1950’lerden bu yana en hızlı gelişen sektör —Moore kanunun da gösterdiği gibi— muhtemelen bilişim ve iletişimdir. Intel’in kurucusu Gordon Moore’un 1965’de bir dergideki makalede ilk kez dile getirdiği Moore Kanunu basitçe “entegre devreler üzerine yerleştirilebilecek bileşen sayısının her 18 ayda bir 2 katına çıkacağını, buna karşılık üretim maliyetinin aynı kalacağını hatta düşeceğini” belirtiyordu (Gerçi son 5-6 yıldır geçerliliğini artık yitirdiği konuşuluyor.
Bu kadar hızlı gelişen sektör, doğal olarak aynı hızla “SATMAK” zorunda. Bu nedenle teknoloji sektörü, halkla ilişkiler ve reklam sektörü ile kolkola çalışır. Teknoloji şirketleri –cafcaflı büyük partiler düzenlercesine– dev lansmanlar (Apple’ın iPhone tanıtımları gibi) ve tanıtım konferansları yapar ve hatta bunları düzenli olarak, yıllık belli tarihlerde düzenlerler.
O nedenle sektörün gazeteciler ile ilişkisi, diğer pek çok sektörün olduğundan daha yakındır ve hatta geliştiricileri (eskiden beta tester’lar) vardır. Bunlar bir yandan tanıtım sağlarlar. Ama bir yandan da, o hızlı geliştirmenin hatalarını tespit etmek üzere ürünün geliştirilmesine katkıda bulunurlar. Çünkü bu hızda geliştirilen ürünlerde zaman zaman önemli sorunlar çıkar (Samsung Galaxy Note 7 ya da AMD AMD, Ryzen 9600X / 9700X işlemci olayları gibi).
Giyim konusunda 20.yüzyıldaki kadar modaya tabi değiliz ama teknolojide kesinlikle modalar var. Bu modalar bahsettiğim halkla ilişkiler ve reklam bağlantıları tarafından bilinçli yaratılıyor. Her dönem moda bilişim kelimeleri var. Bunlar satışı ve pazarlamayı körüklüyor. Çünkü teknoloji kolay anlaşılamayan bir şey ve dolayısıyla bu sözler “büyülü” bir şeyler anlatıyor gibi gözükebiliyor. İnsanlar da birbirini meraklandırıyor. Alın işte : Google Glass.
Modalar ve Hype’lar Arasından Doğru Teknolojiye Ulaşmak
İşte tam da bu yazıda esas dikkat çekmek istediğim nokta modalar ve HYPE’lar. Yani gereksiz olduğu halde “sadece herkeste var” diye alınan teknolojiler ya da yeni teknolojiler konusunda yaratılan “abartı” ve “olmayacak hayaller” dolu bir dünya. Bu hızlı geliştirme yarışında, reklamlardan etkilenen kullanıcılar bazen gereksiz ya da gereksiz büyük teknolojiyi alabiliyor. Bazen de üreticiler olmadık hayaller kuruyor ya da bile bile uçuk sözler veriyorlar. Örnek mi? Alın size 5 örnek;
1- Metaverse :
2021’de Mark Zuckerberg tanıtım yaptığında, “artık hepimiz Metaverse’de yaşayacağız” gibi abuk bir söylem vardı. Bu nedenle Metaverse’de arsa alanlar mı istersiniz, banka şubeleri mi açılmadı, defileler mi yapılmadı.
Ülkemizde tuhaf bir kitle de var. Yeni moda ne varsa üstüne atlayıp, onun uzmanı olanları kastediyorum. Bunların yarattığı abartı da önemli bir sorun. Bilip, bilmeden hikayeler uydurabiliyor ve gereksiz yatırıma yönlendirebiliyorlar. Mesela 2-3 yıl önce kerametleri kendilerinden menkul “metaverse uzmanları” çıkmıştı. Şimdi neredeler ya da acaba neyin uzmanı durumundalar acaba.
