Ekim 2025’de ABD Dış İlişkiler Konseyi (CFR) Görev Gücü “ABD Ekonomik Güvenliği: Geleceğin Teknolojileri Yarışını Kazanmak” başlıklı bir rapor yayınladı. Raporda, yeni nesil teknolojiler (özellikle yapay zekâ, kuantum teknolojileri ve biyoteknoloji) üzerindeki stratejik rekabetin halihazırda devam ettiği ve ABD’nin bu alanlardaki liderliğinin, özellikle Çin Halk Cumhuriyeti’nden gelen tehditler nedeniyle gerçek bir tehdit altında olduğu kaydediliyor.
Üç temel güvenlik açığı kategorisi vurgulanıyor:
- Yatırım Eksikliği : ABD, uzun vadeli ufuklar ve yüksek risk nedeniyle özel sermayenin çekimser davranması nedeniyle önemli alanlarda (örneğin kuantum, biyoteknoloji) geride kalıyor.
- Tedarik zinciri bağımlılıkları : Kritik girdiler (yarı iletkenler, biyoteknoloji, nadir toprak elementleri vb. için) dost olmayan veya düşman (özellikle Çin) bölgelere aşırı derecede bağımlı.
- Kontrol ve yönetişim boşlukları : İhracat kontrolleri, yatırım taraması ve özel sektör ile hükümet arasındaki koordinasyon, hızla gelişen teknoloji ve tartışmalı tedarik zincirleri karşısında yetersiz kalıyor.
Raporda, ABD ve müttefiklerinin öncülük etmesi halinde, 2040 yılında yapay zeka, kuantum ve biyoteknolojinin birlikte toplam yıllık 29 trilyon dolara kadar gelir sağlayabileceğini tahmini yer alıyor.
Geride kalmanın yalnızca pazar payı kaybı olmadığı, aynı zamanda rakiplere küresel standartları şekillendirme, tedarik zincirlerine hakim olma ve hatta askeri veya çift kullanımlı avantajlar elde etme olanağı verme riski taşıdığına dikkat çekiliyor.
Rapordaki Öneriler
Raporun ilginç olan yönü, öneriler kısmı. Bir süredir gördüğümüz ABD’nin küreselleşmeyi tersine döndüren çeşitli yaklaşımlarını somutlaştırıyor. Raporda, kritik girdilerin (örneğin, yarı iletkenler, baskılı devre kartları, kimyasallar) üretiminin ABD’de yerelleştirilmesi ve çeşitlendirilmesi, böylece ABD’nin tek bir tedarikçiye daha az bağımlı olması önerisi başta olmak üzere, devlet alımları ve özel sektör kapasitesinin artırılması yoluyla kamu hizmeti ölçeğinde bir kuantum bilgisayarının geliştirilmesinin hızlandırılması, ulusal bir gelişmiş biyoüretim merkezleri ağı kurulması, temel biyoteknoloji ve tıbbi girdilerin stoklanması ve özellikle Çin’den temin edilen API ve KSM’lerde (aktif ilaç bileşenleri ve temel başlangıç malzemeleri) dışa bağımlılığın azaltılması, ulusal savunma stoklarının genişletilmesi, izinlerin hızlandırılması ve kaynakların haritalanması ve ikame teknolojilerinin geliştirilmesi için müttefiklerle birlikte çalışılması yoluyla kritik minerallerin güvence altına alınması, bu temel sektörleri desteklemek için ticaret ve STEM (makineciler, elektrikçiler, teknoloji işgücü) alanlarında işgücü kapasitesinin oluşturulması gibi öneriler yer alıyor.
Bütün bunların uygulanması için ise, Ticaret Bakanlığı bünyesinde, “Ekonomik Güvenlik Merkezi” adında özel bir kurumsal mekanizma oluşturulması öneriliyor. Bu merkezin hükümet ve özel sektör sinerjisini, tedarik zinciri istihbaratını, ihracat kontrol uygulamalarını ve sanayi politikasını koordine etmesi isteniyor.
ABD Küreselleşmeyi ve Kapitalizmi Tamamen Terk mi Ediyor?
Bu rapordan ve önerilerden de gördüğümüz şey şu; ABD kendi içine kapanıyor. Öncüsü olduğu kapitalizmin kendisi ya da şekli değişiyor, küreselleşme terk ediliyor ve II. Dünya Savaşı’ndan bu yana hiç olmadığı kadar devlet odaklı, stratejik ve endüstriyel politika odaklı bir modele doğru ilerliyor.
