki kameraların, her yerde bulunan kameraların, kim tarafından seyredildiği ne kadar süre kayıt alabildiği, ne kadar süreyle kayıtta tutulabildiği, hangi bağımsız mekanizmalarla izlendiğine dair hiçbir düzenleme yok. Bakın sadece sokaktaki kameralar için değil, yakın tarihte karakoldaki kameralar için sorduk.

    Festus Okey, Nijeryalı bir göçmen. Öldürüldüğü sırada kameralar kapalıydı. Neden kapalıydı? Bilmiyoruz. Çünkü bunun bir mevzuatı yok.

    Bir başka örnek vereyim Reyhanlı patlamaları sırasında elli tane kameranın arızalı olduğu söyleniyor. Kim bunun sorumlusu? Mevzuat olsa bilmemiz gerekir, değil mi? Reyhanlı’daki kameraların sorumlusu kimdir?.

    Bir diğer örnek vereyim: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde yeni verilmiş bir karar. Bir Hayata Dönüş Operasyonu, ismiyle tamamen zıt olan operasyonlar, Kandıra F tipi Cezaevi’ne aktarılan ve orada dayak yediğini iddia edenler şikâyette bulundular. Savcılık Cezaevinden kamera görüntüleri istedi, Cezaevi diyor ki, “Üç ay içerisinde siliyoruz.” Hangi kurala göre, belli değil. Neden, çünkü bu kolluk mevzuatını değiştirirseniz tamamıyla bambaşka görüntülerle karşı karşıya kalma olasılığı var.

    Sosyal medya biraz sonra geleceğim, burada bu resmi tersine çevirme imkânı sundu. Çünkü farklı görüntüleri de paylaşabiliyorsunuz. Ethem Sarısülük’ün öldürülme görüntülerini görebiliyorsunuz. Antalya’da yirmi tane polisin iki çocuğu döve döve üstüne üstlük hiçbir direnç yokken gözaltına almasını MOBESE’ler yakalayamaz. MOBESE’leri isterseniz kapatabilirsiniz ama başka bir kamerayla yakalayıp hemen sosyal medyada yayma imkânına sahipsiniz.

    Biraz önce avukat beyin söylediği şey buraya getirecek bizi. Hakikatin ortaya çıkmasıyla bundan elde edeceğiniz faydayla, bazı yanlış bilgilerin, –ki varlar doğal olarak– haksız suçlar arasındaki dengenin ne kadar kritik olduğunu bize gösteriyor. Kandıra Cezaevi’nde dayak yiyip işkence gören, o kadar aleni kayıtlar olmadığı için kanıtlayamıyor.

    Ama şimdi Antalya’daki o görüntülerin sosyal medyada yayınlanması sayesinde soruşturma açılması –gerçi Sarısülük davasından sonra pek bir iyimser olduğumu düşünebilirsiniz– ihtimali vardır.

    Bir diğer husus sosyal medyaya geçmeden evvel, bu fayda denge analizimizi gösterme açısından bir örnek, barışçıl gösteriler yasaklanabilir mi? Bakın barışçıl gösteri yasaya aykırı olsa bile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, müdahaleyi haklı çıkarmaz diyor. Yani 2911 sayılı yasayı sürekli önümüze koyuyorlar. Kırk sekiz saat içerisinde bildirimde bulunmadın, akşam yaptın, gündüz yaptın, parkta yaptın, kamu alanında yaptın…

    Bu toplantı ve gösteri yürüyüşü barışçıl olduğu sürece müdahale hakkını vermez, neden? Çünkü aslında kamu düzeni denilen şey tam da toplantı ve gösteri yürüyüşünün barışçıl yapılabildiği ve kolluk güçlerinin bunu koruduğu şeydir. O nedenle barışçıl bir toplantıya müdahalenin ancak onun kadar güçlü bir hak ve özgürlüğün iddia edilmesi nedeniyle başvurulabilir.

    Türkiye’yi hayati bir şekilde ilgilendiren bir olayla ilgili gösteri yapılıyorsa, “Trafik tıkandı tazyikli su sıkacağım, gaz sıkacağım,” diyerekten barışçıl bir eyleme müdahale edemezsiniz.

    Ancak “o derece güçlü bir hak ve özgürlüğün sınırlandırıldığı”nı ortaya koymanız lazım. Trafik tıkanması on binlerce insanın hayati meseledeki müdahalesinde aynı hak ve özgürlük düzeyinde değildir.