Pekiiiii dönelim, bakalım; bugün Metaverse alanında, ne noktadayız derseniz? En hızlı döneminde 2022 yılbaşında, Avrupa Birliği gençlerini mutlu etmek için 24 saat süren Metaverse Partisi düzenledi. Ama 500 milyon nüfusu olan AB’den katılım 24 saatte sadece 675 oldu. Zaten aynı günlerde Metaverse’e giren sayısı da tüm dünyada günlük 38 kişi olarak tespit edilmişti.
Diğer yandan çeşitli “Verse (mesela Nvidia’nın Omniverse’si)” platformlarına günlük katılımlara bakıldığında da 38 – 275 ya da 522 gibi sayılar görülünce, Metaverse’ün tüm reklamlarına rağmen yeterince popülariteyi yakalayamadığını anlaşıldı ve artık konuşmuyoruz bile.
Bunun bir nedeni de, teknik olarak henüz çok kullanışlı olamayışı idi… Gelecek açısından bakıldığında ise, tabii ki Metaverse hala geliştiriliyor ve çeşitli konularda gayet iyi kullanılabilecek bir teknoloji. Burada anlatmaya çalıştığımız şey, olduğundan fazla gösterilmesi yani “Hype” durumu. Nitekim, bilmem kaç bin $’a arsa alanların bugün ne yaptıklarını merak ediyorum şahsen.
2- Google Glass :
Google Glass ne kadar havalıydı değil mi? Konferanslarda tek gözü üzerinde bir kutucuk olan Google Glass ile katılanlar filan. Acaba ne görüyorlardı, hep merak ettik.
Google Glass, 2013’de duyuruldu. 2015’de iptal edildi. 2017’de yeniden ele alındı ama 2023’de kesin olarak öldürüldü. Güya Terminatör gibi olacaktı yani karşısındaki kişi ya da olayları anında çözümleyecekti ama “Hype” kaldı. Bir gün döner mi? Kimbilir?
3- Sosyal medya süper iletkeni
Temmuz 2023’de Güney Kore’den LK-99 adlı maddenin oda sıcaklığında süper iletken olduğuna dair haberler yayılmaya başladı. İlk olarak, sosyal medyada bir mıknatısın üzerinde yüzen bir parça malzemenin çevrimiçi videosuyla ortaya çıktı.
Eğer var olsaydı, yeni tip pillerin ve güçlü kuantum bilgisayarların mümkün olmasını sağlayacak ve nükleer füzyonu gerçeğe daha da yaklaştıracaktı. Bu nedenle heyecan yarattı. New York Times muhabiri Kenneth Chang, LK-99’u ”Yazın Süper İletkeni” olarak adlandırdı. Ancak gerçek fizikçiler ilgilendiğinde anlaşıldı; LK-99 diye bir süper iletken yokBir sosyal medya hoşluğu olarak unutuldu.
4- 10 Milyar $’lık Theranos Palavrası
Ama herhalde en ilginci, birkaç damla kan üzerinden tüm hastalıkları tespit ettiği öne sürülen teknolojiydi. 2003 yılında 19 yaşındaki Elizabeth Holmes tarafından kurulan Theranos, risk sermayedarları ve özel yatırımcılardan —ne şaşırtıcı ama— 700 milyon ABD dolarından fazla para topladı ve 2013 ve 2014 yıllarında zirveye ulaştığında, şirkete 10 milyar dolar değer biçildi.
Şirket, güya kendi geliştirdiği kompakt otomatik cihazlar kullanılarak, çok az miktarda kan ile hızlı ve doğru bir şekilde tüm testleri yapabildiğini iddia ediyordu. 2015 yılında bir gazetecinin sorgulaması ile palavra çöktü. Holmes ve erkek arkadaşı da olan Hintli şirket başkanı şimdi dolandırıcılık başta olmak üzere çeşitli suçlamalar sonucu hapisteler.