Gerçi Nvidia, OpenAI, Intel, Microsoft, Amazon, Apple, biyoteknoloji şirketleri, kuantum girişimleri vb. özel şirketler hâlâ mevcut ama bunların üzerindeki devlet baskısı ya da desteği de ortada. Örneğin Apple’a üretimi ülkeye geri getir diyorlar. Ya da mobil sektörü göremediği için geride kalan ve yapay zeka sektörüne de adapte olamadığı için zor duruma düşen Intel’i kurtarmak adına % 10 hissesini görülmemiş bir şekilde bizzat ABD devleti aldı. Nvidia’nın Çin satışlarından % 15 pay istendi. Ya da AB, Google’a, Apple’a rekabet cezası verdiğinde, Trump soruşturma açtırıyor. Aynı şekilde Twitter’a mahremiyet cezası verdiğinde bir bakıyoruz, ABD sopa gösteriyor. Yani bu şirketler özel mi? Ya da devlet kontrolünde özel mi?
Amerikalı uzmanlar bunu “ABD, serbest piyasa köktenciliğinden, stratejik kapitalizme” geçiyor şeklinde süslüyorlar. Oysa ABD Yönetimi, 40 yıl boyunca (1980’ler-2020) arasında,
- Piyasa kaynakları en iyi şekilde yönetir
- Hükümet asgari düzeyde müdahale etmelidir.
- Küreselleşme herkesi daha zengin yapacaktır.
diyordu. Şimdi CFR raporu ve daha geniş kapsamlı ABD politikası büyük bir değişimi gösteriyor. Yani ABD artık şunlara inanıyor:
- Piyasalar tek başına yapay zeka, çipler, kuantum ve biyoteknoloji alanlarında liderliği güvence altına alamaz.
- Devlet, stratejik endüstrileri finanse etmeli, koordine etmeli ve korumalıdır.
- Serbest ticaret, Çin’e bağımlılık yaratırsa tehlikelidir.
- Ulusal güvenlik ve endüstriyel rekabet, salt piyasa mantığının önüne geçer.
“Bu devletçiliğe doğru gidiş değil mi?” diye sorulduğunda ABD’li yetkililer, “Değil. Bu, 1980’lerin Amerikan kapitalizminden çok Güney Kore, Japonya ve hatta Çin’in “kalkınmacı devlet” modellerine benziyor. Bu; tedarik zinciri milliyetçiliği, stratejik devlet müdahalesi ya da teknoloji odaklı korumacılık şeklinde adlandırılabilir” gibi ne anlama geldiği tartışılacak kavramları kullanarak, sorudan kaçıyorlar.
Nvidia, Apple, Microsoft, Intel, OpenAI, Hala Özel Sektör Şirketi mi?
Bu şirketler yasal olarak hâlâ özel şirketler; ancak stratejik olarak giderek daha fazla “devlet destekli özel kuruluşlar” (Goverment-backed private enterprises – GBPE’ler) gibi davranıyorlar. Devlet mülkiyetinde değiller, tamamen piyasa odaklı değiller (rekabete karşı korunuyorlar), devlet tarafından yönlendirilen bir teknolojik ekosistemin parçası haline geldiler, geliyorlar. Buna “stratejik kapitalizm” veya “tekno-endüstriyel devlet kapitalizmi” ismi takılıyor.
Kağıt üzerinde hala özel sektör firmaları durumunda. Hissedarları var, hisse senedi ihraç ediyorlar, yönetim kurulları özel, kârları özel yatırımcılara ait. Ama ABD hükümetinin artık “ulusal kritik teknolojiler” olarak adlandırdığı sektörlerde faaliyet gösteriyorlar. Ve bir sektör “kritik” hale geldiğinde, devlet kuralları değiştirebilir deniliyor.
Yani ABD hükümeti ve Kongre, Apple’a Çin’den üretimi geri getirmesi için açıkça baskı yapıyor. Apple yasal olarak mecbur olmasa da stratejik olarak başka seçeneği yok. Ya da Intel %10 devlet mülkiyetinde bir şirket haline geldi. ABD hükümeti, özünde 50-60 yıl bilişimi yönlendiren ama yeni teknolojilere ayak uydurmakta geç kalan Intel’in hala hayatta kalmasına yatırım yapıyor. Çünkü Intel, ABD için Boeing veya Lockheed Martin gibi stratejik bir ulusal varlık anlamına geliyor. Bunlar özel şirket gözükse de, kaderleri tamamıyla ticari değil, politik olarak yönlendiriliyor.