    Şimdi buradan ifade özgürlüğüne daha doğrusu sosyal medyaya dönersek… Sosyal medya meselesi de benzer bir şekilde gündeme geldi. Dedik ki’ yahu sosyal medyada korkunç şeyler oluyor, yalanlar söyleniyor vs.

    Bunun için de şu yorum ve önerinin yapıldığını görüyoruz. Yorum beyan ediliyor diyeyim. Mesela Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binalı Yıldırım diyor ki; “Acaba olanlarla ilgili sosyal medya hangi ölçüde ne kadar düzgün kullanıldı? Bu sosyal medya olayları provoke etme ve yalan yanlış haberleri yayarak insanları galeyana getirme konusunda bir erişime sebep oldu mu, bunların çok iyi irdelenmesi lazım,” veya Vali Mutlu diyor ki; “Emniyetin yetkilileri sosyal medya üzerinde ters algı yaratmak isteyen kişilere karşı operasyon düzenleyecek.” Bu da yetmiyor; AKP’nin Sosyal Medya Bakan Yardımcısı Ali Şahin diyor ki, “Yalan ve iftira dolu provoke edici bir tweet bomba yüklü bir araçtan daha tehlikeli.” Bu tabi daha önceki İçişleri Bakanı’nın kitapla bomba benzetmesini anımsatıyor. “Son yaşananlar gösterdi ki sosyal medyada da düzenleme yapılması gerekiyor.”

    Şimdi buradan iki yolun alındığını görüyoruz. Bir tanesi bugüne kadar söylenenlere ilişkin geriye yönelik işlem yapmak. Bir diğeri de bundan sonra yeni bir düzenleme yapmak.

    Bundan önceki gerçekleşenlere ilişkin yapılacak soruşturma neye dayanacak? İlk olarak ortaya şu çıktı: Türk Ceza Kanunu’nun 214 ve 217. maddeleri. Şimdi ilginçtir, bu maddeler bu tip durumlarda daha önce kullanılmazlardı. Dördüncü yardım paketiyle aslında çok sayıda ifade özgürlüğü hükmüne müdahale yapıldığı için aklımıza gelmeyen yeni iki hükmün karşımıza çıktığını görüyoruz. 214. ve 217. maddeler.

    214’te ilgili olduğunu düşündüğümüz hüküm şu: Suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 217. madde ise, “Halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik eden kişi tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır,” diyor.

    Şimdi bu hükümler orada kalmadı. İçinde bulunduğumuz ilin (İzmir) Savcılığı işlem yaptı. İşlem yapılan mesajlar arasında şunları görüyoruz. Somut olarak yazdım ama siz de hatırlayacaksınız. Direniş için kullanılabilecek WiFi şifreleri, mesela biri bu. “19.30’da Gündoğdu Meydanı’nda buluşuyoruz.” “Gündoğdu Meydanı’nda biber gazı atıldı buraya gelmeyin.” “TOMA’lar geliyor, gaz sıkıyor, sopayla kovuyorlar,” tarzı paylaşımlar.

    Şimdi bu ifadeler gerçekten iddia edildiği gibi 214 ve 217’ye uyabilir mi? 214 ve 217’yi yorumlarken mahkemeler İnsan Hakları Hukuku ve biraz önce söylendiği gibi ifade özgürlüğünü dikkate almak durumundalar. İfade özgürlüğü açısından WiFi şifreleri vermek, WiFi şifremi niye verdin diyen varsa o ayrı mesele ama WiFi şifrelerini vermek, verilen kişinin bir itirazı yoksa, ne nefret söylemidir, ne şiddetle doğrudan bir bağı vardır, ne de herhangi bir kişinin kişilik haklarını, hak ve özgürlüğüne müdahale ediliyordur.

    Yard.Doç.Dr.Kerem Altıparmak – Sosyal Medya ve İfade Özgürlüğü from Noete.com on Vimeo.

    Ama siz devamlı bir soruşturma açılacağını söylüyorsanız ve insanların bu tür ifadelerden dolayı soruşturulma ihtimalinden devamlı bahsediyorsanız, 214 ve 217’yi ve daha da önemlisi insan hakları Hukuku’ndaki ifade özgürlüğüne uygun davranmamakla kalmıyorsunuz.

    Bir bakınız Türk Ceza Kanununun yüz on beşinci maddesi şunu söylüyor: Cebir veya tehdit kullanarak bir kimseyi siyasi sosyal felsefi inanç düşünce veya karakteri açıklamaya veya değiştirmeye zorlayan ya da bunları açıklamaktan yaymaktan men eden kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır diyor.