5- 5G’nin Latency ve aynı anda kullanıcı sayısı hayalleri
2015 yılında toplanan 3GPPP komitesinin 5G için belirlediği 2 önemli kriterden bahsedelim. Bunlar 1 ms’lik geri cevap süresi (latency) ve aynı anda bir stadyum dolusu kullanıcı sayısı idi. Peki 2024 yılındayız, bunlar gerçekleştirilebildi mi?
Aşağıda latency konusunda Amerikalı operatörlerin 5G sonuçlarını görüyorsunuz. 10 yıla rağmen 50-60 ms altına inilememiş durumda (laboratuar ortamında 10 ms’ye kadar inildi)

1 ms’lik cevap süresi (latency) mesela otonom araçların trafikte birbirini takibi açısından önemli. Yani öndeki frene bastığında, arkadaki çarpmamak için çok kısa sürede öndekinin durduğunu farketmeli. Diğer yandan bir baz istasyonundan ortalama kullanıcı sayısı 100 civarıyken, 5G’nin bir stadyum dolusu insanı aynı anda haberleştirebileceği hayal edilmişti. Şimdilik bunlar 6G’ye kaldı (acaba 6G’de ne kadar olacak?)
2015’de belirledikleri hedeflere ulaşılamasa da, mevcut 5G’nin daha yüksek hız, daha düşük güç harcama, dengeli bir network, network dilimleme ve güvenlik gibi özelliklerinde gelişmeler olduğunu kaydedelim. Endüstriyel kullanım açısından önemli ve iyi özellikler bunlar.
Tuna Tuğcu hocanın dediği gibi 3G’den itibaren, G’leri kullanıcı talepleri değil, pazarlamacı talepleri yönlendirdi. Ellerindeki yeterli bile olsa, kullanıcılara “daha yüksek teknolojik ihtiyaç” hissettirmeye yönelik bir pazarlamacı ortam var. Geliştirilen çeşitli (mesela video seyretmek için sıkıştırma) teknolojileri de düşünürsek, 4G şebekelerin kullanıcı açısında yeterli olacağını söyleyebiliriz.
Ama bununla Türkiye’deki durumu ve kullanıcıları kastetmiyoruz. Bugün ülkemizin her yerinin 2G, hemen hemen yarısının 3G kapsaması ve ancak % 20-25’inin 4G kapsaması olduğunu belirtelim (her yere 4G yatırım yaptık diye itiraz eden operatörlere hatırlatayım, o halde dünya mobil hız sıralamasında neden 60cıyız). Dolayısıyla fiber hatlara gerekli ve yeterli yatırım yapılmış olsaydı, ayrıca işletmecilik de iyi olsaydı (liyakatlı operatör çalışanları ile); 4G şebekesi ile bireysel kullanıcı ihtiyaçları karşılanabilir durumda olurdu.
Konu başka olsa da, not edelim, Türkiye özelinde sorun, mobil teknoloji eksikliğinden önce, fiber altyapısındaki yetersizlik nedeniyle internet erişim hızı. Özellikle sosyal medya erişimindeki yavaşlık burada sürekli bant genişliği kontrolü uygulandığını da düşündürüyor. Yanısıra ifade özgürlüğü ve sansür sorunumuz var. İnsanların özgürce konuşamadığı yerde 5G değil 8G olsa neye yarar? Tiktok danslarına daha hızlı erişmeye mi?
Şimdi Yapay Zeka Modası
Sözün özü teknoloji harika bir şey ama dikkatli olunması ve “Hype”lara aldanılmaması lazım. Bütün bunları söylememin bir nedeni “Yapay Zeka” salgını. Önüme bugünlerde gelen 10 teknolojik haberin 9’unda gerekli ya da gereksiz Yapay Zeka var. Tıpkı 3 yıl öncenin 10 teknoloji haberinin 9’unda Metaverse olduğu gibi. Bugünlerde konuşma için nereye davet edilsem, talep edilen konu da “Yapay Zeka” oluyor.