Başka bir örnek, eylül ayında AB, Google’a, Apple’a rekabet cezası verdiğinde, Trump soruşturma açtırıyor. Aynı şekilde Twitter’a mahremiyet cezası verdiğinde bir bakıyoruz, ABD yetkilileri AB yetkililerini azarlıyor. Çünkü “Büyük Teknoloji (Big Tech) şirketleri artık sadece özel bir şirket” değil. “Donanma veya Hazine Bakanlığı gibi ulusal gücün bir yansıması” olarak tanımlanıyor. Bu nedenle AB, Meta, Amazon, Apple veya Google’a ceza verdiğinde, sadece bir şirketi cezalandırmıyor. ABD’nin stratejik nüfuzuna meydan okumuş oluyor. Buna da jeoekonomik devlet yönetimi deniliyor.
Ve.. bunun artık bir Biden veya Trump meselesi olmadığı, ABD seçimlerini kim kazanırsa kazansın artık bu politikaların geçerli olacağı konuşuluyor. Yani ABD ile birlikte artık Tekno-Endüstriyel Devlet çağı denilen bir dönemi konuşuyoruz. Çünkü ABD artık fena halde korkuyor.
Devlet Destekli Yüksek Teknoloji Ekonomisi mi?
ABD korkuyor çünkü Çin bazı alanlarda öne geçmiş gibi duruyor. ABD bu nedenle içer kapanıyor ve “devlet destekli bir yüksek teknoloji ekonomisi” yaratıyor. Yakından bakarsak son 4 yılda ;
- CHIPS Yasası ile yarı iletken endüstrisine 52 milyar dolar destek açıklandı. Yani fabrikaların nereye gideceğini piyasa güçleri değil, devlet sübvansiyonları belirliyor.
- IRA yani temiz teknoloji için 369 milyar dolar planlandı. Devlet öncülüğündeki devasa fonlama özel yatırımı şekillendiriyor.
- Yapay zeka kararnameleri de bilgisayar politikasının millileştirilmesini getiriyor. ABD Hükümeti artık GPU’lara erişimi stratejik bir varlık gibi düzenliyor.
- Çin’e ihracat kontrolleri ile “piyasalar, gelişmiş çipleri kimin satın alacağına karar veremez; kararı Washington verir” diyorlar.
- Çipler, ilaçlar ve malzemeler için Savunma Üretim Yasası çıkarıldı yani üretime doğrudan devlet müdahalesi var.
Bunlar genellikle devlet öncülüğündeki ekonomilerle ilişkilendirilen araçlar. CFR raporu açıkça “Piyasalar stratejik teknolojilere yeterince yatırım yapmayacak. ABD hükümeti müdahale etmeli.” diyor. Bu “devletçilik” mi? Kesinlikle evet çünkü ABD hükümeti; bir yandan ulusal teknoloji şampiyonlarına sahip olurken, diğer yandan üretimin yeniden yerelleştirilmesi ve tedarik zinciri kontrolünü sağlıyor, devlet öncülüğünde Ar-Ge, jeopolitik olarak uyumlu ticaret ağları, “güvenilir ortaklar” ve “stratejik rakipler” konularını masaya koyuyor.
Kelime dağarcığımıza ve dünyanın ekonomik yönetimine yeni kelimeler katılıyor. Akademisyenler artık ABD modelini farklı farklı kelimelerle tanımlıyor:
- “Demokratik Endüstriyalizm”
- “Ulusal Güvenlik Kapitalizmi”
- “Tekno-Endüstriyel Devlet”
- “Çin Özelliklerine Sahip Kapitalizm” (yarı şaka, ancak politika çevrelerinde giderek daha fazla kullanılıyor)
Sonuçta ABD’nin CFR raporu, ekonomik gücün artık ulusal güvenlikle derinden iç içe geçtiğinin altını çiziyor; geleneksel “ekonomi” ve “asker ve politika” ayrımı artık geçerliliğini yitirmiş durumda.
Türkiye açısından bakarsak, ABD’nin müttefikleri ve ortakları “güvenilir tedarik zinciri” çerçevelerine çekilecek; standartlar ve yönetişim rejimleri değişecek. Biz burada nasıl bir yer bulacağız şimdilik bilinmiyor.



Kaynak : 