    Şimdi vatandaş durmadan paylaştığı Facebook, Twitter bilgilerini soruşturma konusu olacak olgusu ile yazmaktan çizmekten görüşünü ifade etmekten çekiniyorsa siz bunun hangi somut suça vücut verdiğini ortaya koymadan devamlı “Soruşturuyoruz, beş milyon tweet aldık, on milyon tweet aldık,” diyorsanız insanların ifade özgürlüğünü tehdit eder hale gelmişsiniz demektir.

    Bir ikinci husus, evet tweeter veya sosyal medya gerçekten insanların hak ve özgürlüklerini ihlal ettiği için sınırlandırmaya sebep olabilir, ne zaman olabilir ama? Bir gazeteci bir yerden haber bildirdiğinde takipçisi, tweeter takipçisi demiyorum bakın, gerçek insan takipçisi milyonlarca olabilir.

    Bir belediye başkanı, onu hedef gösteriyorsa, orada artık bir ifade özgürlüğü sınırlandırılması söz konusu olabilir. Ama gazetecinin ifade özgürlüğünün değil habercilik yapmasını ve ifade özgürlüğünü kullanmasını engellediği için bu sözü kullanan Belediye Başkanı’nın ifade özgürlüğünün sınırlandırılması söz konusu olur.

    Neden derseniz? Çünkü ben haber yaparsam tekrar on milyon insan Tweeter’da beni en yüksek seviyeye koyacaksa artçı “chain effect” dediğimiz şey budur! Bis için koyulan bu tür bir eylem o başkalarının haber yapmasını engelleyecek noktaya gelir.

    Çok somut bir örnek vereyim: Türkiye’de mahkemelerin dönüp dolaşıp kullandıkları bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı vardır: Zana-Türkiye davası. Zana-Türkiye davası önemli, çünkü Türkiye’nin lehine biten istisnai ifade özgürlüğü davalarından biri.

    Mehdi Zana, Eski Diyarbakır Belediye Başkanı, hapisteyken Cumhuriyet Gazetesi’ne bir demeç veriyor. Ve bu demeci nedeniyle mahkûm oluyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi çok tartışılmakla birlikte kararında şu hususları dikkate alıyor; bu kişinin kim olduğu, yayının nerede yapıldığı ve ortamda kim olduğu çok önemli. Bu Eski Diyarbakır Belediye Başkanı, toplumun üzerinde çok etkisi var, bu ulusal gazetede yayınlanmış ve kitle de buna ulaşabilecek bir kitle. Bu nedenle bir başkası söyleseydi ifade özgürlüğü sınırları içerisinde görülüp cezalandırılmayacak bir ifade ama onun tarafından söylendiğinde cezalandırılabilir.

    İkinci bir husus sosyal medyayla ilgili bu yapılan sınırlandırma taleplerinde dikkate alınması gereken, sosyal medya anlık yazışmaların yapıldığı bir yer. Yine bir AİHM kararından örnek vereceğim. Müslüm Gündüz-Türkiye davası! Televizyonda canlı yayında anlık bir cevapla söylediği ifade nedeniyle Müslüm Gündüz’ün yargılanması ve cezalandırılması söz konusu olduğunda AİHM bu konuyu dikkate almıştı, televizyonun da yaptırıma uğraması açısından.

    İfadenin hangi ortamda ne şekilde söylendiği önemli! Genç bir kişinin “Buraya TOMA’lar geliyor kaçın arkadaşlar” diye tweet atması tam da Müslüm Gündüz örneğinde olduğu gibi anlık bir ifadeye vücut verecektir.

    Onun için sosyal medya yeni demokrasinin çok önemli bir parçasıdır. Bununla ilgili getirilecek düzenlemeler şu hususu dikkate almak zorunda: Bizim hakikate ulaşmamız açısından olağanüstü bir imkân ve araç sunuyor, her türlü konuda.

    Ayrıca karşı cevabı da aynı hızla verme imkânınız var. Beğenmediğiniz şeyi yalan bulduğunuz şeyi anında cevaplama imkânınız var. Burdan yola çıkarak şu söylenemez. İnsanlar sokağa çıkmayacaklardı ki zaten çıktıklarında demokratik haklarını kullanıyorlardı, sosyal medya nedeniyle çıkıyor değiller.

    Ama sosyal medyayı sınırlandırdığınız zaman bu şekilde planlayarak sınırlandırdığınız zaman, hakikati engellemiş olma ümidiniz var. Bir de geleceği ilgilendiren kısmına kısaca bakmak istiyorum. Düzenleme yapılırsa ne yapılacak?