Örneğin, 17 ekimde, Ankara’da gerçekleştirilen “Uluslararası Veri Bilimi ve İstatistik Konferansı“nda da “Yapay Zeka ve Etik” panelinde yapay zeka anlatmam istendi. Konuşmacıların diğer 3 tanesi konunun etik ve hukuk tarafına odaklanmıştı. Örneğin, telif hakları ya da otonom araç kaza yaparsa ne olur gibi konulara. Ben de yapay zekanın nereden gelip, nereye gittiğini anlattım. Çünkü hepsinden önce, yapay zekayı doğru yere oturtmalıyız. Yani bu alanda neler olduğunu, değişimin nerede olduğunu ve nereye gidilmekte olduğunu anlamamız gerekiyor.
Bunu özellikle 11 Ekimde —kadın CEO sayısını yükseltmek amacıyla kurulan— “Yüzde 30” kulübünde yaptığım konuşma için “Yapay Zeka” istendiğinde de düşündüm. Çünkü teknoloji harika bir şey olsa da, bol miktarda “HYPE” tabir edilen abartılarla ya da teknik olarak becerilemeyecek şeylerle dolu bir pazarlama dünyası var teknoloji tarafında. Bu nedenle yapay zeka yerine “CEO’ların Teknoloji Alanında Farkında olmaları gereken konular (riskler) nelerdir” başlığını tercih ettim. İçinde Yapay Zeka konusuna yine bu açıdan baktım.
25 Kasımda, suç ve ceza filmleri festivalinde bir paneli yöneteceğim. Orada da konu yapay zeka ve hukuk.
Çünkü 2022’de ChatGPT duyurulduğundan bu yana dünya Yapay Zeka’yı daha fazla konuşuyor. Herkes merak içinde, yapay zeka alanında neler oluyor? Yapay Zeka çağ mı atlıyor ya da atlatıyor mu? Yüksek sesle konuşulan riskler ve etik sorunu nerede ya da niçin yaşanıyor? Bunu bir başka yazıya bırakayım. Ama bu yazıda abartının getirdiği bir hususa işaret etmek istiyorum.
Yapay Zeka Kışları
Hype’lar müşteri olan kişi ya da şirketlere neye mal oluyor ayrı bir konu ama aşağıda da göreceğiniz üzere yüksek beklenti yaratılan ve sonunda bu beklentileri karşılayamadığı farkedilen teknolojiye ilgiyi azaltabiliyor ve bu da belki gelişmesinin önüne geçebiliyor. Zaten bugün “yapay zekalı” diye sunulan bazı haberlere baktığımızda da şüphe duyuyoruz.
Bu noktada “yapay zeka kışları”ndan bahsetmek lazım. 1950 yılından bu yana 2 kere “yapay zeka kışı” olarak adlandırılan dönem yaşandı. Her ikisinin yaşanmasında, sektörün kendisinin ve de onlardan etkilenen medyanın yapay zeka konusundaki abartısının payı yani beklentileri yükseltmesi etkili oldu.
Yapay zekanın başlangıç noktası 1950’ler olsa da, ilginin başlangıç noktası 1930’larda ABD’nin Rus dilini anlık çözmeye (istihbarat) yönelik merakıydı. Yani yapay zeka dediğimizde akla “bir iş yapan algoritma” gelse de, doğal dili yani insan dilini anlamak konusu yapay zekada ana hedeflerden biri oldu. Neredeyse 100 yıldır bunun üzerinde çalışılılıyor. Bu nedenle yapay zeka başarısızlıkları denildiğinde de içine bakarsak genellikle bu dil konusu var.
Yapay Zeka Kışı diye, projelerin başarısızlığa uğraması sonucunda, konuya ilginin, araştırmaların ve fonların azaldığı dönemlerden bahsediliyor. Yukarıda da belirttik, şimdie kadar 2 dönem yaşanmış. Bu dönemlerde yaşanan başarısızlıkları şöyle özetleyebiliriz;
1974-1980 – İlk Yapay Zeka Kışı
1966 – Makine çevirisinin başarısızlığı
1969 – İlk yapay zeka sinir ağlarının beklentilerin altında kalması ve eleştirilmesi
1971-75 – DARPA’nın konuşma anlama programının başarısızlığa uğraması (sadece gramer kurallarıyla dil işlenemeyeceği anlaşılmış)
1973-1974 – DARPA’nın yapay zeka araştırmaları için fonları kesmesi
1987-1993 – İkinci Yapay Zeka Kışı
1980’lerin başlarında uzman sistemlerle sağlanan başarılar yine umutları yeşertmiş. LISP makineleri kullanan uzman sistemlere olan inançla bu sefer Japonlar yapay zekâya önemli fonlar ayırmışlar. Ama 1987 – LISP makine pazarının çökünce yani o zamanki donanımlar ve yazılımlarla başarı sağlanamayacağı anlaşılınca yine kaynaklar kesilmiş.
Bütün bunların sonucunda, o dönemlerde yapay zeka doğal dili anlayamaz fikri oluştu. Ancak bugün burası aşılmış durumda.
Sonunda Yapay Zeka İnsan Dilini Öğrendi
2022’de ChatGPT duyurulduğundan bu yana oluşan yapay zeka hayranlığı ve arkasındaki gelişmelerin temelinde, yapay zekanın artık insan dilini anlayabilir hale gelmesi yatıyor. Bugün Üretken Zeka (GenAI) olarak adlandırılan gelişmenin özeti şu;
- İnsan dilini ve nasıl anlamlandıracağı (aradaki bağlantıları) konusu çözümlendi ve yapay zeka yazılımının kendisine aktarıldı (ya da daha basit anlatımla yapay zeka insan dilini öğrendi)
- Bu sayede internetin üzerinde ya da kendisine özel olarak verilen her türlü bilgiyi okuyabiliyor (yani bir anlamda kendisini eğitiyor)
Ancak tartışmalar sürüyor; yüksek ve genel yapay zekanın yapmakta olduğu ya da ileride yapacağı şeyler konusunda çeşitli fikirler var. Şimdilik sadece AGI konusunu kısaca belirtelim ve bu tartışmaları başka yazılara bırakalım.
Şimdi, başta Sam Altman ve OpenAI olmak üzere yapay zeka geliştiricileri AGI (yapay genel zeka) ve hatta ASI (Süper yapay zeka) üzerinde çalıştıklarını söylüyorlar. Bunlar insan bilişsel yeteneklerine eşdeğer ve zamanla insanların yeteneklerini aşan yapay zeka anlamına geliyor. Yani “Singularity” veya “teknolojik tekillik”, gelecekte yapay zekânın insan zekâsının ötesine geçerek medeniyeti ve insan doğasını radikal bir biçimde değiştireceği de inanılan bir başka şey.
Yazımı şöyle kapatayım; yapay zeka önemli. Bütün dünya yapay zeka konusunda yarışırken, ülke olarak geride kalmamak da önemli. Ama Yapay Zeka konusunda “moda”larla hareket etmemek ve “hype”lara kanmamak lazım. Aksi takdirde yapay zeka konusunda bir şeyleri yanlış anlıyor haline geliyoruz. Bu da gelişmeleri yanlış yönlendiriyor ya da durduruyor. Alın size bugünün haberlerinden yeni bir örnek; ABD’de 78 Yapay Zeka Girişimi şimdiden satışa çıkmış ya da kapanıyor
Bu yazımı buraya kadar okuyan siz, bunu tam da sizin için yazdım ben ; lütfen teknolojiye bakarken, gerekli olanı anlamaya çalışın. Palavralara ve abartılara kanmayın. Ülkemizin bu teknolojilerin çoğunu yurtdışından aldığını ve onların da satmak için bol abartılı reklamlar yaptıklarını lütfen unutmayın.



Kaynak : 