    Benim görebildiğim somut öneri şu, bir tek somut öneri var, Bekir Bozdağ’ın söylediği, “Biz yasaklamayacağız” diyor, “sahte hesapları engelleyeceğiz.” Şimdi sahte hesaplarla kastının şu olduğunu zannetmiyorum. Sizin kalkıp Pierre Loti adına bir hesap açmanız değil. Kastı şu; anonim olan hesapları sınırlandırırım.

    Bunu yaparsa sosyal medya zaten biter. Tweeter üzerinden yapamayacağınız için muhtemelen şöyle bir yasa olacak; “Ola ki yakalarsam sahte hesap kullandığını, cezalandırırım,” diyor. Bu bence kabul edilebilir bir şey değil.

    Şimdi bu yöntemin nasıl olduğuna yani sosyal medyayla ilgili düzenlemenin nasıl yapılmaya çalışıldığına da hızlıca bakmakta fayda var. Hemen akla şu geliyor bu gibi durumlarda; Avrupa ülkelerini incelemeye başlamak. Şimdi Avrupa ülkelerini inceleyerek, temel hak ve özgürlüklerle ilgili bir düzenlemenin yapılması o kadar sakat ki! Her konuda bir örnek bulunuyor. Alkol konusunda İsveç bulunuyor, Youtube kapatılacağı zaman Brezilya bulunuyor, şimdi de aramışlar bulamamışlar anladığım kadarıyla, Nagehan Alçı’nın söylediğinden çıkardığımız Avustralya’da böyle bir şey bulduklarını söylüyorlar. Eğer İngiliz kanunu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırıysa Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’ne aykırıysa bizim Anayasamıza aykırıysa İngilizler düzenledi diye bu geçerli mi olacak?

    Yapacağınız düzenlemenin anayasada ve uluslar arası İnsan Hakları Sözleşmelerindeki temel İnsan Hakları’na uygun olması lazım. Bunun için fellik fellik yasa aramaya gerek yok, anayasada Temel Hak ve Özgürlüklere uygun olması lazım. Uygun davranmak ve bunun yolunu aramak lazım.

    Bu da yetmez, mevcut engelleri 5651’in 8. maddesinde olduğu gibi kaldırmak gerekir. Bunu ben de söylemedim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Ahmet Yıldırım davasında söyledi. Onun için sosyal medyayla ilgili gerçekten düzenleme yapmak gibi bir niyeti varsa bunun mutlaka ve mutlaka İnsan Hakları Hukuku’na uygun olması gerekir.

    İkincisi Türkiye’de zaten bütün teknikler kullanılıyor. Erişime engelleme kullanılıyor, filtre kullanılıyor, Hukuk ve Ceza Mahkemeleri’nin genel yasaları uygulaması söz konusu. Üstüne üstlük de çok ilginç bir şekilde mesela Facebook’ta paylaşımda bulunduğu için meslekten atılan kamuoyu görevlisi var disiplin soruşturmasıyla.

    Veya Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği için Ceza Mahkemeleri tarafından cezalandırılan şeyler var ve en vahim örneği de Fazıl Say ve Sevan Nişanyan örnekleri. Ayrıntısına girmeyeceğim ama kesinlikle din özgürlüğünü korumaya yönelik değil dini korumaya yönelik yorumlanmış Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi 3. fıkrası nedeniyle cezalandırılmaları söz konusu.

    Bu da yetmiyor, bir de sosyal medyayı biraz daha daraltalım demek bu Gezi meselesindeki esas konuyu zaten göz ardı etmektir. Onun için bu üç yönden daraltılmalı, ekstra sınırlandırma gerekçeleriy asla önümüze getirilmemelidir. İfade Özgürlüğünün ölçüsü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından bellidir. Bakın, ‘Not To Be Offended’ diye bir hak kabul edilemez yani, aslında rencide edilmemek, üzülmemek diye bir hak kabul edilemez.

    Ancak, eğer sizin bir ifadeniz başkalarının hak ve özgürlüklerini etkileyen bir niteliğe ulaşıyorsa, bu her bir vakada incelenecek bir şeydir, bu ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına sebep olabilir. Bu nedenle ifade özgürlüğü İnsan Hakları Hukuku açısında nefret söylemi haline geldiği zaman, bu tabii tartışmalı, özellikle Amerikan Hukuku açısından ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadında daraltılmış şekliyle mümkün, şiddetle doğrudan bir bağı varsa, böyle “Gerilla dedin o yüzden terörü destekliyorsun,” tarzında değil, şiddetle doğrudan bir bağı varsa ve başkalarının hak ve özgürlüklerini sınırlandırmak ihtimali varsa bu ifadelerin sosyal medyada kullanılması zaten mevcut mevzuatta da hukuka aykırıdır.

    Bununla ilgili ‘Nasıl yakalarız, nasıl tespit ederiz?’ kısmı delile ilişkindir, daha fazla bunu genişletmeye yönelik bir ihtiyaç olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle sosyal medya ile ilgili açılmış olan tartışma bir ifade özgürlüğü tartışmasına dönüştürülmeli, tam tersine internetten ve genelde Türkiye’deki ifade özgürlüğü, toplantı hakkı nasıl daha geniş olarak kullanılabilir, 2911 nasıl değiştirilmelidir, özgürleştirici olarak, PVS’ler nasıl genişletilmelidir özgürleştirici olarak diye gündemimizin konusu bu olmalıdır diye düşünüyorum. Teşekkür ediyorum.

Etiketler: Haber
Plugin Install : Subscribe Push Notification need OneSignal plugin to be installed.
Fusun S.Nebil

Fusun S.Nebil

Detaylı bilgi için aşağıdaki dünya işaretini tıklayınız.

Lütfen yorum yapmak için giriş yapın.

HAFTANIN ÖNE ÇIKANLARI

  • 13 Yılda 3 Kurum, Aynı Soru: Türkiye Siber Güvenlikte Gerçekten Daha Güvende mi?
  • CIA Ajanı, BAE Yapay Zeka Hedeflerinin Yolunu Açmaya Yardımcı Olmuş
  • Kazalar Sonrası Veriler Kimlerin Eline Geçiyor? KVKK’dan Kazazedelerin Bilgileri İçin İlke Kararı
  • Çin Liderliğinde 29 Ülke, “Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü” Oluşturdu
  • Trafiği ve Dolayısıyla Geliri Azalan Yayıncılar, Google’un “AI Bakışı”na Karşı Tepki Gösteriyor

HAFTANIN KELİMESİ

3GPP

3. Nesil Ortaklık Projesi (3GPP), dünya çapında çeşitli mobil (hücresel) ve telekomünikasyon standartlarını geliştiren ve sürdüren bir grup standart kuruluşudur.

3G ile birlikte kurulmuş ve telekom endüstrisinin Birleşmiş Milletleri diye tanımlanabilir. Sonraki nesiller için de standartları belirlemiştir.

Detayı için Wiki-Turk'e bakınız

İNTERNET HIZI

Türkiye'nin İnternet Hızlarını Dünya ile Karşılaştırmak Kaynak : https://www.speedtest.net/global-index#mobile
Facebook Twitter LinkedIn

Son Yorumlar

  • ICANN, Yeterince Temsil Edilmeyen Toplulukları Yeni gTLD Başvuru Destek Programı İle Güçlendiriyor için Tolga Kaprol
  • BTK, Yabancı e-SIM Firmalarını Engelledi için Bulent SEN
  • Sahibinden.com Domain’inin Güncellenmesi Unutulmuş için Tolga Kaprol
  • İngiliz Düzenleyici Ofcom, Bulut Servislerini ve Akıllı Cihaz Pazarını Soruşturuyor için Tolga Kaprol
  • Seçim Yaklaşırken, Kişisel Veriler Kötüye Nasıl Kullanılır? için [email protected]
Plugin Install : Subscribe Push Notification need OneSignal plugin to be installed

© Copyrights 2000-2025 - Bu sitede yayınlanan haber/söyleşi/makale ve bilgilerin tüm hakkı turk-internet.com'a aittir.

Tekrar Hoşgeldiniz!

Aşağıdan hesabınıza giriş yapınız

Şifremi unuttum?

Şifrenizi geri alın

Lütfen şifrenizi resetlemek için kullanıcı adı veya email adresinizi girin.

Giriş yap
No Result
View All Result
  • Ana Sayfa
  • BİLİŞİM
  • e-TİCARET
  • INTERNET
  • TELEKOM
  • YENİ TEKNOLOJİLER
  • Hakkımızda
  • Kişisel Verilerin Korunması
    • Çerez Aydınlatma Metni
    • İlgili Kişi Başvuru Formu

© Copyrights 2000-2025 - Bu sitede yayınlanan haber/söyleşi/makale ve bilgilerin tüm hakkı turk-internet.com'a aittir.

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Gizlilik Bildirimi.